Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Ama kimse bize neredeydiniz diye sormasın. Türk Solu’nu takip edenler bilir. Yıllardır uyarıyoruz.
Evet, adını koyalım: Saray aparatı Kılıçdaroğlu, CHP’yi ele geçirmiştir. Bu, bu kadar basit ve net!
Peki, felaketin önü alınabilir miydi? İşte bu, hileli bir soru.
Evet, engel olunabilirdi. Çünkü Özel’in, CHP Genel Başkanı seçildiği günden beri doğru siyaseti yapması için önünde hiçbir engel yoktu.
Ama hayır, engel olunamazdı. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun uzun süre kurmaylığını yapan Özgür Özel, CHP’nin altı oyulurken, Atatürkçüler CHP’den tasfiye edilip uzaklaştırılırken, Kılıçdaroğlu tüm bu sinsi hamlelerini yaparken yanında olan isimdi.
Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin vakasında, 2,5 milyon mühürsüz oyda, 6’lı masa tiyatrosunda, Ümit Özdağ ile gizli protokolde ve daha bir çok olayda kendi partisini ve seçmenini defalarca aldatıp kandırıp ezerken, Özgür Özel neredeydi? Tabi ki Kılıçdaroğlu’nun yanı başındaydı. Özel, bu konuda hiçbir zaman özeleştiri vermedi.
Yani Özgür Özel cephesini Kılıçdaroğlu ve yandaşlarından ayırabileceğimiz hiçbir politik/ideolojik mevzi yok. Kılıçdaroğlu tarafının da Özgür Özel tarafının da AKP’nin çizdiği oyun sahasının dışında bir vizyonu, tahayyülü yok.
İki tarafın da CHP’yi Atatürkçü 6 Ok rotasına döndürmek gibi bir amacı yok.
İki tarafın da faşist AKP-MHP-DEM açılımına herhangi bir itirazı yok hatta iştirakleri var.
Belki tek fark; Özgür Özel bunu daha çığırtkan bir şekilde belli etti, Kılıçdaroğlu ise daha profesyonel ve sinsi bir Atatürk düşmanı olarak 13 yıl koltuğunu korumasını bildi. O kadar…
Üstelik CHP’ye yapılan faşist darbede Özgür Özel ve ekibinin binadaki kısa süreli direnişi, yağmur altında TBMM’ye yürüyüşü ve devamındaki konuşmanın tek özeti, Kılıçdaroğlu’na uzattıkları uzlaşma elinin boş kalmasına ağlıyor olmalarından ibaret.
Kitle, bunu bir süre romantize eder. Kılıçdaroğlu’na yönelik haklı nefretin de katkısı olur. Ama bu çaresiz zavallı görüntünün siyasette hiçbir karşılığı yok.
Ayrıca, Kılıçdaroğlu’nun butlan kararını önceden haber alıp meydana çıkması gibi, Özgür Özel’in de apar topar Grup Başkanı yapılması, bir karşı hamle olarak yorumlandı. Ama gerçekte bunun başka bir anlamı var:
Özgür Özel ekibi bu tedbirle, mutlak butlan kararını tanıdıklarını ve buna göre konum aldıklarını, yani AKP’nin dizaynı içerisinde rol almaya gönüllü olduklarını ilan ettiler.
Kılıçdaroğlu’na, kurultay takvimini açıklaması için bayram sonuna kadar mühlet tanımışlar. O süreye kadar Kılıçdaroğlu partiyi kurultaya götürmezse olağanüstü kurultay için delegelerden imza toplamaya başlayacaklarmış…
AKP ile iş çevirip partisini arkadan vuran adama neyin süresini tanıyorsunuz?
Haine süre mi verilir?
Ben Özgür Özel ve ekibinden sine-i millete dönme cesareti beklemiyorum. O kalıbın adamı olmadıklarını zaten biliyoruz. Ama darbeye karşı elinizdeki delege imzası kozunu kullanmak için neyi bekliyorsunuz, diye sorarlar adama.
Partiyi saray tezgahıyla ele geçiren Kılıçdaroğlu, bu rolü onlara niye versin? Aslında Özel’in ağzındaki “baba ocağı” söylemi bile içten içe Kılıçdaroğlu ile uzlaşma arayışının, “kardeşler arasında barış” teklifinin bilinç altı dışavurumundan başka bir şey değil.
Delege imzaları toplanır, bir başka mahkeme onu da butlan sayar. Hatırlatalım; bu işlerin kompetanı Cemal Enginyurt’tur. 10 yıl önce MHP’deki muhaliflerin olağanüstü kurultay sürecini mahkeme yoluyla baltalayan da oydu. Ama MHP’nin pis işini yapan Cemal Enginyurt’a CHP rozetini takan Özgür Özel’di. Acı ama gerçek.
Şimdi Özgür Özel, “bize sahip çıkın” diyor ama halkı da partiyi de topyekûn bir sokak direnişine çağıramıyor. Nasıl çağırsın? İBB’ye kayyum atanmayacağından emin olunca Saraçhane’de her akşam kafasını ütülediği gençleri dımdızlak ortada bırakan, çevik kuvvetin insafına terk eden adamın arkasından bu halk niye koşsun? Hani sokakları meydanları bırakmıyordun? Hani Ekrem Başkan serbest kalana kadar nöbetteydin?
İşte gördük. Polis geldi ve çıktın. Bu kadar. Haklı olman yetmiyor. Ne demişler? Önce aklına, sonra hakkına güveneceksin.
2024 Yerel Seçimlerinden birinci parti çıkmak, AKP’nin zayıflamasıyla ve Kılıçdaroğlu’nun gitmesiyle alakalıyken bunun üzerinde tepinmek ama buna rağmen seçimin ertesi günü “erken seçim istemiyoruz” demek, Özgür Özel’in belki en büyük siyasi hatalarından biriydi. AKP’nin yumuşayarak iktidarı teslim etmeye razı geleceği yalanına kendini de inandırıp “yumuşama” süreci ilan etmişti. AKP’nin ne kadar yumuşadığını görmüştür herhalde…
Unutmadan… Özgür Özel’in “Kürt demokratlar” diye bas bas bağıra çağıra yere göre sığdıramadığı DEM’liler de timsah gözyaşları döküp “uzlaşma ve diyalog” çağrısı yapmış. Onların keyfi gıcır tabi. Kılıçdaroğlu’ndan büyük Kürtçü mü var CHP tarihinde?
24 Mayıs’ta yaşananlar, CHP’nin ölümü değil gecikmiş cenazesiydi. CHP, çoktan kaybedilmişti.
Ama umut her zaman vardır. Çünkü umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.
CHP’nin düşüşü son değil yeni bir başlangıçtır.
