Okullarda zil sesleri değil, silah sesleri duyuluyor
Okula çocuk göndermiyoruz, cepheye asker uğurluyoruz adeta.
Türkiye’de anne baba olmanın bugün geldiği kahredici nokta tam olarak bu. Eskiden aydınlanmanın, bilimin ve güvenliğin sarsılmaz kaleleri olan okullar, bugün velilerin “Acaba çocuğuma pompalı tüfekle, kelebek bıçakla dalan bir çete üyesi zarar verir mi?” korkusuyla titrediği güvensiz alanlara dönüştü. Milyonlarca evin içine her sabah aynı zehir yayılıyor.
Ve daha da ağırı… “Bugün hangi idealist öğretmenin ölüm haberini alacağız?” korkusu.
Sadece kendi öğrencisinin bıçaklı saldırısıyla kanı fayanslara akan Fatma Nur öğretmenimiz değil mesele… Nisan ayında peş peşe yaşadığımız o dehşeti ne çabuk unuttuk?
Şanlıurfa Siverek’te 19 yaşındaki lümpen bir katil, elinde pompalı tüfekle okulu basıp öğretmenlerin de olduğu 16 kişiyi kanlar içinde bıraktı.
Üzerinden 28 saat bile geçmeden Kahramanmaraş’tan o korkunç haber geldi. 14 yaşında bir çocuk, çantasına doldurduğu silahlarla iki sınıfı rastgele taradı! 8 masum evladımız ve öğrencilerine göğsünü siper eden matematik öğretmeni Ayla Kara katledildi.
Bu yaşadıklarımız üç beş ergenin buhranı veya basit bir asayiş sorunu değil. Bu tablo, yıllar boyu ilmek ilmek örülen o sinsi “köksüzleştirme” projesinin kanlı ve beklenen sonucudur.
Kırılan pusula ve hiçlik
Okullarımızda devasa bir millî güvenlik sorunu yaşıyoruz. Hatırlayın o utanç verici “Açılım” günlerini… PKK’ya ve yobazlara şirin görünmek için okullarımızdan Andımız’ı kaldırdılar.
Neydi Andımız? Sadece soğuk sabahlar ezbere okunan bir şiir mi?
Hayır!..
Türk milletinin ortak pusulasıydı!
İlkokul bebesi “doğru” ve “çalışkan” olmayı oradan öğrenirdi. “Büyüklerimi saymak, küçüklerimi korumak” diye yemin ederdi her sabah.
Kendi ailesinden, kendi mahallesinden çok daha büyük bir kavrama, vatanına ve milletine aidiyet duyardı.
Siz bu pusulayı bilerek kırdınız!
“Türk’üm” demeyi ırkçılık sayan o hastalıklı Mütareke kafalarınızla, çocukların yüreğindeki millî değerleri söküp attınız.
Yerine ne koydunuz peki? Koca bir hiçlik…
“Andımız”la millî kimlik mi dayatılmıştı?
Aslında niyetiniz başkaydı. O boşluğu tarikatlarla, cemaatlerle doldurup kendinizce sözde “yerli ve millî” bir gençlik yaratacağınızı sandınız.
Ama başaramadınız!
Zaten en büyük hatanız da tam buradaydı. Siz zannettiniz ki Cumhuriyet, Andımız’la bu millete yapay bir kimlik “dayatmıştı” veya yoktan bir kimlik “yaratmıştı.”
Hayır!
Millî kimlikler laboratuvarda yaratılmaz, kanunla dayatılmaz, zorla öğretilemez. Millî kimlik, bu topraklarda o milletin bir evladı olarak doğduğunuz anda sizin genetiğinizde, kanınızda yani karakterinizde zaten vardır.
Andımız’ın yaptığı tek şey, o asli millî kimliği her sabah çocuklara “hatırlatmak”tı. “Doğruluk” ve “çalışkanlık” gibi evrensel ahlaki erdemlerin, Türk kimliğinin koparılamaz bir parçası olduğunu zihinlere kazımaktı, o kadar!
Siz Andımız’ı kaldırırken asıl hedefiniz millî kimliği tamamen silip atmak, yerine “yerli ve millî” ambalajına sardığınız o ümmetçi ve Şeriatçı kimliği dayatmaktı.
Ancak bu yobaz kimlik, bu milletin özüne, Türk’ün tabiatına tamamen yabancı ve aykırı olduğu için o taze dimağlarda asla tutmadı.
Gençlik bu teslimiyetçi kimliği midesi bulanarak reddetti.
Bu yüzden Andımız’ı sildiğiniz gün o koca proje elinizde patladı. Yerine hiçbir şey koyamadınız.
Koyamazdınız da zaten…
Çünkü sizin o köksüz ideolojinizde; Andımız’ın o saf, yoğun ve sarsılmaz doğruluğuna denk düşecek bir “kimlik ve ahlak” alternatifi hiç olmamıştı ki…
Tarikat bataklığından “Beyaz Zambaklar”a dönüş
Atatürk’ün eğitim devriminin en önemli simgelerinden biri Petrov’un unutulmaz eseri “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabıdır.
1930 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılan bu esere o kadar çok önem verilirdi ki, Öğretmen Okulu mezunlarına hediye edilen iki kitaptan biridir. (Diğer kitap Nutuk’tur!) Finlandiya’nın eğitim sayesinde nasıl gelişip kalkındığını, bir “bataklıklar” ülkesinden “beyaz zambaklar” ülkesine nasıl dönüştüğünü anlatan bu önemli eserden küçük bir alıntı günümüzde yaşananlara ışık tutacaktır.
Petrov, gençliğin ahlakî eğitiminin sahipsiz bırakılmasının sonuçlarını şu sarsıcı cümlelerle anlatır:
“Ne ekersen, onu biçersin! Ne hazırlarsan, onu yersin! Eğer çocuğun hayal gücünü ve gençlik ruhunu sürülmemiş bir tarla gibi yalnız bırakırsan, o zaman orada sadece devedikenleri, pıtraklar ve diğer zararlı bitkiler büyür.
Yetiştirme sadece bir aile meselesi değildir. Bu, toplumun ve devletin bir sorunudur.” [1]
Siz…
AKP zihniyeti (ve yandaşları)…
Andımız’ı o çocukların hafızasından silip atarak, o verimli ve tertemiz tarlayı kasten çorak bıraktınız!
O manevi boşlukta ne mi büyüdü? Zehirli ve kanlı devedikenleri!
Bugün 14 yaşında elinde silahla sınıf tarayan, 19 yaşında gencecik öğretmenlerimizin kanını akıtan o lümpen çeteler, kasten boş bıraktığınız o tarlanın ölümcül hasadıdır.
“Andımız”la değil mafya dizileriyle büyüyen çeteler
Eserinizle gurur duyuyor musunuz?
Millî kimliğinden koparılmış, hiçbir ortak değeri kalmamış bir nesil inşa ettiniz.
Sabahları “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye and içmesini yasakladığınız o çocuklar, bugün mafya dizileriyle beyni yıkanan, sosyal medyanın lağımında debelenen, 14 yaşında silahla sınıf tarayan başıboş çetelere dönüştü.
“Büyüklerini saymak” yeminini o çocukların hafızasından sildiğiniz an, o namluların ucu Ayla öğretmenlerin kalbine döndü zaten.
Öğretmeni bir aydınlanma neferi olarak değil, ezeceği, canını alacağı bir “hedef” gibi gören bu canavarlığı kendi ellerinizle yarattınız.
AKP’nin “eğitimli kesim düşmanlığı”nın sonuçları
AKP iktidarı, yirmi yıldır kendi tabanını konsolide etmek için çok sinsi bir taktik uyguladı: Okumuşa, aydınlanmışa, diplomaya düşmanlık!
Doktorları meydanlarda hedef gösteren, hastanedeki şiddeti “vatandaşın hakkı” gibi meşrulaştıran bu zihniyet, aynı nefreti öğretmene de kustu. Cehaleti kutsayarak kendi seçmenine şirin görünmeye çalıştılar.
Sonuç?
Öğretmenin sınıftaki otoritesi sıfırlandı.
Eğitimci vasfı elinden alındı.
Şımarık öğrencinin, nobran velinin karşısında savunmasız bırakıldı.
Uydurma CİMER şikayetleriyle, asılsız soruşturmalarla öğretmenin eli kolu bağlandı.
Öğretmen bugün pazarda limon satmaya mahkum edilen, atandığında can güvenliği bile olmayan bir paryaya dönüştürüldü.
Adaletin çöküşü ve o iğrenç “cezasızlık kültürü” de bu lümpen güruhu iyice cesaretlendiriyor.
Cumhuriyet’ten alınan intikam
Bu bitmek bilmeyen öğretmen kininin altında günübirlik oy avcılığı falan yok.
Mesele tamamen ideolojik!
Bu zihniyet, “öğretmen” figürünü her zaman en büyük düşmanı olduğu Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün bir simgesi olarak gördü.
Cumhuriyet öğretmeni aklı, bilimi ve çağdaşlığı temsil eder. Tarikatların, yeraltı yurtlarının ve yobaz karanlığın önündeki ilk settir!
Bu aydınlanma meşalesi, AKP zihniyetinin hep hedefinde oldu. Çünkü sorgulamayan, aklını şeyhlere kiraya vermiş “müritler” istiyorlar.
Gençlerin ve çocukların ufkunu açan öğretmen figürü bu yüzden AKP zihniyetinin değişmez düşmanıdır…
Bugün öğretmeni itibar suikastına, yoksulluğa ve şiddete mahkum ederken, aslında Tevhid-i Tedrisat’tan ve laik eğitimden tarihî bir intikam alıyorlar.
Mesele bir meslek grubunun hak gaspından da öte, Cumhuriyet’in tasfiyesidir.
Kubilay’ların ruhuna dönüş
Herkes “Kapılara dedektör konsun, polis dikilsin” diyor.
Elbette konacak!
Devlet, okulun kapısından giren herkesin canını korumak zorundadır.
Ama mesele kapıya dedektör koymakla bitmez.
Zihniyeti çürümüş, ahlaki pusulası kırılmış bir toplumu sadece polis zoruyla eğitemezsiniz.
Çözüm çok net:
1923 ayarlarına, Cumhuriyet’in kurucu felsefesine döneceğiz!
Eğitimde “Biz bize benzeriz” iradesiyle; Arap çöllerinin değil, Türk milletinin kendi öz değerlerine sarılmalıyız.
Köy Enstitüleri’nin aydınlanmacı ruhunu, cehalete karşı göğsünü siper eden Kubilay’ların direncini, öğrencileri için kurşunların önüne atılan Ayla öğretmenlerin mirasını o okullara yeniden taşımalıyız.
Okullarımız tarikatların veya mafya çetelerinin arka bahçesi olmamalı.
Evlatlarımız ve geleceğimizi inşa eden öğretmenlerimiz için can güvenliği istiyoruz!
Bu sadece bir asayiş meselesi değil… Cumhuriyet’in bekası için verilmesi gereken bir mücadeledir… Bir bağımsızlık ve aydınlanma savaşı…
Dipnot:
1. PETROV Grigori, Beyaz Zambaklar Ülkesinde, (Yayına Hazırlayan: Özgür Erdem), Temel Tarih Kitaplığı, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar Dizisi-3, İstanbul, 2025, s. 77.

