DEM Parti’nin hafta sonu yaptığı MYK toplantısında, İstanbul’dan aday çıkarma kararı aldıkları açıklandı. Böylece yerel seçimlere yönelik en büyük muamma da çözülmüş oldu.
Bu aday çıkarma meselesinin, öyle açıklamalardaki gibi tabanın isteğiyle alakası yok. Hele ki mevzubahis DEM Parti geleneği ise.
Her seçim öncesinde BDP’si olsun, HDP’si olsun, YSP’si olsun, şimdi de DEM Parti, uğruna mücadele ettiklerini söyledikleri Kürt halkını, tabanlarını bir şantaj unsuru olarak kullanıyorlar. Bir seçim AKP’ye yanaşıyorlar, bir seçim CHP ile “işbirliği” yapıyorlar. Ancak her halde, kazanan AKP oluyor.
DEM Parti, CHP ile açıktan, AKP ile de gizliden pazarlık masasına oturmuştu. AKP ile yapılan pazarlığın amacı belliydi. 31 Mart seçimlerinden sonra kazanacakları belediyelere kayyum atanmaması.
CHP ile yapılan pazarlıklarda ise İstanbul’da Esenyurt ve Adalar gibi belediyeler pazarlık konusu edilmişti. Kürt seçmeni “kilit” ilan eden CHP, örneğin Mansur Yavaş gibi bazı adaylarla ilgili şımarıkça tepkilere bile bir şey diyememişti. Belki DEM’cilerin istedikleri ilçeleri de vereceklerdi. Çünkü CHP’liler Kürt oyları olmadan kazanamayacaklarını düşünüyorlar.
Hafta sonu yapılan toplantıdan çıkan karar da DEM Parti’nin yerel seçimlerde İstanbul özelinde AKP dediğini ortaya koydu. Tam olarak AKP ile hangi konuda anlaştılar henüz belli değil. Ancak kayyum meselesinin, belki bazı iller için, çözüldüğü söylenebilir.
Burada öne çıkan önemli konulardan biri de Başak Demirtaş’ın aday olup olmayacağı.
Başak Demirtaş’ın adaylığı bir şantaj unsuru olarak ortaya çıktı. Başak Demirtaş, kocasını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada “aday olabileceğini” söylemişti.
Şantajın hedefi belliydi: CHP! Başak Demirtaş’ın “İstanbul’da kazanmak için yarışa gireriz ve iddialı oluruz.” Sözleri doğrudan CHP’ye ve İmamoğlu’na yönelik bir tehditti ve pazarlıkta el artırmayı hedefliyordu.
Ancak Demirtaş’ın adaylığı sadece CHP’ye değil, DEM Parti’ye de şantaj demekti. Adaylık meselesi ilk gündeme geldiğinde DEM Parti’nin verdiği tepkiden bu anlaşılıyor. Belli ki “aktif siyaseti bıraktığını” açıklayan Selahattin Demirtaş, vekaletini karısına vermişti. Başak Demirtaş’ın adaylığı, Demirtaşların hem DEM Parti özelinde hem de genel siyasette var olmaya devam edeceğini gösteriyor.
DEM Parti’nin İstanbul’dan aday çıkarma kararı, AKP’yi sevince boğmuş. Hele bir de Başak Demirtaş aday olursa, AKP için bundan daha iyi bir şeyo olamaz. AKP Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu, bu durumu şu sözlerle ifade ediyor:
“Başak Demirtaş’ın çıktığı gün İmamoğlu meselesi kapanmıştır. Açık ara farkla AK Parti alır. Bu CHP’ye, ‘Siz bize üç ilçeyi vermezseniz İstanbul Büyükşehir’i de unutun’ demektir.”
Peki bu durumda CHP ne yapacak?
DEM Parti’nin ve Başak Demirtaş’ın şantajına boyun mu eğecek?
İstanbul’un üç ilçesini DEM’e mi pazarlayacak?
Yoksa AKP-DEM işbirliğine karşı rest mi çekecek?
Bana kalırsa CHP, İstanbul’un AKP’ye geçmesine sebep olabilecek bu karar sonrasında, derhal DEM Parti ile ittifak görüşmelerine, pazarlıklara son verdiklerini açıklamalıdır.
Şu ana kadarki gelişmelerden benim anladığım, CHP Kürt siyasetine elini kolunu tamamen kaptırmış durumda. Buradan geri dönüşü olur mu, olsa bile artık kimseyi ikna edebilir mi bilinmez. Hem DEM Parti aday çıkardı diye Erdoğan “bunların aralarında işbirliği yokmuş” demeyecek ki. CHP-PKK ittifakı konusunu sonuna kadar sömürecektir.
Elbette Başak Demirtaş’ın adaylığı söz konusu olursa İmamoğlu için iyi olmayacaktır. Hem Kürt oyları hem de “sol-sosyalist” oylar büyük ölçüde Başak Demirtaş’a yönelebilir. Ancak DEM Parti’nin AKP ile ittifakının tam tersi bir etki yapması, az da olsa, ihtimaller arasında.
Son olarak İyi Parti başta olmak üzere diğer partiler aday çıkardığında “AKP’ye yarayacak, İmamoğlu kaybedecek” diye eleştiri yağmuruna tutanların DEM Parti’nin İstanbul kararı sonrasında en ufak bir eleştiri dahi getirmediğini not etmek gerekiyor.
Demek ki, DEM Parti’nin İstanbul’u AKP’ye teslim etme hakkı varmış.

