No Result
View All Result

Memlekette gündem değil sinir testi var

Ahmet Buğra Öksüz by Ahmet Buğra Öksüz
12 Mayıs 2026
in GÜNLÜK
0
Memlekette gündem değil sinir testi var

Türkiye’de artık gündem dediğimiz şey, toplumun ortak aklıyla oluşmuyor. Birileri düğmeye basıyor, herkes aynı konuya kilitleniyor, üç gün sonra başka bir başlık geliyor. Vatandaş da doğal olarak neye şaşıracağını, neye öfkeleneceğini şaşırmış durumda. Çünkü ülkede ekonomi başka şey söylüyor, siyaset başka şey anlatıyor, ekranlar ise bambaşka bir evrende yaşıyor.

Sabah markete giden vatandaşın gördüğü tabloyla akşam televizyona çıkan siyasetçinin anlattığı ülke aynı değil.

İnsanlar artık etiket değişim hızını döviz kuru gibi takip ediyor. Bir hafta önce alınabilen ürün, bir hafta sonra “lüks tüketim” sınıfına giriyor. Ama buna rağmen ekranlarda hâlâ pembe tablolar çiziliyor. Ekonomik veriler açıklanıyor, büyüme rakamları anlatılıyor, yatırımlardan söz ediliyor. Vatandaş ise çok daha basit bir hesabın içinde: Ay sonunu çıkarabilecek miyim?

Çünkü sokakta konuşulan tek gerçek geçim derdi.

Bugün gençler üniversite okuyor ama mezun olunca ne olacağını bilmiyor. Diplomalar umut değil belirsizlik taşıyor. Gençlerin büyük kısmı artık kariyer planı değil, yurt dışına çıkış planı yapıyor. Bu bile tek başına ülkenin ruh hâlini anlatmaya yeter. İnsanlar doğduğu ülkede gelecek göremiyorsa, orada sadece ekonomik değil, ciddi bir güven problemi vardır.

İşin daha ilginç tarafı ise siyasetin bunu hâlâ tam olarak anlayamamış olması.

İktidar uzun süredir eleştirileri “algı operasyonu” diyerek savuşturuyor. Muhalefet ise çoğu zaman toplumun enerjisini büyütecek bir alternatif üretmek yerine kendi iç tartışmalarına gömülüyor. Vatandaş ekranı açıyor; biri diğerine bağırıyor, öteki buna cevap veriyor. Gün bitiyor, hayat pahalılığı aynı yerde duruyor.

Siyaset artık çözüm üretme alanı olmaktan çok, karşı tarafı yıpratma yarışına dönmüş durumda.

Oysa vatandaşın umurunda olan şey çok net: Güven duymak. İnsanlar artık mucize istemiyor. Kimse bir gecede zengin olmayı beklemiyor. Ama en azından yarının bugünden daha kötü olmayacağına inanmak istiyor. İşte bugün eksik olan tam da bu duygu.

Toplumun sinir uçlarıyla fazla oynandı.

Bir sabah adalet tartışması çıkıyor, akşam başka bir kriz patlıyor. Ertesi gün sosyal medyada yeni bir kavga başlıyor. Sürekli gerginlik üreten bir düzen oluştu. Herkes öfkeli, herkes yorgun, herkes birbirine şüpheyle bakıyor. Farklı düşünmek artık normal bir durum değil; adeta düşmanlık sebebi hâline getiriliyor.

Bu ülkenin en büyük kaybı sadece ekonomi değil. Birlikte konuşabilme kültürünü de kaybediyoruz.

Eskiden insanlar siyasi görüşü farklı olsa da aynı masaya oturabiliyordu. Şimdi sosyal medyada aynı fikirde olmayan insanlar birbirini linç etmeye çalışıyor. Çünkü siyaset dili sertleştikçe toplumun dili de sertleşiyor. Tepeden aşağı yayılan gerilim, en sonunda mahalleye kadar iniyor.

Medyanın hâli ise ayrı bir mesele.

Haber programı mı izliyorsunuz, siyasi taraftar programı mı belli değil. Gazetecilik yerini pozisyon almaya bıraktı. Kimin ne dediğinden çok, hangi tarafta durduğu konuşuluyor. Böyle olunca gerçekler de yavaş yavaş bulanıklaşıyor. Toplum bilgiye değil, kendi tarafını rahatlatacak cümlelere yöneliyor.

Ama hayatın şöyle bir huyu vardır: Gerçekleri erteleyebilirsiniz, yok edemezsiniz.

Pazarda fiyat değişiyorsa, kiralar uçmuşsa, gençler umutsuzsa, emekli geçinemiyorsa; bunu istediğiniz kadar iletişim çalışmasıyla örtmeye çalışın, bir noktadan sonra toplum artık hissiyatıyla karar verir. Çünkü vatandaş, cebindeki eksilmeyi istatistiklerden önce fark eder.

Muhalefetin de burada ciddi bir sınavı var.

Sadece iktidarın hatalarına yaslanarak siyaset yapılmaz. Toplum artık sürekli şikâyet eden değil, yön gösterebilen bir yapı görmek istiyor. İnsanlar kavga değil güven arıyor. Sürekli kriz anlatan değil, kriz çözebilecek kadro görmek istiyor.

Bugün Türkiye’nin asıl ihtiyacı bağıran siyasetçiler değil; sakin, akıllı ve gerçekçi bir yönetim anlayışıdır.

Çünkü memleket uzun zamandır sadece ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da yoruldu. İnsanlar artık sabah  yeni zam haberi düşer diye korkuyor. Çocuk sahibi olmaktan çekinen gençler var. Emekli olduktan sonra çalışmaya devam eden milyonlar var. Orta sınıf ise sessiz sedasız yok oluyor.

Ve toplumun en tehlikeli noktası şudur: İnsanlar bir süre sonra yaşadığı probleme değil çözümsüzlüğe alışır.

İşte o alışma hâli başladığında, ülkeler sadece ekonomik değil, zihinsel olarak da küçülmeye başlar. Ve toplumun en tehlikeli noktası şudur: İnsanlar bir süre sonra yaşadığı probleme değil çözümsüzlüğe alışır.

İşte o alışma hâli başladığında, ülkeler sadece ekonomik değil, zihinsel olarak da küçülmeye başlar. Çünkü umut kaybolunca insanlar hayal kurmayı bırakır. Gençler “Nasıl başarırım?” sorusunu değil, “Buradan nasıl giderim?” sorusunu sormaya başlar. Çalışan insan emeğinin karşılığını alamayacağını düşündüğünde üretme isteğini kaybeder. Emekli, yıllarca verdiği mücadelenin sonunda huzur yerine geçim savaşı veriyorsa, orada sadece maaş sorunu değil adalet duygusu da zedelenmiştir.

Toplum yavaş yavaş büyük hedeflerden vazgeçer. Kimse iyi yaşamayı konuşmaz hâle gelir; herkes sadece ayakta kalmaya çalışır. Ve bir ülke için en ağır yorgunluk budur. Çünkü ekonomik krizler rakamlarla ölçülür ama toplumsal tükenmişlik istatistiklere sığmaz.

Bugün sokakta gördüğümüz öfkenin altında biraz da bu var. İnsanlar sadece hayat pahalılığına değil duyulmamaya kızıyor. Sürekli konuşan ama dinlemeyen bir siyaset düzenine tepki gösteriyor. Çünkü vatandaş artık kendisini temsil eden değil, kendisine rağmen konuşan bir siyaset dili gördüğünü düşünüyor.

Oysa bu ülke defalarca zor dönemlerden çıktı. Krizler gördü, siyasi gerilimler yaşadı, ekonomik darbeler aldı. Ama toplumun ayakta kalmasını sağlayan şey, yarına dair bir inancının olmasıydı. Şimdi mesele tam da burada düğümleniyor: İnsanlar yeniden inanabilecekleri bir ciddiyet, bir samimiyet ve bir yön görmek istiyor.

Çünkü hiçbir ülke yalnızca sloganlarla büyümez. Güven olmadan ekonomi toparlanmaz, adalet hissi olmadan toplumsal huzur kurulmaz, liyakat olmadan devlet güçlenmez. Ve en önemlisi; vatandaşın gözündeki umut kaybolursa, sandık kazanmak bile gerçek bir başarı sayılmaz.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey yeni bir kavga değil. Yeni bir akıl, yeni bir dil ve toplumun nabzını gerçekten hisseden bir siyaset anlayışı. Aksi hâlde her geçen gün biraz daha yüksek sesle konuşan ama birbirini hiç duymayan bir ülkeye dönüşeceğiz.

Previous Post

AKP’nin okul katliamları, video oyunları ve küresel teknofaşizm

Next Post

Özgür Özel’in Barrack samimiyetsizliği:
Monarşiye karşı çıkıp Federasyona sessiz kalmak

Next Post
Özgür Özel’in Barrack samimiyetsizliği: Monarşiye karşı çıkıp Federasyona sessiz kalmak

Özgür Özel’in Barrack samimiyetsizliği:
Monarşiye karşı çıkıp Federasyona sessiz kalmak

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.