No Result
View All Result

“Amed”den “Kürdistanî ruh”a: Diyarbakır Türk yurdudur

Muharrem Yellice by Muharrem Yellice
21 Mayıs 2026
in GÜNLÜK
0
“Amed”den “Kürdistanî ruh”a: Diyarbakır Türk yurdudur

Ahmet Türk’ün Amedspor üzerinden kullandığı “Kürdistanî ruh” ve “Kürdistan’ın takımı” söylemi, yalnızca bir spor yorumu değildir. Bu söz, Diyarbakır’ın tarihî kimliği, Âmid/Amed adının kökeni, Amedspor’un Turanspor geçmişi, İdris-i Bitlisî’nin mektupları ve bölgenin siyasî hafızası bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir çıkıştır.

Ahmet Türk’ün Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesi üzerine kullandığı ifadeler, spor sahasının sınırlarını aşan bir anlam taşımaktadır. “Kürdistan’ın bir takımı Süper Lig’e çıktı” sözü ve ardından yapılan “Kürdistani ruh” vurgusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak vatan ve vatandaşlık zeminine alternatif bir siyasal coğrafya dili kurmaktadır [1].

Burada itiraz edilen şey bir futbol takımının başarısı değildir. Elbette bir şehrin, bir kulübün, bir taraftar kitlesinin sevinci olabilir. Ancak bu sevinç, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ayrı bir siyasal coğrafya adıyla ifade edildiğinde, artık spor yorumu olmaktan çıkar; tarih, kimlik ve egemenlik tartışmasına dönüşür.

Önce şu soruyu sormak gerekir: Amed nedir?

Diyarbakır’ın tarihî adları arasında Amida, Âmid, Kara Âmid, Diyarbekir ve Diyarbakır adları geçer. İslâmî dönemde Amida adının Âmid şekline dönüştüğü; Diyarbekir adının ise Arap fetihlerinden sonra bölgeye yerleşen Bekir b. Vâil kabilesinin yayıldığı topraklara verilen Diyâr-ı Bekr adından geldiği kaynaklarda belirtilmektedir [2].

Bazı kaynaklarda Âmid adının Rumca olduğu ileri sürülmüşse de bu adlandırma tartışmalıdır. Kanaatimizce Âmid/Amed kelimesini doğrudan Kürtçe veya Rumca bir kelime gibi göstermek doğru değildir. Kelime, Arapça kelime yapısı içinde, Osmanlıca gramer kitaplarında ele alınan aksâm-ı seb‘a ve illetli kelimeler bahsi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Faruk Kadri Timurtaş’ın Osmanlı Türkçesi Grameri adlı eseri, bu gramer çerçevesini açıklamak bakımından başvurulabilecek temel kaynaklardan biridir [3].

Bu nedenle Amed kelimesini bugün siyasî bir kimlik inşasının anahtar kavramı hâline getirmek, tarihî ve filolojik bakımdan zayıf bir yaklaşımdır. Âmid/Amed adının Kürtçe kökenli olduğu yönündeki iddia kesin bir filolojik zemine oturmamaktadır. Şehrin tarihî adlandırmaları, çok daha eski ve çok katmanlı bir şehir hafızasına işaret eder. Kaldıki; D.İzoli’nin hazırladığı Kürtçe sözlükte Amed adı geçmez.

Amedspor meselesi de bu bağlamda önemlidir. Bugün Amedspor adıyla anılan kulübün geçmişi, 1972 yılında Melikahmet Turanspor adıyla başlamıştır. Kulüp daha sonra Melikahmetspor, Diyarbakır Belediyespor, Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor ve Amed Sportif Faaliyetler adlarını almıştır [4]. Bu kronoloji, bugünkü siyasal adlandırmanın arkasında silinmeye çalışılan bir şehir hafızası bulunduğunu göstermektedir.

Diyarbakır’da kurulan bir spor kulübünün ilk adının Turanspor olması son derece anlamlıdır. Çünkü bölge, tarih boyunca Turan yurdudur. Bu ad, Diyarbakır’ın sosyal hafızasında Türk ve Turan kavramlarının yabancı değil, doğal bir yere sahip olduğunu gösterir. Daha sonra bu adın değiştirilmesi, yalnızca bir spor kulübünün isim değişikliği olarak görülemez; aynı zamanda bölgenin hafızasına yeni bir siyasal anlam yükleme çabası olarak da okunabilir.

Bugün “Amedspor Kürdistan’ın gururudur” denildiğinde, aslında Turanspor geçmişi silinmekte; Diyarbakır’ın tarihî ve kültürel hafızası tek taraflı bir siyasal adlandırmaya hapsedilmektedir. Oysa Diyarbakır, bugünün siyasî sloganlarıyla yeniden icat edilecek bir şehir değildir.

Diyarbakır, tarih boyunca birçok devletin hâkimiyetinde kalmış kadim bir şehirdir. Sakalar, Persler Romalılar ve Türkler. Ancak özellikle Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu, İlhanlı-Tatar, Safevî ve Osmanlı çizgisi içinde Türk tarihinin en önemli merkezlerinden biridir. Artuklu eserleri, Akkoyunlu mirası, Oğuz-Türkmen akınları ve bölgedeki Türk beyleri, Diyarbakır’ın tarihî kimliğinde belirleyici yer tutar [5].

Diyarbakır’ı yalnızca modern etnik tartışmalar üzerinden okumak büyük bir tarih yanılgısıdır. Bu şehir; surlarıyla, camileriyle, medreseleriyle, Artuklu taş işçiliğiyle, Akkoyunlu hatırasıyla ve Türkmen-Oğuz varlığıyla Türk-İslâm tarihinin güçlü merkezlerinden biridir. Bugün bu tarihî hafızayı “Kürdistan” adı altında başka bir siyasal coğrafyaya bağlama çabası, şehrin gerçek tarihî dokusunu daraltmaktadır.

Bu noktada İdris-i Bitlisî’nin Yavuz Sultan Selim’e gönderdiği mektuplar da önemlidir. İdris-i Bitlisî, Sultan Selim’e arzında Kürdistan ümerâsından yirmi kadar beyi dört bin süvariyle birleştirdiğini, bu kuvvetlerle Kızılbaşlara karşı harekete geçtiğini, Kızılbaş kuvvetlerinin Çaldıran hududuna kadar kaçtığını ve askerlerin bol ganimet elde ettiğini belirtir. Aynı yazışmalarda Âmid-i Mahrûsa’nın işlerinin halli, şehirdeki “müfsitlerin bertaraf edilmesi” ve Diyarbekir’in Osmanlı idaresine bağlanması açık biçimde gündeme getirilir [6].

Bu kayıtlar, 16. yüzyıl başında Diyarbakır ve çevresinin Kızılbaş-Türkmen, Akkoyunlu-Safevî ve Osmanlı-Şafii aşiret güçleri arasında yaşanan büyük bir hâkimiyet mücadelesinin merkezinde bulunduğunu gösterir. Dolayısıyla bugün Diyarbakır’ı tarihî derinliğinden koparıp yalnızca “Kürdistan” söylemiyle açıklamak, hem Artuklu-Akkoyunlu-Türkmen mirasını hem de 16. yüzyıldaki bu siyasî dönüşümü görmezden gelmek anlamına gelir.

Burada önemli bir kavram ayrımı yapmak gerekir. 16. yüzyıl Osmanlı-Safevî mücadelesinde kaynaklarda geçen “Ekrad” kelimesi, bugünkü modern anlamda tek ve homojen bir etnik kimliği ifade etmek zorunda değildir. Şerefhan’ın Şerefname’de kullandığı dil de bu bakımdan dikkatle okunmalıdır. Dönemin metinlerinde “Ekrad” kavramı çoğu zaman dağlık bölgelerde yaşayan, konar-göçer veya yarı göçer aşiret topluluklarını anlatan geniş bir adlandırma olarak kullanılmıştır [7].

Bu toplulukların içinde Arap, Fars, Türk, Türkmen ve yerel aşiret unsurları bulunabilmektedir. Bu yüzden İdris-i Bitlisî etrafında Osmanlı safında örgütlenen unsurları bugünkü anlamda yekpare bir modern millet gibi okumak doğru değildir. Burada esas ayrım, modern etnik kimlikten çok Osmanlı-Safevî mücadelesinin mezhep, aşiret ve siyasal bağlılık ekseninde şekillenen tarihî zeminidir.

Başka bir deyişle, Şiî/Kızılbaş Türkmen siyasetine karşı Osmanlı merkezinin desteklediği Şafii-Sünni aşiret gücü, dönemin siyasal terminolojisinde “Ekrad” olarak vasıflandırılmıştır. Bu kavramı bugünkü etnik anlamıyla birebir okumak, 16. yüzyılın toplumsal ve siyasî yapısını bugünün kavramlarıyla geriye doğru inşa etmek olur.

Bu nedenle Diyarbakır’ın 16. yüzyıldaki dönüşümünü “Kürtlerin tarihî yurdu” gibi tek çizgili bir anlatıyla açıklamak eksiktir. Tam tersine, bu dönem Diyarbakır ve çevresinin Akkoyunlu-Türkmen, Kızılbaş-Safevî, Osmanlı ve Şafii aşiret güçleri arasında yaşanan sert bir hâkimiyet mücadelesinin merkezi olduğunu gösterir. Bu mücadele, Diyarbakır’ın Türk-Türkmen tarihî zeminini ortadan kaldırmaz; aksine şehrin Türk tarihindeki yerini daha görünür kılar.

Ahmet Türk’ün açıklaması değerlendirilirken bölgenin feodal hafızası da göz ardı edilmemelidir. Ziya Gökalp’in Şaki İbrahim Destanı, Diyarbakır ve çevresinde İbrahim Paşa’nın temsil ettiği yerel silahlı tahakküm düzenine karşı yazılmış güçlü bir hafıza metnidir. Bu destanda İbrahim Paşa’nın bölgede emniyeti ortadan kaldırdığı, nahiye bırakmadan saldırdığı, Derik, Siverek, Çuvan ve Karakeçi yurdu gibi yerlerde korku ve baskı meydana getirdiği anlatılır [8].

Bu tarihî zemin içinde Hüseyin Kanco adı da önemlidir. Oktay Bozan’ın Milli Aşireti ve Diyarbakır eşrafı üzerine yaptığı çalışmada Hüseyin Kanco’nun Yezidi aşiretlerinin ileri gelenlerinden olduğu, daha sonra Müslüman olduğu, Hamidiye Alayları içinde yer aldığı ve Milli İbrahim Paşa’nın bayraktarlığını yaptığı belirtilmektedir [9].

Buradan çıkarılacak sonuç, bugünkü bir siyasetçiyi dedesinin veya ailesinin geçmişiyle suçlamak değildir. Kimse atalarının fiilleriyle mahkûm edilemez. Ancak bir siyasetçi bugün “Kürdistani ruh”, “Kürdistani halklar” ve “Kürdistan takımı” gibi kavramlarla Türkiye’nin ortak vatan zeminine alternatif bir aidiyet dili kuruyorsa, bu dilin beslendiği tarihî ve zihnî arka plan tartışılabilir.

Mesele etnik kimlik meselesi değildir; mesele siyasî zihniyet meselesidir.

Dün bölge halkı üzerinde tahakküm kuran yapıların dili sancak, aşiret, alay ve feodal güçtü. Bugün ise aynı coğrafyada benzer bir vesayet dili “halklar”, “öz yönetim”, “Kürdistani ruh”, “demokratik toplum” ve “barış” gibi kavramlarla yeniden ambalajlanmaktadır. Oysa bu dil, bölge halkına huzur getirmemiş; çoğu zaman silahlı güçlerin, feodal baskının ve terör vesayetinin önünü açmıştır.

Ahmet Türk’ün açıklamasındaki sorun da tam burada ortaya çıkar. İtiraz edilen şey bir futbol takımına duyulan sevgi değildir. İtiraz edilen şey, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ayrı bir siyasal coğrafya adıyla yeni bir aidiyet alanı inşa edilmesidir.

Diyarbakır’ın hafızasında iki çizgi vardır. Birincisi, Artuklu’dan Akkoyunlu’ya, Oğuz-Türkmen akınlarından Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e uzanan Türk tarihî sürekliliğidir. İkincisi ise aşiret, sancak, alay ve yerel silahlı güç üzerinden bölge halkı üzerinde tahakküm kuran feodal yapılardır. Bugün “Kürdistani ruh” adıyla kurulan siyasal dil, ne yazık ki ikinci çizginin modern kavramlarla yeniden üretilmesi görüntüsü vermektedir.

Oysa Diyarbakır’ın gerçek hafızası etnik ayrışmanın değil, ortak tarih ve ortak vatan bilincinin hafızasıdır. Bu şehir Türk, Arap, Süryani, Ermeni, Türkmen, Kürt, Zaza, Alevi ve Sünni unsurların tarih içinde yan yana yaşadığı büyük bir medeniyet merkezidir. Fakat bu çok katmanlı tarih, Diyarbakır’ın Türk tarihindeki yerini ortadan kaldırmaz. Büyük Türkçü ,Ziya Gökalp, Ali Emiri Efendi, Cahit Sıtkı’nın doğduğu yerdir. Diyarbakır hiçbir zaman Türk’e yabancılaşamaz.

Diyarbakır’ın Artuklu eserleri Türk eserleridir. Akkoyunlu mirası Türk mirasıdır. Selçuklu ve Oğuz-Türkmen izleri Türk tarihinin izleridir. İlhanlı-Tatar ve Osmanlı-Safevî mücadeleleri de bölgenin Türk tarihî dünyası içindeki yerini göstermektedir. Şehrin tarihî kimliğini yalnızca bugünün ayrılıkçı kavramlarıyla açıklamak, tarihî gerçekliği bozmak demektir.

Bu nedenle “Amedspor Kürdistan’ın gururudur” sözü, basit bir spor cümlesi değildir. Bu sözün arkasında Diyarbakır’ın tarihî adını, spor kulübünün Turanspor geçmişini ve şehrin Türk-İslâm mirasını silikleştiren bir siyasal anlam vardır.

Diyarbakır’ın adı üzerinden kurulan bu tartışmada esas mesele şudur: Bir şehrin tarihî adı, modern siyasî projelerin malzemesi hâline getirilemez. Âmid/Amed kelimesinin Kürtçe bir kökene bağlanması doğru değildir. Bu kelimeyi Rumca saymak da tartışmalıdır. Arapça kelime yapısı ve Osmanlıca gramer çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bu adın bugün “Kürdistan” siyasetine dayanak yapılması tarihî ve filolojik bakımdan sağlam değildir.

Amedspor’un ilk adının Turanspor olması, Diyarbakır’ın tarihî adının Âmid/Diyarbekir çizgisi içinde gelişmesi, Artuklu ve Akkoyunlu mirasının şehirdeki ağırlığı, bölgenin Oğuz-Türkmen tarihindeki yeri, İdris-i Bitlisî’nin mektupları ve Şaki İbrahim hafızası birlikte düşünüldüğünde şu sonuç ortaya çıkar:

Diyarbakır, bugünün siyasî projeleriyle yeniden icat edilecek bir şehir değildir. Diyarbakır, Türk tarihinin, İslâm medeniyetinin ve Anadolu’nun ortak vatan hafızasının en önemli merkezlerinden biridir.

Ahmet Türk’ün “Kürdistani ruh” sözünü yalnızca futbol sevinci olarak okumak eksik olur. Bu söz, Diyarbakır’ın tarihî kimliğini başka bir siyasal coğrafya adı altında yeniden yorumlama girişimidir.

Diyarbakır’ın surları, Artuklu taşları, Akkoyunlu hatırası, Oğuz-Türkmen izleri ve Cumhuriyet’in ortak vatandaşlık fikri bize başka bir şey söylüyor:

Diyarbakır Türk yurdudur. Bu yurt, etnik ayrışmanın değil; ortak tarih, ortak kültür ve ortak vatan bilincinin adıdır.

Kaynaklar

[1] Ahmet Türk’ün Amedspor ve “Kürdistan’ın takımı / Kürdistani ruh” açıklaması üzerine güncel haberler.

[2] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Diyarbakır” ve “Âmid” maddeleri; İslam Düşünce Atlası, “Diyarbakır/Âmid” maddesi.

[3] Faruk Kadri Timurtaş, Osmanlı Türkçesi Grameri 3: Eski Yazı ve İmlâ, Arapça, Farsça, Eski Anadolu Türkçesi, Alfa Yayınları.

[4] Amed Sportif Faaliyetler Kulübü isim kronolojisi; Melikahmet Turanspor’dan Amed Sportif Faaliyetler’e uzanan kulüp tarihçesi.

[5] Muharrem Yellice, “Diyarbakır Türk Yurdudur” çalışma notları; Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Diyarbekir Kimin Yurdu?, Temel Tarih Kitaplığı, 2025.

[6] Vural Genç, “İdris-i Bidlîsî’nin II. Bayezid ve I. Selim’e Mektupları”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, 47, 2016, s. 147-208.

[7] Şerefhan Bitlisî, Şerefname; ayrıca Osmanlı kaynaklarında “Ekrad” kavramının konar-göçer/aşiret toplulukları için kullanımına dair tarihî değerlendirmeler.

[8] Ziya Gökalp, Şaki İbrahim Destanı.

[9] Oktay Bozan, “20. Yüzyılın Başında Eşraf-Aşiret Çatışması: Millî Aşireti ve Diyarbakır Eşrafı Örneği.”

Previous Post

Sadakat, şeyhe değil vatana olmalıdır

Next Post

Maraba demokrasisi

Next Post
Maraba demokrasisi

Maraba demokrasisi

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.