Kafkasya’dan güneye doğru uzanıldığında doğuda İran çölleri, batıda ise Anadolu dağlarının arasında kalan, verimli otlaklara sahip bölge; tarihsel süreçte fatihlerin Orta Asya’dan gelip yerleştiği Azerbaycan’dır. Selenge Yayınları’ndan çıkan Alban Tarihi‘nde Kalakantlı Moses’in belgelerine göre İskit, Saka ve Partların bir kolu olan Albanlar bu bölgede Civanşir olarak isimlendirilen bir alana yerleşmiştir. Hristiyan olmaları nedeniyle bugün mezarları Ermeni mezarı olarak görülmektedir; fakat bu topluluklar, kuzeydeki Derbent’ten buraya akan Turanlı toplulukların uzantılarıdır. Takip eden dönemde ise Kafkas Hunları olarak tanımlanan Hunlar yine bu bölgeye yerleşmiştir. Önceden ağaca tapan Hunlar, ağacın dallarını budayarak sembolik bir haç oluşturmuş ve ona tapmışlardır. Azerbaycan’daki ilk dinselleşme bunlardan doğmuştur. Gerçekte Ermeni olmayan bu topluluklar daha sonraları Ermeni olarak tanımlanmıştır.
Takip eden dönemde Partlar; Azerbaycan, İran ve Anadolu’da egemen oldu. Mitra dinine mensup olan Partlar, İran-Zerdüşt dininin zıddı bir inançtaydılar. Azerbaycan’da ünlü İslam komutanı Halid bin Velid’le savaşan Babekiler, Nahçıvanlıdır. Onlar da Alban ve İskitlerin torunudur. Kürt tarihi yaratmak adına Babekileri ve Partları, Kürt olarak göstermeyi denediler, oysaki tümü de Albanlardan gelen topluluklardı. Kızılbaşlığın ilk halini de kırmızı kıyafetleriyle Babek temsil eder. Arap ordularına karşı savaşta yakalanan Babek, elleri kesilince kanlarını yüzüne sürmüştür. Söylentiye göre, “Yüzümden kan çekilmesini ve korkmuş gibi görünmeyi istemiyorum,” demiştir.
Sasanilerde bir dönem iktidara gelmiş olan Nuşirevan’ın ideolojisi bir nevi antik komünizmdi; üretim araçlarının ortaklığını savunuyordu. Sasaniler, tuzak kurarak tümünü katletti. Benzer şekilde Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa da Memlukleri ziyafete çağırıp kale kapılarını üzerlerine kilitleyerek katletmişti. Babekiler ise Kızılbaşlığın prototipidir. Anadolu’nun Türkmen kabileleri (Toroslardan Tekeliler, Halepliler, Şamlular, Ustaclular, Rumlular ve Çepniler) Şah İsmail’in liderliğinde bir Kızılbaş devleti kurdu. Bu devletin merkezi Tebriz’di.
Azerbaycan’ı Selçuklular devrinde Kıpçak Atabeyi İldeniz yönetmiştir. Sonrasında İlhanlılar buraya yerleşmiş, topraklar han çocukları arasında paylaşılmıştır. Bunun da ardından Çobanoğulları ve Celayirliler hâkim olmuştur. Sonrasında Sünni Akkoyunlular Tebriz-Diyarbakır hattının egemeni haline gelmiştir.
Kızılbaşlar fikirlerini Babekilerden almış, onlar da Mitracılardan beslenmiştir. İlkel komünizmi benimseyen bir kardeşlik düşüncesi oluşmuştur. Şah İsmail’in Yavuz’a yenilmesinden sonra bu bölgede Kızılbaşlara karşı Şiilik hareketi başlatılmıştır. Anadolu’dan gelen Kızılbaş Türkmenlerin iktidarı aşamalı olarak söndürülmüş; Türklük ve Kızılbaşlık karşıtı bir Şia, Azerbaycan’ın ve İran’ın tümünde egemen olmuştur.
Selçuklu ve Akkoyunlu Sünni’ydi, İlhanlılar ise laik sayılabilirdi. Mezopotamya’daki savaşlardan kaçan Zeydiler, kendi Şii mezheplerini yapılandırdılar. Şamanist eğilim ve anlayışa yakın olan Kızılbaşlık ise Türklükle birlikte var oldu. Bugünkü İran rejimini oluşturan Şiilik ise Zerdüştlükle bağdaşır. Bu durum, geçmişteki Partlara karşı olduğu gibi Kızılbaşlara karşı da bir asimilasyon getirmiştir. Şiilik, bu anlamda Kızılbaşlığın antitezi ve giderek düşmanıdır. Zerdüştlük ve Mitracılık sanıldığı gibi aynı değildir. Anadolu’daki Pontlar Mitracıdır ve Mitridates krallarıdır. Çarpıtmaların aksine ne Helen ne de Fars’tırlar; Turani bir toplulukturlar.
Petrol merkezli olarak Azerbaycan, Ruslar ve İngilizler arasında paylaşıldıktan sonra, bin yıldır Türkler tarafından yönetilen İran, Türklükten koparılarak Farslaştırılmak istendi. Şiilik ve Farslık Tahmasp döneminde güçlendi ve böyle devam etti. Nadir Şah döneminde Şiilik, İranlılaşmaya giden bir yol oldu. Şehriyar’ın Haydar Baba şiiri kuzey-güney ayrılığını anlatır.
Geçen yıllar içinde güneyde İran devletiyle anlaşma anlamında bir dinselleşme gelişirken, kuzeyde laiklik güçlendi. Bu anlamda Azerbaycan’da Aliyev’in laik rejimine karşı Şiiliğin dini taassubunu simgeleyen başörtüsü (hicap), gerçekte İran’ın Güney Azerbaycan’da olduğu gibi kuzeyde de egemen olmasının önünün açılmasının işaretidir. Aliyev’in bu konudaki aşırı sert tavrı da buradan kaynaklanmaktadır. Sovyet döneminde ortaya çıkan laik ideolojik aygıt İranlılaşmayı bu anlamda engellemiştir. Güneyde ise İranlılaşma Şiilikle paralel sürdü. Bu ayrılık, kuzey ve güneyin farklı kimlikler kazanmasına neden olmuştur. Aliyev temelde Şiiliğin yayılmasına değil, İranlılaşmaya karşı tavır almaktadır.
Diğer taraftan Azerbaycan, kadim zamanlarda Hazar bölgesidir. Bunlar diğer Musevilerin aksine Talmud’u dışlayarak yalnızca Tevrat’a inanmaktaydılar. Kırım Karaylarına yakındılar. Hazar sahilinden göçen Dağ Yahudileri bugün İsrail’de egemendir. İsrail ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin etnik temeli de budur. İran ile Yahudilerin ve İsrail’in egemenlik mücadelesinin alanı böylece Azerbaycan olmaktadır. Bu denklemi görmeden olaya yaklaşmak bilim dışı kalır.
