Şimdi herkes Kılıçdaroğlu’nun dünkü “alternatif” grup toplantısında söylediklerini konuşuyor. “Kılıçdaroğlu Osmanlıcı oldu” yorumları yapılıyor.
İktidar medyası “aferin oğlum” havalarında. Şaşırmalara doymayan muhalifler, buna da şaşırıyor.
Oysa Kılıçdaroğlu, ömrü boyunca Cumhuriyetçi değildi. Hep Osmanlıcıydı. İdeolojik olarak zaten Osmanlıcıydı, bunu yıllardır tespit ediyoruz. En azından “Helalleşme” kampanyası ve “Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak” zırvaları üzerinde biraz kafa yoran herkes bunu fark edebilirdi.
Fakat Kılıçdaroğlu, kişilik itibarıyla da tam bir Osmanlıcıdır. Hem de en “hasta” olanından.
***
Atatürk, çoktan İngiliz aparatına dönmüş hilafeti ve saltanatı söküp atarken, yani Cumhuriyet’i kurarken, karşısına dikilenler oldu. “Osmanlı’nın ekmeğini yedim, nankörlük edemem” diyen Rauf Bey gibi…
Konya’daki Moğol kuklası taht için “Selçuklu’nun ekmeğini yedim, nankörlük edemem” diye Osman Bey’in karşısına dikilenler olmuş muydu? Tarihçilere sormak lazım. Olduysa da Osman Bey’in kulak asmadığı ortada. Tabi Atatürk’ün de… Dolayısıyla tarihsel olarak Atatürk ile Osman Bey, benzer kurucu rollerdedir.
Ama işte onca yıkım ve ihanete rağmen Rauf Bey ve benzerleri, “Devlet-i ebed müddet” afyonundan kurtulamamıştı veya verdikleri görüntü böyleydi.
Şimdi CHP’de seçmen, taban ve yönetim kademeleri, benzer bir zihinsel zorlanma ile karşı karşıya. Üst üste yenilgiler, göz göre göre yapılan ihanetler ve AKP’nin “mutlak butlan” darbesi, şimdi herkesi mutlak yol ayrımına sürüklüyor.
(Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek gibi olmasın ama, hazır CHP kurultayını iptal ettirebilmişken, işi Sivas Kongresi’ne kadar götürmeyi deneyebilirler mi?)
“100 yıllık CHP”, “baba ocağı”, “Cumhuriyeti kuran parti” gibi tarihsel psikolojik gerçekler var. Bunlar bir yandan düşmanın acımasızca saldırdığı kimlik unsurları, bir yandan da artık hiçbir somut yaptırımı kalmamış rozetler…
Tabi, bu zihinsel bariyeri aşmak kolay değil. Bunu yaptıracak olansa liderdir. CHP’nin çöküşü, kendi içinden gerçek bir lider çıkarabilecek mi bunu göreceğiz.
Kesin olan, bugün Kılıçdaroğlu’nun ikinci bir Vahdettin olduğudur!
Nasıl ki Vahdettin, kendi geleceğini İngiliz uşaklığında bulmuşsa, bu uğurda Kuva-yı İnzibatiye’yi Kuva-yı Milliye’nin üzerine salmışsa…
İşte Kılıçdaroğlu da Saray’ın butlan silahıyla Genel Başkanlığa dönebilmiş, AKP’nin çevik kuvvet inzibatını partililerin üzerine salmıştır.
Aynen Vahdettin gibi Kılıçdaroğlu da koltuğunu işgal gücüne borçludur. İşte, AKP medyasında, Rahip Frew’un hizmetinde gazeteciden bozma işbirlikçi hainler, sahte fetvalar yayınlamakta, partililerin aklını çelmektedir.
İşte Kılıçdaroğlu’nun yanı başındaki üç beş Saray işbirlikçisi, tam bir “Heyet-i Nasiha” gibi tabana sesleniyor, “direnmeyin, elimizde mahkeme kararı var” mesajları veriyor.
Bir yandan da işgalci AKP, CHP’li mutasarrıfları yani belediye başkanlarını tevkif etmekte, böylece olası direniş odaklarını susturmaktadır.
Vahidüddin Kılıçdaroğlu’nun bu konuda verdiği mesaj açık: “Arınma”. AKP’nin vakit yetiştiremediği kalan direnişçileri de kendisi disipline yollayacak…
Orijinal Vahdettin, İngiliz zırhlısına binip kaçmıştı. Vahidüddin Kılıçdaroğlu’na AKP’liler bir gemicikte yer ayırır mı, işte orası şüpheli.
***
Fakat Kılıçdaroğlu’nun padişah benzerliğini Vahdettin’le sınırlı tutamayız.
Kılıçdaroğlu’nun ilk 13 yıllık dönemi, tam da Reşad öncesi gibidir. Yani Abdülhamit dönemi.
Kılıçdaroğlu’nun 13 yıl boyunca Abdülhamit’in 33 yıllık istibdadını aratmadığını kim söyleyebilir?
Abdülhamit, kimsenin şans vermediği silik bir şehzadeyken nasıl oldu da herkesi ikna edebildi? Tabi ki Kanun-u Esasi vaadi ile… Kılıçdaroğlu’nun önseçim vaatleri de aynen böyleydi. Milletvekili listeleri, belediye adayları, Cumhurbaşkanı adayları… Hepsi Abdülhamid’in istibdadıyla belirleniyordu.
Abdülhamit, Meşrutiyeti çok istiyordu aslında ama şu savaş yok mu? Ha, Lütfü Savaş mı? O başka hikaye.
Aslında Kılıçdaroğlu da hiç Genel Başkan olmak istemiyordu. Gerçekten de hiç aday olmadı. Onu aday yapıyorlardı. Mecburen seçiliyordu. Yerseniz.
Kaset komplosuyla gelen Kılıçdaroğlu, Abdülhamit’ten daha az paranoyak değildi. Kaç Mithat Paşa’yı sürdü, kaç tane CHP’liyi partiden küstürdü, saf dışı bıraktı?
Abdülhamit Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde toprak kaybederken hesap vermiyor, Kılıçdaroğlu da kaybettikçe “CHP başarılı” olmaya devam ediyordu.
Abdülhamit Rotschildlere borcu karşılığında Filistin’de Yahudi yerleşimine göz yumuyor, Kılıçdaroğlu kendi adaylığı karşısında gericilere 40 sandalye rüşvet veriyordu.
Abdülhamit Kıbrıs’ı İngilizlere Kıbrıs’ı satıp “Ulu Hakan” oluyor, Kılıçdaroğlu kim bilir daha kimlerle gizli protokoller imzalayıp “hem temiz, hem dürüst bir insanoğlu” kalmaya devam ediyordu.
Sonunda Enver-Cemal-Talat üçlüsü Abdülhamid’i hal yoluna soktu. Diğer baykuş Kılıçdaroğlu da İmamoğlu-Özel-Başarır triumvirasına yenildi.
***
O gün sahneden çekilen Abdülhamit Kılıçdaroğlu, bugün Vahdettin Kılıçdaroğlu olarak karşımızda.
Şahtı, şahbaz oldu anlayacağınız.
Ama Kılıçdaroğlu, asla bir Yıldırım’ı, bir Fatih’i, bir Kanuni’yi örnek almadı.
Çünkü tıpkı İslamcılar gibi onun da Osmanlıcılığı Atatürk’e düşmanlıktan ibarettir. Onun kalıbına, cinsine, tıynetine uyanlar sadece Osmanlı’nın bu en kötü iki padişahı olabilir. Ve zaten onlar da Atatürk’ün kavga ettikleri değil midir?
Soru şu: CHP’liler kimi örnek alacak?
