No Result
View All Result

Ak kurtlar aç kalınca

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
15 Ağustos 2025
in GÜNLÜK
0
Ak kurtlar aç kalınca

Yeni açılım süreci ana akım medyanın ve safdil muhalefetin anlattığı şekliyle IRA, ETA ve Kolombiyalı FARC gerillaları ile yürütülen süreçlere benzemiyor. Öncelikle bizdekinin tamamen gayrı millî ve bazı zorlamalarla olduğu ortada. Ayrıca bölgede Kürt siyaseti adına Büyük Kürdistan idealleri taşıyan Pan-Kürdist hareketlerden Adem-i merkeziyetçi ve Avrupa solculuğuna yakın konumlanan hareketlere kadar geniş bir yelpaze var. Bunlar henüz kendi aralarında bir fikir birliğine varmış değiller.

İspanya’da çok uzun bir Franco döneminden sonra 1978 Anayasası ile birlikte Bask ve Katalonya bölgelerinde özerk yönetim hakkı elde edilmişti.¹ Fakat ETA, tarihi Bask bölgesinin tam bağımsızlığı için ağırlıklı olarak İspanya hükümetiyle çatışma halindeydi. Ayrıca bölge sosyo-ekonomik yönden İspanya’nın geri kalanına göre daha iyi durumdaydı. Bask’ın Fransa kısmında kalan tarafında ise çatışma hali o kadar yoğun yaşanmadı. Nitekim Fransa egemenliğindeki halk Fransız ulus devleti ile daha uyumlu/entegre bir görüntü veriyordu. ETA bütün bu gerçekliğe ve 1978 anayasasının verdiği haklara rağmen üstelik bu iki ulus devletin AB şemsiyesi altında olduğu zamanlarda bile “daha fazlası” için eylemlerine devam etti.²

IRA’da tamamen Birleşik Krallık hükümetlerinin, ve Kraliyetin geçmiş günahlarının faturası çıkarılıyordu… Sınıf mücadelesi veren Güney Amerika’daki sol örgütlerin durumu ise bambaşkadır. Oysa PKK’nın (ya da şemanın en tepesindeki KCK’nın) bugün için net bir ideolojik duruşu pek kalmamıştır. Hatta son tahlilde Öcalan’ın özgül ağırlığının daha da düşerek defolu bir ürün gibi yine Türkiye’nin elinde kalacağı bile söylenebilir.

Aslında Türkiye’de ulus devlete karşı her taraftan gelen bu saldırılar çok açıktır. Tom Barrack’ın Fener Rum Patriği Bartholomeus’u ziyareti ve “Ekümenik” etiketini kullanması, patriğin yine diplomatik bir skandal olarak geçen yaz katıldığı Ukrayna’daki zirveyi akıllara getirdi. O günlerde bu konuya değinmiş ve ilgili yazımda ulus devlet yapısına, Lozan’a yani Türkiye’nin egemenlik hakkına çok açık saldırı olduğunu belirtmiştim.³

Aslında Patrikhane bağlamında Lozan’daki statüyü tek cümle ile ifade edecek olursak; Türkiye, Patrikhane’yi muhatap bile almamıştır.

Şu halde aradan bir asır zaman geçmiş ve halen anayasal düzenleme kılıfıyla bu ulus devletinin çökertilmesi operasyonuyla karşı karşıya isek her zamankinden daha uyanık olmamız gerekiyor.

Esasında terörle mücadele kapsamında kategorik olarak müzakere karşıtlığı yapmak çok doğru bir yaklaşım değildir. Ancak, Türkiye’de bu süreçler çok uzadı ve geçmişte defalarca denenmiş olmasına karşın sürekli başarısızlığa uğradı. Çünkü mesele Türkiye’nin içi ile ilgili bir sorun değildi ve halen de değil. Türkiye’deki rejimin yaptığı şekliyle devam edildikçe devletin de bir ciddiyeti kalmıyor ve bir süre sonra devlet için, ortak amaçlar için savaşacak insanlar bulmak imkansız hale geliyor. Maalesef Türkiye’de iş oraya doğru gidiyor. Bunun tersine, bir defada ciddi bir çözüm üretecek samimi politik hamleler olsaydı, bu çok daha kıymetli olurdu. Türkiye’deki rejimin buradaki önceliği milli bir proje ortaya koymak değil kendi rejimlerini kurtarma, ömrünü uzatma çabasıdır.

İktidarı tamamen kaybetme kaygısıyla siyaset yaptılar.

Devlet Bahçeli’nin yeni de değil aslında, partisinin başına geçtiğinden beri izlediği ve bir çoğumuza göre sıkıcı fakat daha derinden yürüyen ana plana uyumlu adımları geniş çevrelerde hem geç fark edildi hem de son yaptığı hamleye kadar sürekli iyiye yorma eğilimi vardı. Devletin bir sigortası gibi siyaset yürüteceği ve anayasanın ilk dört maddesine dokundurtmayacağı düşünülüyordu. Niyet öyle bile olsa korkunç teslimiyetçi siyasetlerine ve şu anda devleti içine düşürdükleri duruma bakıldığında bunun bir bedeli olmalıdır diye düşünüyorum. NATO’nun derin koridorlarından önemli mesajlar alan Bahçeli (Bu tabir bana değil Erol Mütercimler’e aittir) sahadaki durum ve Batı kulübünün yeni planları hususunda önceden bilgilendirilmişti.

Rusya’nın Ukrayna’da oyalanması, İran’a uygulanan ağır ambargo ve bunların Suriye ve Lübnan’da vekil güçler eşliğinde yürütülen mücadeleyi zorlaştırması ve son olarak İsrail’in Ekim 2023’ten beri devam eden saldırılarıyla tüm direniş ekseninin zayıflaması karşısında Esad rejimi neredeyse içi boş bir ceviz kabuğu haline getirilmişti. Sonrasında HTŞ militanları on gün içerisinde Toyota araçlarla Şam’a girip ülkeyi teslim aldılar. Yani “Terörsüz Türkiye, Kardeşlik vs… ” her ne deniyorsa artık bunun tamamen jeopolitik zorlamanın neticesinde olduğu ortadadır.

Ne zaman tamamen ortaya çıktı? 8 Aralık 2024 günü.

Özgür Özel ise son güne kadar hatta Esad’ın Rus uçağıyla ülkeyi terk ettiği saatlere kadar bile “Esad ile bir uzlaşı aranmalı” diye demeçler veriyordu. O derece mevzuya uzak yani.

Peki sonra ne oldu? HTŞ’nin Şam’a girdiği gün İsrail, Suriye’nin hava gücü namına ne varsa yerle bir etti ve sahaya daha da hakim oldu. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Suriye’de en güçlü unsur haline geldi. Dürziler ayrılma noktasında en istekli ve yoğun çabayı sarf eden gruplardan biri oldu ve şu ana kadar ciddi bir yol aldılar. İsrail buralarda da nüfuz elde etti ve daha da güçlendi. Son günlerde Paris’te tarafları bir araya getirme çabası vardı ancak birkaç gün önce Amman’da “Türkiye’siz” düzenlenen toplantıdan sızan haberlere göre HTŞ, Adem-i Merkeziyetçi bir yapıya kısmen ikna edilmiş.

Bazı şeyler Türkiye’ye rağmen olur ve olmak durumundadır. İsrail’i Süveyda’daki Dürzîler üzerinden Rojava Kürdistanı’na ulaştıracak “Davud Koridoru”nun fizibilitesi yapılıyor. Tüm bunlar olurken Rojava’nın da şimdiye kadar süreci görece iyi yönetmekte olduğu ve Dürzilerle de gayet yakınlaştığı görülmekte. Bizim işimize çok gelmese ve hatta müthiş derecede rahatsız edici de olsa Rojava yönetiminin aslında bu mevcut durumda İsrail ile yakınlaşması genel stratejilerine uygun.

Öte yandan, İsrail’in Kıbrıs’ın tamamına olan ilgisi de öteden beri artarak devam etmekte ve maalesef bu yoğun gündemde Kıbrıs da arada kaynıyor. Oysa Kıbrıs bu coğrafyadan farklı bir yerde değil, tam tersine çok önemli bir noktada. Rumların yeniden taşkınlık yapmaya başlamaları, örneğin Solomu anıtı dikmek suretiyle Türkleri tahrik etmeleri, Rum Kesimi politikacıları üzerindeki halk tepkisini (İsrail yayılmacılığı nedeniyle) başka yöne çekmesi yönüyle bir fırsattır ama Türkiye için bir alarm durumudur.⁴

Bir defa daha açıkça belirtmek gerekiyor…

Türkiye’deki aciz rejimle uzlaşma arayışının millete bir fayda getirmesi mümkün değildir. CHP’nin durumu zaten ortada, ayrıca her şeyi oradan da beklememek lazım. Marks’ın işçi sınıfına hitaben “Dünyanın tüm işçileri birleşin” çağrısı gibi ben de “Türkiye’nin tüm milliyetçi vatanperverleri birleşin” çağrısında bulunuyorum. Bu tarihi sorumluluk üzerlerine binmiş durumdadır bundan kaçamazlar.

Dipnotlar:

1)Tanja A. Börzel, States and Regions in the European Union, Cambridge University Press, 2002| say. 93-98

2) Fransa, Avrupa Birliği’nin kurucu üyesidir. İspanya ise bu birliğe 1986 yılında tam üye oldu.

3) “Ulus Devlete Karşı Bir Komplo” | 28 Haziran 2024 https://www.turksolu.com.tr/ulus-devlete-karsi-bir-komplo/

4) Solomos Solomu, 1996 yazındaki sınır delme eylemleri sırasında Türk bayrağını indirmeye çalışırken vurulan Rum gencidir.

Previous Post

Hayaldi gerçek oldu: Turan değil Trump Yolu

Next Post

CHP, AKP’ye de Çerçioğlu’na da kızmasın, kendisine kızsın!

Next Post
CHP, AKP’ye de Çerçioğlu’na da kızmasın, kendisine kızsın!

CHP, AKP’ye de Çerçioğlu’na da kızmasın, kendisine kızsın!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.