Türkiye iki gün üst üste iki ayrı okuldan gelen dehşet verici haberle sarsıldı.
Ölüm ile asla yan yana gelmemesi gereken okulda, asla ölmemesi gereken öğrenciler yaşamlarını yitirdiler.
Tam anlamıyla bir kabus.
Çok konuşuldu, çok yazıldı.
Ve ne kadar konuşulsa acılar dinmeyecek.
Olayın toplumsal, siyasal, psikolojik sebepleri üzerinde durmak yerine başka bir şeye odaklanmak istiyorum:
Sonuçları…
***
Saldırılar sonrası gündeme hemen sosyal medya geldi.
Bu saldırıları yapanlar ya da benzer saldırı yapma planı olan başka gençler dijital platformlar üzerinden örgütleniyordu.
O halde şu dijital platformlara giriş işi denetlenmeliydi.
Ne tesadüftür ki, 15 yaş üzeri için sosyal medyaya girişte kimlik zorunluluğu getiren bir düzenleme tam da o hafta görüşülecekti mecliste.
Komplo teorisine kaçmaya gerek yok elbette.
Ama şu çok net:
Gençlerin bu tür saldırılara yönelmesine engel olmak için sosyal medya kısıtlaması gündeme geldiğinde artık kimse “ama özgürlük” diyemeyecek.
Evet, o malum kıskacın içine düşmüş olduk:
Özgürlük mü güvenlik mi?
Siyaset biliminin ve siyaset gündeminin bu keskin kıskacına düşmüş bir topluma bu denklemin yanlış kurgulandığını hatırlatmak bile çok zor olacaktır artık.
Sizin can güvenliğinizi sağlayamayanlar, şimdi de özgürlüğünüzü daha da kısıtlamak için harekete geçiyorlar!
***
İkinci önemli sonuç ise tam da ilk kıskaçla bağlantılı.
Malum saldırılar devlet okullarında oldu.
Bu da ne demektir biliyor musunuz: Devlet okullarında çocuklarımızın can güvenliği yok.
O halde çocuklarımızı devlet okulları yerine özel güvenlikli özel okullara yazdıralım.
Demek ki ikinci kıskaç da bu:
Kamusal eğitim mi özel okullar mı?
Eh zaten laiklikten uzaklaşıldığı için devlet okulu yerine özel okulu tercih eden ve bunun laik bir tavır olduğunu sanma çaresizliğine sürüklenenler için yeni bir bahane de üretilmiş oldu.
Paralı eğitim için ve özel okul sahipleri için bundan güzel fırsat mı olurdu?
***
Şimdi ikisini birleştirelim.
Can güvenliği olmadığı için çocuğumuzu özel okula göndereceğiz ama aynı zamanda can güvenliğimizi sağlaması için özgürlüklerimizden de vazgeçeceğiz!
Yani hem paramızdan olacağız hem de özgürlüğümüzden.
Sizce de bu işte bir tuhaflık yok mu…
Yoksa hâlâ büyük oyunun farkında değil miyiz…

