No Result
View All Result

Suça değil kitaplara yönelen çocuklar

Filiz ÇAKIR by Filiz ÇAKIR
10 Mayıs 2026
in GÜNLÜK, HAFTALIK
0
Suça değil kitaplara yönelen çocuklar

Okullarda şiddet

Son birkaç yıldır okullarımızda artan şiddet olaylarını dehşetle izliyoruz. Bu şiddet öyle bir noktaya geldi ki; eline silah alıp birkaç arkadaşını, öğretmenini katledebiliyor. Katil de aynı sıralarda oturan bir öğrenci.

Biz de mi böyleydik acaba?

Bizimle aynı sıralarda oturan arkadaşlarımızın da içinde bir canavar mı gizliydi?

Bugünlerden geçmişe baktığımda güzel bir çocukluk geçirmiştik. Okul kapısından adım attığımızda huzur duyardık.

Mesela sınıflarımıza adım atmadan hemen önce hep bir ağızdan “Türk’üm, Doğruyum, Çalışkanım” derdik.

Küçüklerimi korumaya, büyüklerimi saymaya ant içerdik.

Bu yemini belki o zamanlar anlamıyorduk ya da anlamadan içselleştiriyorduk ve hakkını veriyorduk.

Öğretmenimizi görünce heyecanlanıyorduk. O bizim her şeyimizdi çünkü. O da bize neşeyle bakardı. Her birimizi evladı gibi görür, korur kollardı. Öğretirdi bize. Ama en çok da eğitirdi. Ne çok şey öğrenirdik onlardan.

Ailelerimiz de sayardı onları. Öğretmen ne derse doğruydu. “Bak öğretmenine söylerim seni” derler, “aman anne ne olur söyleme hemen yatıyorum” diye yatağa giderdik. Okulda zaten her şeyi görürdü de, evimizde olanları nasıl görürdü bilmezdik. Ama canım öğretmenlerimizin her şeyden her şeyimizden haberi olurdu. Çünkü evlatlarıydık biz onların.

AKP’nin eğitim sistemi öğretmeni, öğrenci ve veliden uzaklaştırdı

Peki ne oldu da o güzelim yıllar mazide kaldı?

AKP’nin okullarımızda yaptığı en büyük kötülük hiç kuşkusuz Andımız’ı kaldırmasıdır. Her sabah aynı yemini bir ağızdan haykırmamak aslında gençliği sessizce birbirinden kopardı.

AKP’nin en büyük derdi Türklüktü belki. Ama işte Türklük gidince geriye birbiri arasında bağ kuramayan koca bir nesil kalıyor.

AKP, “öğretmeni şikâyet et” sistemi geliştirdi. Öğretmen biraz fazla mı ödev verdi. Hop CİMER’e yaz. Az mı verdi.

Yine yaz. Çocuğun yaramazlık yapınca azarladı mı, “öğretmen sen kim oluyorsun da azarlarsın benim biricik çocuğumu,” hop yaz yine CİMER’e. Eve gittiğinde ertesi günkü ders programını hazırlayan öğretmen artık CİMER’e dilekçe yetiştirir hale geldi.

Fatma Nur öğretmenimizin katledilmesinden sonra iki gün greve gitmişti öğretmenlerimiz. İkinci gün bir öğretmenimiz öyle bir açıklama yaptı ki, bence durumun özeti: “Dün hiçbir öğretmen arkadaşımız CİMER’e şikâyet edilmedi.”

Kütüphanelerimiz vardı bizim

Eğitim sisteminde yapılan daha birçok yanlış elbette sayılabilir. Aile içi iletişimsizlik, ülkede artan şiddet olayları, dijital ortamlarda şiddetin özendirilmesi. Uzmanlar her biri üzerinde durabilir. Ama bence özellikle üzerinde durulması gereken nedenlerden biri çocukların kitaplardan uzaklaşması.

Biz kütüphanelere giderdik. O zaman her kitabı almak mümkün değildi. Saatlerce kalırdık kütüphanede. Daha önce bilmem kaç kişinin okuduğu kitabı elimize alır başlardık sessizce okumaya. Kocaman kütüphanede çıt çıkmazdı. Çünkü o sırada herkes hayaller aleminde olurdu.

Şeker Portakalı’ndaki Zeze olurduk mesela. Yoksulluk, sevgisizlik, şiddet… Çok sert bir kitaptı. Hâlâ sahneler aklıma gelince boğazım düğüm düğüm olur. Ama Zeze’nin bitmeyen hayal gücü, sevgisi, masumiyeti örnek olurdu bize.

Gözyaşlarımızı sessiz sessiz döker ama hayatı anlardık. Merhameti anlardık.

Sonra birden Heidi olurduk. Onunla o mis gibi doğada çıplak ayak koştururduk. Dağlarda özgürdü Heidi.

Huzurluydu. İyi bir insandı. Onun gibi sevgi dolu olmak isterdik. Dedesine, arkadaşlarına sevgi dolu yaklaşırdı. Bir de hasta arkadaşı vardı. Sanırım adı Clara idi. Ne güzel severdi onu. İyiliğin neleri değiştireceğini, kalpleri nasıl onarabileceğini çıplak ayaklı Heidi ile öğrenmiştik. Şimdi o kitabı okurken Heidi olan bir çocuk, kitabı kapadığında canavara dönüşebilir mi?

Asla!

Pinokyo’yu okurken de korkardık. Bilirdik uzamaz ama ya uzarsa burnumuz? O zaman yapacak tek şey var; yalan söylememek!

İşte yalan söylememeyi Pinokyo sayesinde öğrendik biz. Okula gitmenin ne kadar önemli olduğunu, kolay yolu seçmenin sonuçlarının çok kötü olabileceğini Pinokyo öğretti. Hele hele yanlış arkadaş seçmenin nerelere sürükleyeceğini. Eğlenceliydi tabii yaşadıkları ama sonu hüsrandı. Neyse ki o da en sonunda gerçek sevgi ve iyiliği keşfetti de yüzümüzü güldürdü.

Bazı arkadaşlarımız Pollyanna ile dalga geçerdi. Ama nasıl güzeldi Pollyanna’nın mutluluk oyunu. Hep mutlu olacak bir şeyler bulmayı öğretti bize. Pozitif baktık onun gibi. Dayanabildik zorluklara. Ama bu mutluluk oyunu her şeye öylece mutlu ol demek değildi. Zorlukların içinde bile tutunacak bir iyilik bulmaktı. O iyiliği bulmak belki bakış açılarımızı değiştirmeyi sağladı. Umut etmeyi. Mutluluğun bulaşıcı olduğunu Pollyanna’dan öğrendik biz. İyi ki de öğretmişsin Pollyanna!

Tabii altın kaplı, süslü Mutlu Prens heykelini unutmak olur mu? Mutlu Prens, şehrin yoksullarını gördükçe üzülür. Bir kuş sayesinde üzerindeki değerli parçaları ihtiyacı olanlara dağıtır. Ama o kadar çok fakir vardır ki en sonunda Mutlu Prens tüm güzelliğini kaybeder. Ama işte o zaman gerçek değeri bulur.

Başkalarını mutlu ettikçe mutlu olmuştu Mutlu Prens. O mutlu olur da biz okurken mutlu olmaz mıyız? Sanki insanlara altınları taşıyan kuş biz olurduk. Mutluluğun yayılmasına vesile olurduk. Başka acıları Mutlu Prens’e iletir daha çok acıyı dindirmeye çare olurduk. Sonuçta; Mutlu Prens mutlu, kuş mutlu, yardım edilenler mutlu, biz mutlu… Yüzümüzde kocaman tebessümle kitabı kütüphane memuruna teslim ederdik.

Elbette daha yüzlerce kitap var sayabileceğimiz. Ama en son Çocuk Kalbi diyerek noktalamak en iyisi. Çünkü şimdi yazarken bile her biriyle yeniden duygulanıyor insan.

Çocuk Kalbi, çocukların dünyasını en etkileyici şekilde anlatan kitaplardan biri. Kitabın kahramanı Enrico, günlük şeklinde yazıyor. O yüzden yaşadıklarını olduğu gibi aktarabilmiş. Tabii bizim küçük kalplerimiz okurken hemen hissediyordu Enrico’yu. Genelde okul hayatını anlatıyordu. Ama asıl anlattığı ya da bizim anladığımız, olayları anlatırken ne dersler çıkardığımız. En çok merhamet kazınmış hafızama. En zor anlarda bile herkese karşı hep duyarlı Enrico. Ailesine, öğretmenine, arkadaşlarına saygı ve sevgi ile yaklaşıyor.

İşte böyle…

Her bir kitapta neşe de var keder de.

Gözlerinden yaşlar akarken aynı anda tebessüm de ediyorsun. Çünkü bu kitaplarda sen varsın. Okudukça daha iyiye, daha doğruya, güzele ulaşıyorsun.

Şimdi soruyorum?

Bu kitapları bizler gibi içselleştirerek okuyan bir çocuk arkadaşının hakkını yiyebilir mi?

Arkadaşını rencide eder mi?

Zorbalık yapar mı?

Eline silah almayı, öğretmenine, sıra arkadaşına doğrultmayı aklından geçirebilir mi?

Çocuklarınız kitap okusun!

Bırakın çocuklarınız, okurken hıçkıra hıçkıra ağlasın!

Bırakın çocuklarınız kitaplardaki iyiliği keşfetsin!

Previous Post

Öğretmenler ve öğrenciler için can güvenliği

Next Post

23 Nisan Çocuk Bayramı’nı gözyaşıyla kutlamak

Next Post
23 Nisan Çocuk Bayramı’nı gözyaşıyla kutlamak

23 Nisan Çocuk Bayramı’nı gözyaşıyla kutlamak

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.