No Result
View All Result

93 Harbi’nden Balkan bozgununa Rumeli’nin “Başka Hayatlar”ı

Muharrem Yellice by Muharrem Yellice
4 Ağustos 2026
in GÜNLÜK
0
93 Harbi’nden Balkan bozgununa Rumeli’nin “Başka Hayatlar”ı

Giriş

Bir milletin kaybettiği topraklar haritalardan silinebilir; fakat o topraklarda yaşanan acılar, aile hafızasından kolay kolay silinmez. Rumeli’nin kaybı da yalnız sınırların geri çekilmesi değildir. Yakılan evler, dağılan aileler, yollara düşen kadınlar ve çocuklar, geride bırakılan mezarlar ve İstanbul’a birkaç bohçayla ulaşan muhacirler, bu büyük kopuşun insan yüzüdür. Lebibe Nihal Yazar’ın Başka Hayatlar romanı, 93 Harbi’nden Cumhuriyet yıllarına uzanan bu tarihî kırılmayı, devlet adamlarının ve kumandanların üstünden değil, felaketin ortasında kalan insanların hayatlarından anlatır. [1]

Romanın asıl gücü, büyük tarihi küçük hayatların içine yerleştirmesindedir. Eski Zağra’da ailesini kaybeden Remzi Ağa’nın çocukluk korkusu, Kızanlık’ta yeniden yükselen Bulgar komitacılığıyla canlanır; Balkan Savaşı’nın şiddeti Hesna’nın bedenine ve ruhuna, göç Ali’nin hayatına, geçmişin utancı ise Saliha’nın kimlik duygusuna taşınır. Böylece savaş, bir tarihte başlayıp başka bir tarihte biten askerî hadise olmaktan çıkar; kuşaktan kuşağa geçen bir hafıza yarasına dönüşür.

93 Harbi: Bir çocuğun hafızasında açılan yara

Romanın tarihî başlangıç noktası 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, yani 93 Harbi’dir. Remzi Ağa henüz çocukken Eski Zağra’daki evleri basılır. Annesi onu bir pirinç çuvalına saklar. Çocuk, ailesinin öldürülüşünü saklandığı yerden görür; kendisini Elize adlı Yahudi bir kadın kurtarır. Bütün yakınlarını kaybeden Remzi, daha sonra Kızanlık’a sığınır. Fakat insan, yurdunu değiştirmekle hafızasını değiştiremez. Pirinç çuvalında duyulan korku, onun bütün hayatına yayılır.

Bu sahne yalnız romancının hayalinden doğmuş münferit bir facia değildir. Hüseyin Râci Efendi’nin Zağra Müftüsünün Hâtıraları, 93 Harbi sırasında Eski Zağra ve çevresinde Müslüman halka yönelen şiddeti, yakılan mahalleleri, toplu kaçışı ve muhacirlerin yollarda yaşadığı sefaleti doğrudan tanıklıkla anlatır. Hatıratta aktarılan dehşet sahneleri, romanın kurduğu ferdî trajedinin arkasında geniş bir tarihî gerçeklik bulunduğunu gösterir. Remzi Ağa, o büyük felaketin kurmaca içindeki çocuk yüzüdür. [2]

Mehmed Ârif Bey’in Başımıza Gelenler adlı hatıratı savaşın Anadolu-Kafkas cephesini anlatır; ancak kumanda zaaflarını, teşkilat bozukluğunu, ordunun ve halkın çözülüşünü göstermesi bakımından aynı imparatorluk felaketinin diğer yüzünü tamamlar. Rumeli’de evler ve şehirler kaybedilirken doğu cephesinde de askerî düzen sarsılmaktadır. Başka Hayatlar, bu büyük çözülmeyi bir tarih kitabı gibi sıralamak yerine, gördüğü vahşetin gölgesinden ömrü boyunca çıkamayan bir insanın sertliğine ve korkusuna dönüştürür. [3]

Remzi Ağa’nın trajedisi burada iki katlıdır. O, önce tarihin mağdurudur; fakat yıllar sonra kendi kızına karşı acımasız davranarak mağduriyetini başka bir zulme dönüştürür. Romancı, böylece savaşın yalnız insanları öldürmediğini, bazen hayatta kalanların merhametini de kuruttuğunu gösterir. 93 Harbi sona ermiş görünür; oysa Remzi Ağa’nın içinde hiç sona ermez.

1912: Kızanlık’ta yeniden kanayan yara

Eski Zağra’dan Kızanlık’a sığınmak, Remzi Ağa’yı tarihten kurtarmaz. 93 Harbi’nde açılan yara, 1912’de Balkan Savaşı’yla yeniden kanar. Bulgar milliyetçiliğinin yükselişi, komitacı faaliyetler ve savaş hazırlıkları, Kızanlık’taki günlük hayatın içine sızar. Romanın Vasili ve Aleko üzerinden anlattığı şiddet, yalnız iki kişinin kötülüğü değildir; siyasî düşmanlığın komşuluk ilişkilerini, aşkı ve insanlık bağlarını nasıl zehirlediğinin örneğidir.

Remzi Ağa’nın kızı Hesna, aile çevresine sokulan Bulgar milliyetçisi Vasili’ye gönlünü kaptırır. Vasili genç kızı kullanır; Aleko’nun saldırısıyla Hesna’nın hayatı bütünüyle yıkılır. Aynı çatışma içinde Vasili, Hesna’nın ağabeyi Kerim’i öldürür. Böylece Balkan bozgunu, bir aile için soyut bir vatan kaybı olmaktan çıkar; kardeşin öldürülmesi, genç bir kadının bedeninin savaş alanına çevrilmesi ve bir babanın kızını terk etmesi hâline gelir.

Hesna’nın trajedisi, savaş zamanlarında kadının iki ayrı baskının altında kaldığını gösterir. Önce düşmanın şiddetine uğrar; ardından kendi ailesinin namus anlayışıyla cezalandırılır. Remzi Ağa, kızını yanan evin yanındaki ahırda bırakarak göç kafilesine katılır. Onu ölümden kurtaran, Firdevs Hanım’dır. Firdevs merhameti, kardeşi Mustafa Hoca ise bozulan adalet düzenine karşı öfkeyi temsil eder. Gündüz Kızanlık’ın imamı, geceleri “Demir Derviş” diye dolaşan Mustafa Hoca’nın şaman kimliği, eski Türk kültürünün romandaki sembolik katmanıdır. Bu kişilik, tarihî gerçekliği bir masala dönüştürmez; toplumun açıkça söyleyemediği öfke ve adalet arzusuna biçim verir.

Balkan Savaşları’nı cepheden izleyen Lev Troçki’nin yazıları, savaşın arkasındaki milliyetçi propagandayı, Bulgar sansürünü, büyük devlet hesaplarını ve sivil halka yönelen baskıları ortaya koyar. Bu geniş tarihî çerçeve içinde romandaki Vasili tipi, kişisel ihtirasın ötesinde, komitacılığın gündelik hayata girmiş yüzüdür. Ömer Seyfettin’in Nakarat hikâyesinde olduğu gibi, Türk’ün Bulgar’a  gösterdiği  özel bir yakınlık, yükselen Bulgar milliyetçiliği karşısında acı bir aldanışa dönüşür. Başka Hayatlar ise bu aldanışın etkisini bir ânla sınırlamaz; Hesna’dan doğacak çocuğa ve sonraki kuşağın kimlik yarasına kadar uzatır. [4]

Kızanlık’tan İstanbul’a: Birkaç bohçaya sığan vatan

Firdevs, torunu Ali ve Hesna artık Kızanlık’ta kalamaz. Gümülcine yönüne çıkar, Edirne’ye ulaşır, günlerce bekledikten sonra Uzunköprü’den trene binerek Sirkeci’ye gelirler. Bu yolculuk, romanın tarihî ve duygusal merkezlerinden biridir. İnsanlar yalnız evlerini değil; komşuluklarını, mezarlarını, çocukluklarını, hatıralarını ve toplum içindeki yerlerini de geride bırakırlar. Kızanlık’ta kim oldukları bilinen bu kişiler, İstanbul’a vardıklarında isimsiz muhacirlere dönüşür.

Yazar, göçü bir yerden başka bir yere gitmek şeklinde anlatmaz. Öküzlerin sınırda satılması, bohçalarla yürümek, Edirne’de beklemek, tren vagonlarında bilinmeyen bir geleceğe doğru ilerlemek; muhacereti bedensel ve ruhsal bir çileye dönüştürür. “Ergene Nehri, bu iki kadının öyküsünü dinleyerek ağladı” cümlesi, tabiatı da Rumeli acısına ortak eder. Romanın adı tam bu noktada derinleşir: Kahramanlar, kendi seçtikleri hayatları değil, tarihin önlerine koyduğu başka hayatları yaşamak zorunda kalırlar.

İstanbul’a ulaşmak, felaketin bittiği anlamına gelmez. Beşiktaş’ta yeni bir ev ve dükkân kurulur; fakat muhacirlik duygusu devam eder. Büyük şehir, Rumeli’den gelenlerin yarasını bütünüyle görmez. Fransız savaş muhabiri Georges Rémond, Balkan Savaşı sırasında Pera’da balolar sürerken, Çatalca ve Gelibolu’dan getirilen yaralıların donmuş elleri ve ayaklarıyla kalabalığa karıştığını, çevrenin bu manzaraya kayıtsız kaldığını anlatır. Başka Hayatlar’daki İstanbul da yalnız güvenli bir sığınak değildir; yurdundan kopmuş insanların kalabalık içinde yalnızlaştığı şehirdir. [5]

Ali’nin gönüllü olarak askere gidişinin arkasında da bu aşağılanmışlık ve yurt kaybı vardır. Onun için savaşmak yalnız askerlik vazifesi değil, Kızanlık’ta kaybedilen haysiyetin hesabını sorma arzusudur. Sina-Filistin hattında İngilizlere esir düşmesi, yıllar süren ağır şartlar ve hastalıklar, Balkan bozgunuyla başlayan hayat kırılmasının Birinci Dünya Savaşı’nda devam ettiğini gösterir. Ali, Sirkeci’ye döndüğünde aynı genç değildir; İstanbul işgal edilmiş, Hesna ölmüş, eski hayat dağılmıştır.

Bozgunun sebepleri ve romanın tarih yorumu

Nihal Yazar, Balkan Savaşları’ndaki bozgunu anlatırken Osmanlı ordusunun alaylı-mektepli, İttihatçı-muhalif kamplara ayrılmasına özellikle dikkat çeker. Romandaki yoruma göre, fırka ihtirası ortak vatan savunmasının önüne geçmiş, bazı subaylar başarının karşı siyasî gruba yazılacağı endişesiyle görevlerini gereği gibi yerine getirmemiştir. Bu hükmü bütün orduya uygulanacak kesin bir tarih yargısı hâline getirmek doğru olmaz. Bununla birlikte 31 Mart sonrasında derinleşen gerilim, Halaskâr Zabitan hareketi, İttihatçı-İtilafçı çatışması ve ordunun siyasete karışması düşünüldüğünde, romancının dikkat çektiği meselenin tarihî bir zemini vardır. [6]

Elbette Balkan yenilgisi, yalnız siyasî kamplaşmayla açıklanamaz. Seferberlik, lojistik, eğitim, sağlık, haberleşme ve kumanda yetersizlikleri de bozgunun temel sebeplerindendir. Fakat romanın asıl vurgusu şudur: Aynı devleti kurtarmak iddiasındaki insanlar ortak vatan duygusunu kaybettiğinde, cephedeki yenilgi daha savaş başlamadan ruhlarda hazırlanır. Bu fikir, Başka Hayatlar’ı yalnız bir aile romanı olmaktan çıkararak millî çözülüş üzerine düşünen bir devir romanına dönüştürür.

Millî hafızanın romanı

Başka Hayatlar’ın merkezinde savaşların tarihleri değil, savaşların insanlarda bıraktığı izler vardır. Remzi Ağa’nın pirinç çuvalında başlayan korkusu, Hesna’ya yönelen sertlikte; Hesna’nın uğradığı şiddet, kızı Saliha’nın kendisini değersiz görmesinde; Ali’nin yurt kaybı ise askerlik ve esaret hayatında yeniden ortaya çıkar. Tarih, kahramanların dışında duran bir dekor değildir; onların karakterlerini, kararlarını ve birbirleriyle ilişkilerini içeriden biçimlendirir.

Eserin ahlâkî merkezi Firdevs Hanım’dır. Eşini, kızını ve yurdunu kaybetmesine rağmen dağılmaz; Ali’yi büyütür, Hesna’yı kurtarır, doğan çocuğu korur ve aileyi İstanbul’a taşır. Firdevs’in şahsında annelik, yalnız doğurmak değil yarayı sarmak ve terk edileni sahiplenmektir. Romanın sonunda Saliha’nın başka bir kadının çocuğunu benimsemesi de bu merhamet zincirini devam ettirir. Tarihin dağıttığı aile, kan bağından çok sorumluluk duygusuyla yeniden kurulur.

Yazarın tasvir gücü, tarihî malzemeyi kuru bir belge olmaktan çıkarır. Nehirler ağlar, şelale acıyı içine çeker, yanan ev bir ailenin ve bir yurdun çöküşüne dönüşür. Bununla birlikte eserin geniş zaman ve şahıs kadrosu, bazı bölümlerde olayların hızla geçilmesine, tarihî açıklamaların zaman zaman roman kişilerinin önüne çıkmasına yol açar. Bu eksiklere rağmen Nihal Yazar, 93 Harbi ile Balkan Savaşları’nın millet hafızasındaki yerini, insan yüzlerine ve aile hikâyelerine dönüştürmeyi başarır.

Özetlersek

Başka Hayatlar, Rumeli’nin kaybını yalnız askerî yenilgiler ve değişen sınırlar üzerinden anlatmaz. Bir çocuğun annesiz kalması, bir genç kadının savaşın iki taraflı zulmü altında ezilmesi, bir ailenin birkaç bohçayla yola düşmesi, bir askerin esaret yıllarında tükenmesi ve İstanbul’da geçmişinden kopmuş yeni bir hayat kurmaya çalışması üzerinden anlatır. Böylece tarih, rakamların ve antlaşmaların dışına çıkar; insanın bedenine, ruhuna ve aile hafızasına yerleşir.

Romanın asıl değeri, 93 Harbi’nde başlayan felaketin Balkan Savaşı’yla yeniden dönmesini ve bu iki büyük yıkımın sonraki kuşaklarda yaşamaya devam etmesini göstermesidir. Remzi Ağa, Hesna, Ali, Firdevs ve Saliha farklı dönemlerin kişileri değil; aynı millî acının birbirine eklenen halkalarıdır. Devlet çözülür, şehirler elden çıkar, insanlar göç eder; fakat hafıza yaşamaya devam eder.

Bu bakımdan Başka Hayatlar, yalnız bir tarihî roman değil, Rumeli Türklerinin kayıp yurtlarına tutulmuş edebî bir hafıza aynasıdır. Geçmişi hamasetle örtmeden, acıyı insan hayatının içinden gösterir. Okuyucuya da şu hakikati hatırlatır: Vatan, yalnız üzerinde yaşanan toprak değildir; kaybedildiğinde bile insanların dilinde, korkusunda, türküsünde ve çocuklarına bıraktığı hatıralarda yaşamaya devam eden ortak ruhtur.

KAYNAKLAR

[1] Lebibe Nihal Yazar, Başka Hayatlar, İstanbul: Papirüs Yayınevi, 2026.

[2] Hüseyin Râci Efendi, Zağra Müftüsünün Hâtıraları, haz. M. Ertuğrul Düzdağ, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2024.

[3] Mehmed Ârif Bey, Başımıza Gelenler, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025.

[4] Lev Troçki, Balkan Savaşları, çev. Tansel Güney, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019.

[5] Georges Rémond, Mağlûplarla Beraber: Edirne Sahralarında, çev. Hasan Cevdet, İstanbul: Kanaat Matbaası.

[6] Nâsır Yüceer, “31 Mart Vakası”, Atatürk Ansiklopedisi, 2020; Hülya Toker, “Komutanlarının Kaleminden Balkan Savaşları Sürecinde Ordu-Siyaset İlişkisi ve Bozguna Etkisine Yönelik Eleştiriler”, Türkiye Siyaset Bilimi Dergisi, c. 1, sy. 1 (2018), s. 1-15.

Previous Post

Emperyalizme teslimiyetin hikâyesi

Next Post

Kürtçüler, Şah İsmail’i bir Facebook paylaşımıyla Kürt ilan etti!

Next Post
Kürtçüler, Şah İsmail’i bir Facebook paylaşımıyla Kürt ilan etti!

Kürtçüler, Şah İsmail’i bir Facebook paylaşımıyla Kürt ilan etti!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.