No Result
View All Result

Emperyalizm, savaş ve barış denklemleri

Ali ÖZSOY by Ali ÖZSOY
16 Mart 2026
in GÜNLÜK
0
Emperyalizm, savaş ve barış denklemleri

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine söylenecek çok şey var. Ancak denklemleri basitleştirmeden, gerçekliği netleştirmeden doğruya doğru yol almak zor. Şimdi bazı basit denklemleri kuralım.

Denklem 1: Ticaret ortaklığının getireceği istikrar kalıcı değildir. Bu yüzden küresel ticaret ve istikrar barışın garantisi değildir. Küresel ticaret bir müddet barışa yol açar, bir müddet sonra gerilim biriktiren fay hattı gibi yeni savaşların yakıt deposudur.

Denklem 2: Küresel büyüme dönemleri eşitsizliğe yol açar. Emperyalistlerden bazıları daha kârlı çıkar. Bu da istikrarı ve küresel ticareti baltalar.

Denklem 3: Küresel ticaret tıkanmaya başlayınca, süreçten zararlı çıktığını düşünen büyük güçlerin bir kısmı, ticari iş birliği stratejisinden ticari rekabet stratejisine döner.

Denklem 4: Gücüne güvenen emperyalist, ticari rekabeti ticaret savaşına çevirir.

Denklem 5: Büyük hegemonik güçlerden biri ticaret savaşını tercih ettikten sonra, diğer güçlerin ve küçük aktörlerin ticari ortaklık stratejisinde ısrar etmesi, anlamsızdır.

Denklem 6: “Ticaret savaşının kazananı olmaz, herkes kaybeder” argümanı saçmadır. Yalandır. Ticaret savaşının kazananı olur. Ticaret savaşları, dünya çapında toplam ticareti hatta ekonomik üretimi düşürse bile altta kalanın canı çıkar, üstte kalanın değil. Üstte kalan ise nispi olarak farkı açar. Kazanan odur.

Denklem 7: Ekonomik güç nispi olarak ölçülür. Kazanan güç, sonra isterse kendi barış ve istikrar dönemini, kendi oyun kurallarıyla başlatır. Küresel ticareti yine coşturur. Kimsenin toplam ekonomiyi veya refahı arttırmak gibi bir nihai hedefi yoktur.

Denklem 8: Kısaca döngü şöyledir. Savaş => Barış => İstikrar=> Ticari Ortaklık => Büyüme => Eşitsiz Büyüme => Ticari Rekabet => Ticaret Savaşı => Savaş.

Denklem 9: Döngü bitince, yeni savaşın yeni galibi kendi barış döngüsünü başlatır. Herkes ona tâbi olur. Yeni eşitsizlikler başlar. Bir sonraki savaşın tohumları atılır. 19.yy’da İngiltere, bu döngüyü üç kez en tepede atlattı. 1945’ten beri ABD, tepede tutunmaya çalışıyor.

Denklem 10: Bugünün ekonomik ortakları, yarının savaşan düşmanlarıdır. Kapitalizmin küresel ticaret ile dünya barışını sağlama ideali, bir ütopya bile değildir. Sadece o anki egemenin meşruluk iddiasıdır, geçici taktiğidir.

Denklem 11: Bir kere döngünün ticaret savaşı ve askeri saldırganlık evresine girdiysek, çarkı tersine çevirmek çok zordur. Trump bir yol kazası değildir. Hitler de değildi. Dönemin ruhuna uygun tiplerdir.

Denklem 12: Ticaret savaşı gümrük vergileri ile yapılmaz. Gümrük vergileri ile yapılan, ticari rekabettir. Ticari savaş, ticaret yollarında askeri güçle tekel kurarak yapılır. ABD’nin yaptığı da budur.

Denklem 13: Ticaret savaşı, askerî savaşlara yol açar. Bunu göze alan emperyalist, ticaret savaşından galip çıkar. Bu yolun riski, bölgesel savaşlarla yıpranmak ve hatta savaşlar kaybederek, kendi başlattığın kavganın altında kalmaktır.

Denklem 14: Ticaret savaşları başlatan askerî güce başka bir dev askerî güç karşı çıkarsa, bu çatışma dünya savaşına yol açabilir. O zaman en tepedeki güç devrilebilir. Ama sadece ekonomik başarıyla kimse ABD’yi deviremez. Tahttan indirmek için askerî üstünlük sağlamak şarttır.

Denklem 15: Şu anda ABD’nin askerî gücüne karşı çıkıp dünya savaşına kadar gerilimi tırmandıracak başka bir emperyalist güç bulunmamaktadır. Rusya ve Çin’in İran’ı desteklememesi sadece güvenilmez emperyalistler olmalarından değil, güçlerinin yetmemesindendir. Yoksa Rusya, Ukrayna’da yaşadıklarının, Çin ise Panama ve Venezüella’daki tokadın intikamını almayı tabii ki ister.

Denklem 16: Askerî güç, ekonomik gücün sonucu, bağımlı değişkeni olarak düşünülmemeli. Askeri güç, ekonomik egemenliğin doğrudan girdisidir.

Denklem 17: Askerî gücü kullanmayı bilmeyen, kullanmayı göze almayan, kullanmayan, “ekonomik mucizesini” sürdüremez. Bu yüzden “Çin ekonomisi çok daha güçlü, o yüzden ABD tepetaklak gidecek” tezleri yanlıştır. Almanya 1990’larda, Japonya 1980’lerde, İngiltere 1970’lerde yarıştan elendi. Çünkü ekonomik başarı dönemseldir. İşler yolunda gitmediğinde askerî güç kullanmaya cesaret edemeyen, geriye düşer.

Denklem 18: ABD’ye oranla savunmaya harcama yapabilen tek ülke şu anda sadece Çin’dir. Yine de Çin’in savunma harcaması, ABD’nin 4’te 1’i kadar bile değildir. ABD ve Çin’in 2024 yılındaki toplam askerî bütçesi, tüm dünyanınkinin tam olarak %50’sidir. Dünyadaki yaklaşık 2,5 trilyon dolarlık yıllık askeri harcamanın %40’ı ABD’ye aittir.

Denklem 19: Küresel askeri hegemonya açısından ise en önemli olan unsur donanmadır. ABD’nin 11 uçak gemisi vardır. Çin’in ise 3 uçak gemisi bulunuyor. ABD’nin bir uçak gemisindeki uçak taşıma kapasitesi, şu anda Çin’inkilere göre iki kattır. ABD donanmasının toplam gücü, Çin, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya ve Rusya’nın toplam donanmasının 1,5 katıdır.

Denklem 20: Ticaret savaşı ve sömürgeci rekabet, donanma ile verilir. Bu yüzden ABD, Çin’i bir haftada Panama’dan kovdu. Bir ayda da Venezüella’dan. Çin ise hiçbir şey yapamadı. Tek bir uçak gemisi, Hawaii’nin doğusuna doğru gösteri için bile gidemedi.

Denklem 21: Kolay başarı, askeri saldırganı kışkırtır. Bu yüzden Trump’un ülke içinde siyasi kaybına yol açsa bile İran’a saldırması anlaşılabilir. Çünkü Hürmüz Boğazı’na Çin’in donanma gönderemeyeceği de belliydi.

Denklem 22: Dünyayı tek başına ABD yönetmiyor. ABD, dünyanın en güçlü egemeni. Gücü yettiği kadar yönetiyor. Rusya, Çin ve AB emperyalistleri de askerî saldırganlık dönemine girdiler.

Denklem 23: ABD’yi İsrail yönetmiyor. Yahudiler de yönetmiyor. Beş tane aile de yönetmiyor. ABD siyasî üstyapısında kök salmış oligarşi yönetiyor. ABD’nin Panama, Venezüella ve Grönland’a sulanması son derece mantıklıdır. Ancak İran’a saldırması bir riskti. Bunu da belli ki Pentagon istedi.

Denklem 24: Trump ise İsrail’in adamı değil. Ancak savaş planlarını İsrail’in istediği yönde değiştirdi. Çünkü onu Epstein ile yakaladılar. Epstein ise MOSSAD’ın değil CIA’nin ve Pentagon’un adamıydı.

Denklem 25: CIA, MOSSAD, FSB, MI5 veya MİT elbette siyasete yön vermek ister. Siyasetçileri yönetmenin en kolay yollarından biri kaset siyasetidir. Dünya siyaseti çok karışık değildir. İllimunati’ye, Mason komplosuna, “satanist kabal”a falan gerek yoktur. Epstein ise Donald Barr’ın gençken bulduğu, İran-Kontra operasyonuyla öne çıkmış bir elemandır. Donald Barr demek CIA demektir.

Denklem 26: ABD, küreselleşmeden çok faydalandı. Küreselleşme döneminde (1990 sonrası) dünya ekonomisindeki büyümenin yaklaşık %50’si ABD ve Çin’e aitti. Ama 2008 Dünya Finansal Krizi’nden sonra küreselleşme Çin’e daha çok yaramaya başladı. Eşitsiz büyüme tüm dünyanın aleyhine ve bu ikisi lehineyken, 2008 sonrası Çin’in nispi kazancı ABD’ye göre çok daha fazla arttı. Küreselleşmeyi başlatanlar, 2008’den sonra bitirmeye karar verdi.

Denklem 27: ABD’yi Demokratlar ve Cumhuriyetçiler değil, şu an için Pentagon ve CIA yönetiyor. Özellikle 6 Ocak 2020’deki Trump’un başarısız darbe girişimi, ABD’nin rejim krizini derinleştirdi. Devletin çekirdek gücü duruma el koydu.

Denklem 28: Çin ile ticaret savaşı, Afganistan’dan çekilme, Ukrayna ve Doğu Avrupa’ya odaklanma ve BOP sürecinde fazla güçlenen İran’a saldırmak, uzun bir askerî planlama stratejisinin kararlarıdır. Bu askerî-ticari siyasetler, ABD’deki iktidar değişikliklerinden etkilenmiyor. Trump-Biden-Trump idareleri boyunca sabit kaldı. Tıpkı Trump’un başlattığı ticaret savaşını Biden’in devam ettirmesi gibi, Biden’den kendisine devreden askeri planları Trump uygulamaya devam ediyor. Ukrayna’da Trump yeteri kadar aktif olamazdı, Biden işe yaradı. İran saldırısında Demokratlar tökezleyebilirdi, Trump işe yaradı.

Denklem 29: ABD, İran’a sadece İsrail istediği için saldırmıyor. İran gerçekten de nükleer bomba yapsa, bir daha saldıramazlardı. İsrail de gerçekten yok olmaktan korkuyor. Nüfusları azalıyor. Askerî üstünlükleri çok uzun süremez. 20-30 yıl sonra böyle bir ABD de bulamayabilirler. Bu yüzden fırsat bu fırsat Gazze, Batı Şeria, Lübnan, İran demeden ilerlemek istiyorlar.

Denklem 30: Trump, gerçekten de Monroe Doktrini uygulamak ve daha doğal bir sömürgeci strateji yürütmek istiyordu. Küba, Grönland ve hatta Kanada diye ilerleyecekken, İran’a savruldu. Çünkü yineliyoruz, Pentagon-CIA için öncelik buydu. 6 Ocak 2020 Washington Baskını ve Darbe Girişiminden sonra Trump hapse atılmalıydı. Ancak 6 Ocak 2020 faşist darbesine engel olan Pentagon, iktidarı teslim ettiği Demokratların bunu yapmasına izin vermedi. Demek ki -Epstein dosyası elde hazır- bugünler için Trump korundu. Pentagon, donanma üstünlüğü hâlâ elindeyken yapması gerekenleri yapmak istiyor.

Denklem 31: ABD’nin donanmasının üstünlüğü 25 yıl sonra bu kadar belirleyici olmayabilir. Uzay silahlandığında ve balistik füze teknolojisi ilerlediğinde uçak gemilerini batırmak çok daha kolay olacaktır. Bu son saldırıda İran hiçbir ABD uçak gemisine en ufak zarar veremedi. Demek ki şimdilik denizlerde ABD rakipsiz.

Denklem 32: ABD, belasını bulmaz mı? Bulur ama bu bir kara savaşı ile olacaktır. 19. yy. tarzı sömürgeci ticaret savaşları çağına geri dönmek isteyen ABD’nin en büyük zayıflığı budur. 2003’teki Irak ve Afganistan işgallerinde verdikleri büyük kayıplar bunu yapamayacaklarını gösteriyor. Bu ülkeleri yok ettiler ama sömürge yapamadılar. Çünkü ulusçuluk ve ulus devletler çağında direnmek isteyecek en zayıf ulus bile sömürgecileri durduracaktır.

Denklem 33: Bizim çizgimiz Türkiye’nin bütünlüğünü, bağımsızlığını ve genel olarak ulusların bağımsızlığını, ulus devletlerin egemenliğini savunmaktır. Rus saldırganlığına da Çin sömürgeciliğine de ABD işgalciliğine de bu yüzden aynı anda karşı çıkıyoruz.

Denklem 34: İran’daki rejim ise Kafkasya’da Rus emperyalizmi, Batı emperyalizmi ve Ermenistan ile Azerbaycan’a karşı saldırganlık yaptı. Ermenilerin Karabağ Türklerine yönelik soykırımını destekledi. Irak’ı ABD ve İsrail ile parçaladı, hatta talandan ana payı kaptı. Emperyalizmin Ortadoğu’yu mezhep çatışmalarıyla bölmeye yönelik tüm planlarının ortağı oldu. İran’ın antiemperyalist bir cephe oluşturamamasının sebebi budur.

Denklem 35: Irak bölünürken İran rejimi emperyalizm ile ortaktı. Azerbaycan bölünürken ortaktı. Yemen bölünürken ortaktı. Suriye bölünürken ortaktı. Lübnan bölünürken ortaktı. Şimdi “neden İran yalnız” diye şaşıranlara, biz şaşırıyoruz.

Denklem 36: Emperyalizme karşı çıkmak ile gericilik ve faşizme çanak tutmak aynı anda mümkün olamaz. Nasıl “Türkiye’yi savunduğumuz için BOP Eşbaşkanı AKP iktidarına karşıyız, asıl vatanseverlik AKP-MHP-PKK ittifakına karşı çıkmaktır” diyoruz, aynı şekilde İran’ı savunmak için de BOP’un diğer ortağı mollalar ile İran halkını ayırmamız şarttır.

Denklem 37: Emperyalist ülkeler hariç, devletlerin bölünmesine genel olarak karşıyız. İran ise parçalanmadan var olacaksa, seküler bir ulus devlet olmalı. 30 milyon Türk’ü ulusal tahakküm altında tutmamalıdır. Fars şovenizmi ve mezhepçi köktendincilik yapan bir rejimin parçalanmasının sorumlusu biz değiliz. Ne Çin’de ne İran’da ne de Rusya’da, Türklere yönelik yapılan hiçbir etnik temizliği de kimse antiemperyalizm ile aklayamaz.

Denklem 38: Kendi çocuklarını sevmeyen, kendi çocuğunu korumayan, çocuk sevgisinden bahsedemez. Ulusçu olmayan da antiemperyalist olamaz. Türk ulusunun çıkarını savunmadan ezilen uluslardan, emperyalizm karşıtlığından bahseden samimi değildir. Önce Türk ulusunun çıkarını ve bağımsızlığını savunuyoruz. Sonra daha geniş bir perspektifte emperyalist saldırganlığa karşıyız. Küba’dan Vietnam’a, Azerbaycan’dan Ukrayna’ya kadar tüm ulus devletlerin bağımsızlığından yanayız.

Denklem 39: ABD, ya Vietnam’da olduğu gibi kara savaşları ile yıpranacak ya başka bir emperyalistten büyük bir darbe yiyecek ya da kendisi bir iç savaş ile parçalanacaktır. Dünyanın en tepesindeki güç olma vasfını ancak tıpkı Britanya gibi askerî felaketler sonucu kaybedecektir.

Denklem 40: Biz, Türkiye’yi ABD emperyalizmine karşı savunurken, Rus, Çin ve Avrupa saldırganlığına karşı da korumalıyız. Çünkü biz emperyalizme topyekûn karşıyız, emperyalizmin en tepesinde kimin olduğuna değil. Türkiye’ye en tepedeki de saldırsa onun rakibi de saldırsa, düşmanımızdır.

Tüm bu denklemleri yerli yerine oturttuktan sonra reel politika da konuşabiliriz. Yoksa reel politika diye önerilen, ya Sarayın gündemi ya da Mandacı propaganda olacaktır.

Güncel siyasete gelirsek… AKP iktidarda olduğu sürece, ABD’ye karşı çıkar gibi yapsalar da ABD’ye yaltaklansalar da Türkiye büyük zarar görecektir. AKP’nin barışı da savaşı da Türkiye’yi bölmeye yöneliktir.

Tayyip Abdülhamitçilik de yapsa, Envercilik de yapsa sadece kendi oligarşisinin istikbalini düşünecek, Türklüğün istikbalini karartacaktır. Ancak en büyük tehlike, Envercilik’tir. AKP belasından kurtulana kadar Türkiye’yi savaştan uzak tutmalıyız.

Türkiye’nin idaresini, Türk’ün iradesi yani Kemalizm tekrar eline alana kadar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin güncel sınırlarını korumak birinci önceliğimizdir. İran’daki herhangi bir iç karışıklığa da bu açıdan bakarız. Azerbaycan Türkleri ile bölücü Kürt faşistlerini bu yüzden kimse aynı kefeye koyamaz.

Atatürk’ün söylediği gibi; bağımsızlık ve özgürlük bizim karakterimizdir. İkisi arasında öncelik yoktur. İkisi de vazgeçilmez. Karakter bütündür. Parçalanamaz.

Previous Post

Körfez’deki hararet her yeri bunaltıyor

Next Post

Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür

Next Post
Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür

Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.