Bugün televizyon ekranlarında, sosyal medya kürsülerinde “Kürt kadını” adına vicdan dağıtanları görünce insan ister istemez şunu soruyor: Gerçekten kadınların acısını mı savunuyorsunuz, yoksa siyasi hesap mı yapıyorsunuz?
Yıllardır yaşanan gerçek dramlar karşısında sessiz kalanların, bugün bir fıkra üzerinden toplumu ayağa kaldırmaya çalışması samimiyet değil; açık bir çifte standarttır.
Kürt kadınının acıları dün de vardı bu gün de var. Kürtleri temsil ettikleri iddiasında Meclis’te PKK’nın sözcülüğünü yapan kadın Kürt milletvekilleri, peki siz neredeydiniz?
Töre cinayetlerinde toprağa düşen kadınlar için kaç kez meydanlara çıktınız?
Çocuk yaşta zorla evlendirilen kız çocukları için hangi mücadeleyi verdiniz?
Başlık parasıyla adeta bir eşya gibi görülen kadınların sesi olmak adına ne yaptınız?
Yıllarca eğitim hakkından mahrum bırakılan, sağlık hizmetine ulaşamayan, sosyal hayattan dışlanan kadınlar için hangi gerçek projeyi ortaya koydunuz?
Daha da vahimi; “kadın özgürlüğü” sloganları atan çevreler, genç kızların PKK tarafından dağa götürülmesine ne zaman engel oldunuz. Daha çocuk yaşta kandırılarak silahın, şiddetin ve ölümün içine sürüklenen kızlar için aynı hassasiyeti neden göstermediniz?
Nice anne yıllarca evladının mezarını bile bulamadı.
Ama o dönemlerde insan hakları nutukları atanların sesi duyulmadı.
Bugün ise 95 yaşındaki bir insanın anlattığı bir fıkrayı günlerce konuşup “Kürt kadını aşağılandı” diyerek ortalığı ayağa kaldıranlar, bu milletin tamamına küfreden iş adamı Mehmet Cengiz’e karşı neden aynı tepkiyi göstermediniz?
Elbette hiç kimsenin kırıcı, küçültücü bir dili savunulamaz.
Ancak meseleye göre vicdan değiştirmek de kabul edilemez.
Millet artık bu seçici duyarlılığı görüyor.
Gerçekten kadın haklarını savunuyorsanız önce samimi olun.
Kadını sadece siyasi malzeme olarak hatırlamayın.
Kadının gözyaşını propaganda aracına çevirmeyin.
Özellikle yıllardır Meclis’te bulunan Kürt kadın milletvekillerine şu soruların sorulması gerekir:
Kadın cinayetlerini önlemek adına hangi somut yasa tekliflerini verdiniz?
Kaç sığınma evi için mücadele ettiniz?
Kaç töre cinayetinin takipçisi oldunuz?
Kaç kız çocuğunun eğitimi için toplumsal seferberlik başlattınız?
Şiddet mağduru kadınlar için hangi kalıcı projeleri hayata geçirdiniz?
Feodal yapıya karşı hangi mücadeleyi verdiniz.
Sürekli mağduriyet söylemi üretmek kolaydır.
Asıl zor olan, toplumun gerçek yaralarına dokunabilmektir.
Kadının susturulduğu, mirastan eşit pay alamadığı, aile içinde söz hakkının yok sayıldığı anlayışlarla mücadele etmeden yapılan “özgürlük” söylemleri sadece siyasi gösteriden ibarettir.
Bu millet artık slogan değil, samimiyet görmek istiyor.
Kadını konuşan değil; gerçekten koruyan bir anlayış görmek istiyor.
Yeter artık!
Kadının acısını ideolojik hesapların malzemesi yapmayı bırakın.
Eğer gerçekten kadın haklarını savunacaksanız; bunu sadece işinize geldiğinde değil, her şart altında ve herkes için yapın.
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı

