Tarih: 24 Mart 1923. Cumhuriyet’in ilanına henüz 7 ay var. Dünya, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden doğan yeni bir devleti ve onun karizmatik liderini konuşuyor. O gün, henüz 3 haftalık olan Amerikalı genç bir dergi, kapağına bir Türk Paşasını taşıdı: Mustafa Kemal Paşa. Üstelik kapaktaki soru çok netti: “Türk’ün yurdu neresidir?”
Makalenin yayınlandığı tarih önemlidir. Makale, Lozan görüşmelerinin kesildiği bir dönemde yayınlanmıştır. Hatırlayalım. Kapitülasyonlar ve Musul gibi meselelerde Batı’nın dayatmalarını hiçbir şekilde kabul etmeyen Türk tarafı, görüşmeleri yarıda kesmişti. 4 Şubat 1923’te kesilen görüşmeler, ancak 23 Nisan 1923’te tekrar başlayabilmişti. Anlaşılan Time dergisi yazarları, Atatürk’ün bu onurlu ve başı dik tavrından o kadar etkilenmişti ki, kapaklarına çıkarmıştı.
Time dergisi, Mustafa Kemal’i dünyaya anlatırken onu sadece bir komutan olarak görmüyordu. Makalede onun için şu teşhis konulmuştu: “Mesleğine sadık kalarak başarılarını kazanmış, seçkin bir profesyonel asker tipidir.” Ama bu asker, sadece cephede değil, tarih sahnesinde de devleşiyordu. Dergiye göre; “Şüphesiz Mustafa Kemal Paşa, çağdaş tarihin büyük şahsiyetlerinden biridir. Şimdi Batı medeniyetinin görünmez güçlerine karşı, Türkiye’nin kazandıklarını koruma kararlılığıyla durmaktadır.”
Peki, Millî Mücadele nasıl bir ilhamla kazanılmıştı? Amerikalı yazarlar bunu şöyle özetlemişti: “Bir Türk’ün, daha iyi bir dünyayı beklemek zorunda kalmadan Anadolu’yu kendi öz yurdu yapabileceğini şahsen yaptıklarıyla kanıtladı ve Milli Mücadele ancak O’nun ilhamıyla hayat buldu.” Yani Mustafa Kemal, teslimiyeti reddedip “kendi evinin efendisi” olma iradesini bizzat yaşayarak millete aşılamıştı.
Belki de makalenin en sarsıcı tespiti şuydu: Mustafa Kemal, “Halkı, yabancı otoriteye kölece boyun eğme bataklığından çıkarmış; onları öz niteliklerinin farkına varmaya, düşünce ve eylem bağımsızlığına kavuşturmuştur.” Yani o, sadece toprakları değil zihinleri de özgürleştirmişti. Artık karşılarında “Hasta Adam” değil; başı dik, ne istediğini bilen bir Türk milleti vardı.
Bugün bu kapağa baktığımızda, Amerikalıların bile 1923’te gördüğü o “bağımsızlık karakteri”ni yeniden hatırlıyoruz. Mesele sadece bir dergi kapağı değil; bir liderin bir milleti “şekil”den çıkarıp “öz”üne, yani bağımsızlık hakikatine kavuşturma hikâyesidir.
—
Time dergisinin 24 Mart 1923 tarihli 4. sayısında yayınlanan Atatürk hakkındaki makalenin tam çevirisi:
Mustafa Kemal Paşa: Türk’ün öz yurdu neresidir?
Mustafa Kemal Paşa, “Bir Türk’ün gerçek yurdu neresidir?” deyişindeki alışılagelmiş “Cehennem!” cevabını “Türkiye!” ile değiştirerek bu atasözünü çürütmüştür. Bu sözler, Kemal’in politikasının temel özelliklerini özetlemektedir. O, bugün Türkiye’nin “Kurtarıcısı”dır. Halkı, yabancı otoriteye kölece boyun eğme bataklığından çıkarmış, onları öz niteliklerinin farkına varmaya, düşünce ve eylem bağımsızlığına kavuşturmuştur.
Kemal, birbiriyle çatışan iftiraların potasından lekesiz bir itibar ile çıkmıştır. Bu asılsız haberlerin bazıları, onu vatan hainliğinden “yabancı” olmaya kadar her şeyle suçlamıştır. Kemal öz be öz Türk’tür (bazılarının söylediği gibi bir Yahudi değil) ve modern Türkiye’nin evladı olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır. Mesleğine sadık kalarak başarılar kazanmış seçkin bir profesyonel askerdir. Profesör Arnold J. Toynbee, takdire şayan bir şekilde yazılmış olan Yunanistan ve Türkiye’de Batı Meselesi adlı kitabında O’ndan şöyle bahseder: “Bir Türk’ün, daha iyi bir dünyayı beklemek zorunda kalmadan Anadolu’yu kendi öz yurdu yapabileceğini şahsen yaptıklarıyla kanıtladı ve Milli Mücadele ancak O’nun ilhamıyla hayat buldu.” Şüphesiz Mustafa Kemal Paşa, çağdaş tarihin büyük şahsiyetlerinden biridir. Şimdi Batı medeniyetinin görünmez güçlerine karşı, Türkiye’nin kazandıklarını koruma kararlılığıyla durmaktadır.
Türk Şartları
Tüm Müttefik Devletler, Ankara Hükümeti tarafından geçen hafta iletilen Lozan Antlaşması karşı tekliflerinin tam metnini almış bulunmaktadır.
Türklerin yaptığı değişikliklerin kapsamı, Britanya’dan ziyade Fransa ve İtalya’yı ilgilendirmektedir. Türkler, yabancıların Türkiye’de ikamet etme ve iş yapma koşullarına ilişkin şartlarda [Kapitülasyonlar- Ö.E.] daha fazla düzenleme yapılması konusunda ısrar etmektedirler. Bu durumun, Yakın Doğu’daki büyük ticari çıkarları nedeniyle Fransa’da ciddi endişe yaratacağı kesindir. Castellorizo [Meis Adası- Ö.E.] talebi de İtalya tarafından hoş karşılanmayabilir. Bununla birlikte Britanya, Musul meselesini Türkiye’nin iki ülke arasında ayrıca yürütülecek müzakereler yoluyla çözülmesi önerisini kabul edecek gibi görünmektedir. Bununla birlikte, Türklerin ekonomik hükümleri Antlaşma’dan ayırıp gelecekteki görüşmelere bırakma teklifi, ciddi bir güçlük yaratabilir.
Bu esnada Londra’daki Müttefikler, Lozan Konferansı’nın devamı niteliğinde görülecek olan yeni müzakerelerin kapsamını tayin etmektedirler. Konferansın, Türk tarafının önerdiği gibi İstanbul’da değil, Lozan’da toplanması kuvvetle muhtemel görünmektedir.

