Siyasal İslam’ın, yobazlığın ve terörün hüküm sürdüğü Türkiye’de halkın hiçbir şekilde devlete güveni kalmamıştır. Bile bile yapılan bir şeydir bu. Hukuk yok edildi, ekonomi batırıldı, zengin daha zengin, fakir de daha fakir oldu. Devlet, “Türk devleti” olmaktan çıkmıştır ve ülkeyi yöneten ne kadar şahıs varsa hepsi bu kötü amellere ortak olmuşlardır. Nasıl biliyor musunuz? Kürsülerden konuşarak, yeni partiler kurarak çözüm ürettiklerini iddia ediyorlar ama aslında hiçbir şey yapmıyorlar, yapmazlar. Atatürk’ün ölümünden sonra başta ABD olmak üzere ülkeyi sömürenler, ülkeyi yönetmeye de başladılar. O zamandan sonra hiçbir şekilde gerçek vatanseverlere yer kalmadı hiçbir ortamda. Gerçeği görenleri, ülkesinin ve ulusunun saadetini düşünenleri de susturmayı başardılar.
En çok mağdur edilen de halktır. Tarihçi Selim Erdoğan: “Emperyalizm, hedefini seçerken cumhuriyetimizin altı temel ilkesinden halkçılığı seçmiştir. Halkçılığın sahadaki uygulaması sosyal hukuk devleti olmaktır.”
Halkçılık; ücretsiz ve kaliteli eğitim, vatandaşa eşit yaklaşım gibi ilkelerin uygulayıcısı olarak altı temel ilkenin arasındandır.
1949’da ABD ve Türkiye arasında eğitim için anlaşmalar yapıldı ve ABD, eğitim sistemini kontrol etmeye başladı. Eğitim en önemli unsurdur, hemen onu ele geçirdiler çünkü zihinleri ele alıp, kendi çıkarları doğrultusunda yazılanlar okutulacaktı.
Sadece eğitim de değil, Türkiye’nin NATO’ya girişiyle beraber ordu da teslim oldu. Osmanlı zamanında Enver Paşa’nın Almanlara teslim ettiği ordu, bu sefer de 1950’lerde ABD’ye teslim edildi. Bunun da sonucunda darbeciler, 12 Eylül 1980’de yönetime el koyarak AKP’nin ideolojik temellerini attılar. AKP demek, siyasal İslam demektir. Yani her şey sistematik olarak emperyalizme hizmet edecek şekilde ilerledi. O zamanlardan bu zamana kadar Türk solu yok edilirken, sağ ve sağcı fikir ülkeyi ele geçirdi.
Daha o kadar çok örnek sayılır ki, herhalde kitap olur…
Şuraya dikkat etmek gerekir ki, tarihten beridir Türkiye’nin bağımsızlığını zedeleyen emperyalizm, elbette Türk siyasetine de karıştı. Tom Barrack’ın monarşi hakkında gündem olan konuşması, bunun en basit örneğidir.
Bütün bu anlattıklarımdan kurtulmak için, Türk milleti olarak mücadele etmek gerek. Bakın meclise, fazlasıyla vekil var ve halkın eksikliklerini giderebilecek hiçbir adım atılmıyor, halkın isteklerine cevap verilmiyor. Öyleyse bu vekiller neden var, neden halkın vergisini maaş olarak alıyorlar? Sadece vekiller değil, bakanlar da sevilmiyor bu ülkede. Çünkü attıkları yanlış adımlar, insanları bıktırıyor. Çözüm üretmiyorlar.
Çözüm üretilmesi gereken onca mesele varken neye takıldılar biliyor musunuz? Yakın vakitte TBMM Dilekçe Komisyonu’na gelen talep, Ege isminin yasaklanıp bütün Ege’lerin Efe olması üzerine. Yani koca ülkede her gün başka bir cinayet duyuyoruz, hukuksuzluk duyuyoruz, samimiyetsiz kürsü konuşmalarını hep dinliyoruz da Ege ismine niye taktınız kafayı? Çare olması gereken, suç olayları için sundukları talep de sivri bıçakların satışının kaldırılması yönünde…
Bıçakların satışı kalktığında ne olacak, cinayetler duracak mı?
Akılda daha pek çok soru…
Sonuç olarak, neden o kadar çok şey anlattım?
Bütün parçaları bir araya getirdiğimizde ortaya çıkan tablo, tek bir gerçeği gösteriyor: Türkiye’nin bağımsızlığı ve halkın güveni, sistematik şekilde zedelenmiştir. Eğitimden orduya, ekonomiden siyasete kadar her alanda emperyalizmin ve siyasal İslam’ın etkisi hissedilmiştir.
Bugün yaşadığımız sorunlar tesadüf değil, uzun yıllardır süren bir planın sonucudur. Halkın gerçek ihtiyaçları yerine gündem saptırıcı tartışmalar öne çıkarılıyor; cinayetler, yoksulluk ve adaletsizlik görmezden geliniyor. Bu yüzden bütün örnekleri tek tek sıraladım: Çünkü hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Çözüm, halkın örgütlü mücadelesiyle mümkündür. Laik ve bilimsel eğitim, ekonomi, adalet ve şeffaf yönetim yeniden tesis edilmeden bu karanlık tablo değişmez. O yüzden bu kadar çok şey anlattım: Gerçeği görmek, parçaları birleştirmek ve uyanmak için.
Son söz: İyi uykular değil, uyan Türk milleti!

