Türk Ordusunun önünden kaçarak ve geçtiği yerleri yakıp yıkarak İzmir’e, denize ulaşabilen Yunan askerleri, bulabildikleri araçlarla kendilerini adalara atmaya çalışıyorlardı.
Limanda bulunan İngiliz gemilerine binmek isteyen yunan askerleri gemilere alınmıyor, binmekte ısrar edip kayalıklarda gemilere yaklaşanlar denize atılıyor… Hatta gemilere hücum eden kalabalığa karşı gemilerden ateş açılıyor.
Yunan ordusunu teşvik edip İzmir’e çıkartan İngilizler, şimdi onları kaderine terk ediyordu. Yerli Rum kayıkçılar da soydaşlarından aşırı ücretler istiyordu.
Huylu huyundan vazgeçmemiş; ABD’nin özellikle Ortadoğu’da kullanışlı aparatların birini alıp birini bıraktığı bu günlerde tarihten bir sayfanın hatırlanmasında fayda umuyorum. Aradan yüz yıl geçmesine karşın ders alınmış görünmüyor da…
Şimdi diğer sayfaya geçiyorum.
Anadolu’yu işgale kalkışan, işgal ettiği her yeri yakıp yıkan Yunan Ordusunun esir düşen generalleri, Türk Başkomutanı tarafından ağırlanıp teselli ediliyordu. Ve hatta Mustafa Kemal İzmir’e geldiğinde kalacağı evin kapısında kendisini karşılayanlar, merdivenlere Yunan Bayrağı sermiş, “Yunan kıralı Konstantin de bu evde kaldı bu merdivenleri Türk Bayrağını çiğneyerek odasına çıktı; biz de onların bayrağını merdivenlere serdik” diyenlere Mustafa Kemal; “Hata etmiş, ben bu hatayı tekrar edemem. Bayrak, ulusunun şerefidir. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez. Kaldırınız.” diyerek Yunan Bayrağını kaldırtmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Anzak analarına mektubunu da hatırlatarak sonuca gelmek istiyorum.
“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Türk Devriminin önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” diyerek, önce ülkesini işgal eden Yunanistan olmak üzere, sınırlarındaki tüm ülkelerle Barış Antlaşmaları imzlamıştır.
Özgür, bağımsız ve barış içinde yaşamak isteğiyle, büyük bedeller ödenerek kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir benzeri yoktur.
Büyük Meydan Savaşı’ndan sonra çevreyi gezen Mustafa Kemal Paşa, gördüklerine, “Bu manzara, insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir” demiştir. Ve savaşın ancak ve ancak vatan savunması için yapılacağının da altını çizmiştir.
O Ulusal Kurtuluş savaşıdır ki, İtilaf devletlerinin desteği ve azmettirmesiyle Yunan Ordusu İzmir, Aydın, Manisa ve Anadolu içlerine doğru işgale başlamış, İstanbul ve Anadolu’nun dört bir yanı İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiş; Kuvayı Milliyeciler, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde, kadın erkek, genç yaşlı özgürlük mücadelesi verirken, bir yandan da 11 Mayıs 1919 – 21 Kasım 1923 tarihleri arasında İtilaf Devletleri ve Osmanlı Sarayı destekli, ülkenin değişik yerlerinde 40 ayaklanma/isyan ile mücadele etmişlerdir.
Ulusal Kurtuluş savaşının bir benzeri olmadığı gibi Türk Devriminin de bir benzeri yoktur.
Cumhuriyet tarihimizin altın sayfalarından seçtiğim bu satırların belleklere kazınması, yüreklerde hissedilmesi gereken günlerden geçiyoruz. Hatırlatayım istedim…

