Cumhuriyet Halk Partisi ne zaman iktidara yakın olsa bazı eller hemen devreye giriyor. Bu bazı ellerin en önemli ve en kullanışlı aparatı ise Kemal Kılıçdaroğlu.
Değerli siyasetçi Bülent Ecevit’in görev vermediği, soyadını mahkeme kararı ile değiştirmiş olan Kılıçdaroğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisine gelmesi ile beraber parti içindeki önlenemez yükselişi de başlamış oluyor.
Bir kaset kumpasıyla Genel Başkan olması ile beraber Cumhuriyet Halk Partisi Atatürkçü düşünceden, kurucu değerlerden ve ulusalcı düşünceden uzaklaşmaya başladığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olan Altı Ok ile arasına ciddi anlamda mesafe koymaya başlamıştı. Bu süreçte partideki Kemalistler, Ulusalcılar ve sol değerler tasfiye edilmiş ve parti sağa doğru eksen kayması yaşamıştır. Bunlar da yetmemiş, seçim öncesi ittifak ortaklarını her zaman sağ partilerden seçmiştir.
13 yıllık Genel Başkanlık döneminde Adalet Yürüyüşü hariç her zaman muhalefet yapar gibi göstermelik muhalefet yaparak AKP’nin değirmenine su taşımıştır.
AKP iktidarının değişmesi isteyen, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin seçmeni değil bütün ilerici muhalefetin umudu olan kendisi, insanların hayal kırıklığı yaşamalarının baş aktörü olmuştur.
Cumhurbaşkanlığı kazanılacak derken Devlet Bahçeli’nin önerisi partinin yetkili organlarının aldığı kararın önüne geçmiş ve Atatürk karşıtı Ekmeleddin İhsanoğlu, karşımıza aday olarak çıkmıştır. Devamında Muharrem İnce’nin aday olduğu seçimde yapılan hatalar ve referandumdaki 2,5 milyon geçersiz oya itiraz etmemişti. En son olarak bütün anketlerde iki büyükşehir belediye başkanın da açık ara önde olmasına rağmen kendi adaylığında diretmesiyle muhalif seçmen için hayal kırıklığı serisine devam etmişti.
Bu hayal kırıklıklarından sonra çok geç olsa da Cumhuriyet Halk Partisinde değişim isteyen üyeler sayesinde ömrünün sonuna kadar oturmak istediği koltuğundan kalkmak zorunda kalmıştı.
Seçimi kaybettikten sonraki süreçte ise hiç bir zaman partinin saygı duyulan eski Genel Başkanları ile bir arada görünmemiştir. Kılıçdaroğlu, yokluğunda yapılan ilk seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin birinci parti olmasını içine sindirememiş ve çalışma ofislerinde mutlak butlan için çalışmasına devam etmiştir.
Çok uzun süredir aradaki fark çok olmasa da bütün anketlerde birinci parti olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimi kazanmaması için yetkisiz bir mahkeme kararı ile partinin başına tekrar geçmiş ve Cumhur İttifakına tekrar seçim kazandırabilmek için çalışmasına başlamıştır.
Ancak Bay Kemal’in unuttuğu, her ne kadar Amerikan Büyükelçisi de bize monarşiyi uygun görse de Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer Orta Doğu ülkelerinden farklı olarak emperyalist güçlerin ve onların yerli işbirlikçilerine karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, demokrasi kültürü oluşmuş bir ülke olmasıdır.
(Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlık döneminde yapılanlara sessiz kalan parti yöneticileri ve üyeleri, ayrı bir makale konusudur.)
