İnsan, tabiatı sebep ve sonuç ilişkileri içinde anlamaya çalışır. Ateş pamuğa dokunduğunda pamuk yanar; yağmur yağdığında toprak ıslanır; bir taş cama çarptığında cam kırılır. Günlük hayatta bu olayları açıklamakta güçlük çekmeyiz. Ateşin pamuğu yaktığını, yağmurun toprağı ıslattığını ve taşın camı kırdığını söyleriz.
Felsefe ise günlük düşüncenin kolaylıkla kabul ettiği bu ilişkiyi sorgular.
Ateş gerçekten pamuğu mu yakmaktadır, yoksa ateş ile yanma yalnızca birlikte mi meydana gelmektedir?
Bu soru, yalnızca tabiat bilimlerinin konusu değildir. Tanrı’nın kudreti, tabiat kanunlarının zorunluluğu, mucizenin mümkün olup olmadığı, insan iradesi ve ruh ile beden arasındaki ilişki gibi birçok temel problem, nedensellik tartışmasının içinde yer alır.
İnsan düşüncesinin mitolojik açıklamalardan felsefî düşünceye geçişinde de “Bu olayı hangi güç gerçekleştirdi?” sorusundan “Bu olay hangi sebeple ve nasıl meydana geldi?” sorusuna yönelmesi önemli bir aşamadır. [1]
Gazâlî, Descartes ve Malebranche, nedensellik sorununu Tanrı merkezli biçimde ele almışlardır. Bununla birlikte üç düşünürün tabiatta sebep olarak gördüğümüz varlıklara yüklediği anlam aynı değildir. Gazâlî sebep ile sonuç arasındaki zorunlu bağı sorgulamış, Descartes Tanrı’yı evrensel ilk neden kabul ederken doğa kanunlarına ikincil neden görevi vermiş, Malebranche ise yaratılmış varlıkların hiçbir gerçek nedensel gücü bulunmadığını savunarak Tanrı’yı tek gerçek neden saymıştır.
Gazâlî: Sebep ile sonuç arasındaki bağ zorunlu değildir.
Gazâlî, Tehâfütü’l-Felâsife adlı eserinde filozofların nedensellik anlayışını eleştirir. Onun ünlü örneği ateş ile pamuk arasındaki ilişkidir. [2]
Ateş pamuğa temas ettiğinde pamuğun yandığını görürüz. Ancak gözümüzün gördüğü olay şunlardan ibarettir:
Ateş pamuğa yaklaşır.
Ateş ile pamuk temas eder.
Temasın ardından pamuk yanar.
Gözlem, bize ateş ile yanmanın birlikte meydana geldiğini gösterir. Fakat ateşin içinde bulunan bağımsız bir gücün yanmayı zorunlu olarak meydana getirdiğini göstermez diye hüküm kurar.
Gazâlî’nin temel cümlesi şudur:
Sebep olduğuna inanılan şey ile sonuç olduğuna inanılan şey arasındaki bağlantı zorunlu değildir.
Başka bir ifadeyle, bir olayın varlığı diğerinin varlığını mantıksal bakımdan zorunlu kılmaz. Ateş varsa mutlaka yanma olmak zorunda değildir; yanma meydana gelmeden ateşin bulunması aklen çelişkili değildir.
Gazâlî burada tabiatta düzen bulunmadığını söylemez. Onun karşı çıktığı düşünce, ateşin yanmayı Tanrı’dan bağımsız ve kendi tabiatından gelen zorunlu bir güçle meydana getirdiği iddiasıdır. Gözlem, yalnızca yanmanın ateşle temas sırasında gerçekleştiğini gösterir; yanmanın ateş tarafından gerçekleştirildiğini kesin olarak göstermez.
Gazâlî’nin sunduğu açıklamalardan birine göre ateş de pamuk da temas da yanma da Tanrı tarafından yaratılır. Tanrı, ateşle temas meydana geldiğinde yanmayı da yaratmaktadır. Ateş, yanmanın bağımsız yaratıcısı değil, yanmanın meydana geldiği alışılmış durumdur.
Bu görüş daha sonra vesilecilik veya okasyonalizm olarak adlandırılmıştır. Ateş bir sebep görünümündedir; gerçekte ise Tanrı’nın yanmayı yaratmasının vesilesidir.
Gazâlî Tanrı’ya “zorunlu neden” mi der?
Gazâlî’nin Tanrı anlayışını “Tanrı zorunlu nedendir” cümlesiyle açıklamak tam olarak doğru değildir. Çünkü bu ifade, Tanrı’nın belirli sonuçları zorunlu olarak meydana getirdiği düşüncesini çağrıştırabilir.
Oysa Gazâlî’nin asıl vurgusu Tanrı’nın özgür iradesidir.
Tanrı, ateşin ardından yanmayı yaratmaktadır; fakat bunu yaratmaya mecbur değildir. Dilerse ateşle temas hâlindeki pamuğu yakmayabilir. Dilerse ateş olmadan da pamuğu küle dönüştürebilir. Bu anlayış, mucizeyi mümkün kılarak dinlerin kurumlaşma adımı sayılabilir. Pagan dinlerde de Tanrıların hastalara şifa verdiği, ölüleri dirilttiği, kısır kadına çocuk verdiği mitleri vardır. İnanca göre bu olaylar Tanrıların özgür iradesini yansıtır. Gazâlî’nin dediği de budur.
Cicero, Stoacı filozof Khrysippos’un nedensellik anlayışını aktarırken “Hiçbir şey sebepsiz meydana gelemez” der.
Buradaki düşünceyi “Sebepler oluşmadan hiçbir şey meydana gelemez” şeklinde değil, daha doğru olarak; “Hiçbir şey sebepsiz meydana gelmez.” diye kullanmak gerekir. Bu bakış, ilmin temelidir. Fakat felsefe ilim değildir.
Bu görüş, Gazâlî’den farklıdır. Stoacı anlayışta her olay, kendisinden önce gelen nedenler zincirinin sonucudur. Gazâlî ise her olayın sebepsiz olduğunu söylemez; sebep ile sonuç arasındaki bağın zorunlu olmadığını savunur. Ateşin ardından yanma gelir, fakat ateşin yanmayı kendi gücüyle zorunlu olarak meydana getirdiği söylenemez.
Bu nedenle Gazâlî açısından Tanrı:
Zorunlu biçimde sonuç üreten mekanik bir neden değil, istediğini özgürce yaratan gerçek faildir.
Gazâlî’nin itiraz ettiği düşünce, daha çok İbn Sînâcı zorunluluk anlayışıdır. İbn Sînâ’nın sisteminde belirli şartlar tamamlandığında sebep kendi sonucunu doğurur. Bütün sebepler zinciri sonunda “Zorunlu Varlık” olan Tanrı’ya dayanır.
Gazâlî ise Tanrı ile evren arasındaki ilişkinin zorunlu bir taşma veya zorunlu bir sebep-sonuç ilişkisi olarak açıklanmasına karşı çıkar. Dünya, Tanrı’nın tabiatından zorunlu olarak çıkmış değildir; Tanrı’nın iradesiyle yaratılmıştır.
Âdetullah: Düzen vardır, zorunluluk yoktur.
Gazâlî’nin düşüncesinde tabiat tamamen belirsiz ve başıboş değildir. Ateş genellikle yakar, su ıslatır, ilaç belirli şartlarda hastalığın iyileşmesine yardımcı olur.
İnsan, tabiatta sürekli tekrarlanan bu düzene güvenerek yaşar. Ateşe elini uzatmaz; toprağa tohum eker; hastalandığında ilaç kullanır. Çünkü Tanrı, olayları gelişigüzel değil belirli bir düzen içinde yaratmaktadır. Bu düzen, daha sonra âdetullah, yani Allah’ın âdeti veya alışılmış yaratma düzeni kavramıyla açıklanmıştır.
Tanrı, ateşle temasın ardından yanmayı yaratmayı âdet edinmiştir. Fakat Tanrı kendi yarattığı âdetin esiri değildir. Bu düzeni değiştirebilir veya geçici olarak askıya alabilir. Her şeye gücü yetendir.
Mucize de burada mümkün hâle gelir. İbrahim’in ateşte yanmaması, mantıksal bir çelişki değildir. Tanrı’nın alışılmış yaratma düzeninin dışında bir olay meydana getirmesidir. Bu bakış, bilimin benzer sebeplerin benzer sonuçlar doğurması ilkesine aykırıdır.
Gazâlî’nin felsefî tartışmadaki temel amacı da bütün nedenselliği ortadan kaldırmaktan çok, filozofların zorunlu nedensellik anlayışının mucizeyi imkânsız hâle getirmesini önlemektir. Bununla birlikte, Gazâlî’nin yalnızca katı bir vesileciliği mi savunduğu, yoksa Tanrı’ya bağlı ikincil sebeplere de yer verip vermediği çağdaş araştırmalarda tartışılmaktadır. Metnin bütünü, onun asıl hedefinin her türlü sebebi değil, sebep ile sonuç arasındaki zorunlu ve Tanrı’dan bağımsız bağlantıyı reddetmek olduğunu göstermektedir.
Descartes: Tanrı ilk nedendir, doğa yasaları ikincil nedenlerdir.
Descartes da Tanrı’yı evrenin yaratıcısı ve ilk nedeni kabul eder. Fakat onun tabiat anlayışı Gazâlî’nin sunduğu doğrudan yaratma modelinden farklıdır.
Descartes’a göre Tanrı, maddeyi ve hareketi yaratmıştır. Evrenin varlığını sürdürmesi de Tanrı’ya bağlıdır. Tanrı, dünyayı bir defa yaratıp bütünüyle kendi hâline bırakmamıştır; yaratılmış varlıkları her an varlıkta tutmaktadır.
Descartes, Felsefenin İlkeleri adlı eserinde hareketin nedenini ikiye ayırır:
Evrensel ve birincil neden; tek tek hareketleri açıklayan özel ve ikincil nedenler.
Evrensel ve birincil neden Tanrı’dır. Tanrı, maddeyi yaratmış, ona hareket vermiş ve evrendeki toplam hareket düzenini korumuştur. Descartes’a göre Tanrı’nın değişmezliği, doğa kanunlarının düzenli ve güvenilir oluşunun da temelidir. Tanrısız hür olunamaz. [3]
Ancak Descartes, burada durmaz. Tabiattaki tek tek hareketleri açıklayan doğa kanunlarına “ikincil ve özel nedenler” adını verir. Bir cismin başka bir cisme çarpması, hareketin yön değiştirmesi ve hareket hâlindeki bir cismin dışarıdan engellenmedikçe hareketini sürdürmesi, bu kanunlar çerçevesinde açıklanır.
Bu durumda Descartes’ın düşüncesi şöyle özetlenebilir:
Tanrı, evrenin ilk ve genel nedenidir; tabiat olayları ise Tanrı’nın koyduğu değişmez kanunlar çerçevesinde gerçekleşir.
Gazâlî’nin doğrudan yaratma açıklamasında ateşle temas sırasında yanmayı Tanrı yaratır. Descartes’ın mekanik tabiat anlayışında ise ateş, cisim ve hareket, Tanrı’nın koyduğu doğa yasalarına göre iş görür.
Descartes, tabiatta ikincil nedenlerden söz ettiği için yaratılmış varlıkların bütün etkilerini açıkça birer görüntüye veya vesileye indirgemez.
Descartes’ın nedensel yeterlilik ilkesi
Descartes’ın nedensellikle ilgili bir başka önemli ilkesi, Meditasyonlar adlı eserinin üçüncü bölümünde yer alır:
Bir sonuçta bulunan gerçeklik, o sonucun nedeninde en az aynı ölçüde bulunmalıdır.
Hiçlikten hiçbir şey çıkmaz. Yoktan bir şey var edilemez. Daha az gerçekliğe ve yetkinliğe sahip bir neden, kendisinden daha üstün bir sonucu tek başına meydana getiremez. [4]
Descartes, bu ilkeyi Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için kullanır. İnsan, sınırlı ve kusurlu bir varlıktır. Buna rağmen zihninde sonsuz, kusursuz ve her şeyi bilen bir Tanrı fikri vardır. Descartes’a göre sınırlı insan, kendisinden daha yüksek gerçeklik taşıyan sonsuzluk fikrinin yeterli nedeni olamaz. Bu fikrin nedeni, gerçekten sonsuz ve kusursuz olan Tanrı olmalıdır.
Burada Descartes’ın nedensellik anlayışının iki yönü ortaya çıkar:
Birincisi, Tanrı bütün varlık ve hareketin ilk nedenidir.
İkincisi, yaratılmış dünyada olaylar, Tanrı’nın koyduğu düzenli doğa kanunlarına göre gerçekleşmektedir.
Dolayısıyla Descartes’ın Tanrı’sı, hem varlığın kaynağı hem de tabiat düzeninin güvencesidir.
Descartes’ın bıraktığı problem: Ruh bedeni nasıl etkiler?
Descartes insanı ruh ve beden olmak üzere iki ayrı cevherle açıklar.
Ruh:
Düşünür,
İster,
Karar verir,
Maddi değildir.
Beden ise:
Maddidir,
Uzayda yer kaplar,
Mekanik kanunlara göre hareket eder.
Bu ayrım, ciddi bir nedensellik problemi doğurur:
Maddi olmayan ruh, maddi bedeni nasıl hareket ettirmektedir?
Ben elimi kaldırmaya karar verdiğimde, zihnimdeki maddi olmayan karar nasıl olur da sinirleri, kasları ve kolu harekete geçirir? Aynı şekilde, bedenime bir iğne battığında meydana gelen fiziksel olay, maddi olmayan ruhumda nasıl acı duygusu doğurur?
Descartes, ruh ile bedenin gerçekten etkileştiğini kabul eder. Fakat birbirinden bütünüyle farklı iki cevher arasındaki bu etkinin nasıl gerçekleştiğini açık ve doyurucu biçimde açıklamakta güçlük çeker.
İşte Malebranche’ın vesileciliği, büyük ölçüde Descartes’ın bıraktığı bu problemi çözme girişimidir.
Malebranche: Tek gerçek neden Tanrı’dır.
Malebranche, Descartes’ın ruh-beden ayrımını kabul eder; fakat ruh ile bedenin birbirlerini gerçekten etkilediği düşüncesini reddeder.
Ona göre insan ruhunun bedeni hareket ettirecek bir gücü yoktur. Bedenin de ruhta düşünce veya duygu oluşturacak gerçek bir gücü bulunmaz.
İnsan elini kaldırmaya karar verdiğinde, bu karar kol hareketinin gerçek nedeni değildir. İnsanın kararı yalnızca bir vesiledir. Bu vesile üzerine kolun hareketini meydana getiren Tanrı’dır.
Aynı şekilde ateş de pamuğu gerçekten yakmaz. Ateşle temas, Allah’ın yanmayı meydana getirmesinin vesilesidir.
Malebranche’ın düşüncesi en açık biçimiyle şöyle ifade edilir:
Tek gerçek neden vardır; o da Tanrı’dır. Tabiatta neden olarak gördüğümüz varlıklar gerçek neden değil, yalnızca vesile nedenlerdir. [5]
Malebranche açısından gerçek neden ile sonuç arasında zorunlu bir bağlantı bulunmalıdır. Fakat insan zihni, ateş ile yanma, irade ile kol hareketi veya iki cismin çarpışması ile hareketin yön değiştirmesi arasında zorunlu bir bağlantı göremez.
Ateşin bulunduğunu düşünürken, yanmanın gerçekleşmediğini de düşünebiliriz. İnsanın kolunu kaldırmak istediği hâlde kolunun hareket etmediğini düşünmek de çelişkili değildir.
Buna karşılık Malebranche’a göre, her şeye gücü yeten Tanrı’nın bir sonucu istemesi ile o sonucun gerçekleşmesi arasında zorunlu bir bağ vardır. Tanrı gerçekten isterse sonuç meydana gelir.
Bu nedenle, gerçek nedensel güç yalnız Tanrı’ya aittir. Yaratılmış varlıkların “güç” diye adlandırılan özellikleri, gerçekte Tanrı’nın belirli vesileler ortaya çıktığında belirli sonuçları yaratmasıdır. Malebranche, yaratılmış hiçbir varlığın gerçek neden olmadığını açıkça savunan tam veya genel bir vesileci olarak değerlendirilir.
Malebranche’ta doğa kanunları
Malebranche’ın görüşü, Tanrı’nın her olayda gelişigüzel ve düzensiz biçimde müdahale ettiği anlamına gelmez.
Ona göre Tanrı, dünyayı genel yasalarla yönetmektedir. Bir cisim başka bir cisme çarptığında Tanrı, hareketi kendi koyduğu genel hareket yasalarına göre meydana getirir. Ateş pamuğa temas ettiğinde yanmanın meydana gelmesi de Tanrı’nın tabiatta uyguladığı genel düzen içindedir.
Cisimlerin gerçek nedensel gücü yoktur; fakat onların karşılaşmaları Tanrı’nın genel yasalarını uygulamasının vesilesidir.
Bu nedenle Malebranche:
Tabiatta düzen bulunduğunu kabul eder.
Mekanik doğa kanunlarını kabul eder.
Bilimsel araştırmayı anlamsız saymaz.
Fakat doğa kanunlarının etkinliğini cisimlerin kendi gücüne değil, Tanrı’nın iradesine bağlar.
Malebranche’a göre cisimlerin çarpışmasından doğan sonuçları yöneten yasalar, cisimlerin tabiatından değil, Tanrı’nın iradesinden kaynaklanmaktadır.
Gazâlî ile Malebranche arasındaki benzerlik
Gazâlî ile Malebranche arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır.
Her iki düşünür de:
Sebep ile sonuç arasındaki zorunlu bağlantıyı reddeder.
Ateşin yanmayı kendi bağımsız gücüyle meydana getirdiğini kabul etmez.
Yaratılmış varlıkların gücünü Tanrı’nın kudreti karşısında sınırlar.
Mucizeyi ve ilahî müdahaleyi mümkün görürler.
Tabiattaki düzeni Tanrı’nın iradesiyle açıklarlar.
Ateş-pamuk örneğini her iki düşünürün diliyle ifade edersek sonuç büyük ölçüde aynıdır:
Ateş, yanmanın gerçek nedeni değildir; ateşle temas üzerine yanmayı meydana getiren Tanrı’dır.
Bu nedenle Gazâlî ile Malebranche, İslâm ve Hristiyan düşünce dünyalarında ortaya çıkan iki önemli vesileci düşünür olarak yan yana getirilmektedir.
Ancak bu benzerlik, Malebranche’ın görüşünü Gazâlî’den doğrudan aldığı anlamına gelmez. Gazâlî’nin bazı eserleri Orta Çağ’da Latince ve İbraniceye çevrilmiş olsa da, Malebranche’ın vesileciliğinin doğrudan Gazâlî’den aktarıldığını kanıtlayan kesin bir belge bulunmamaktadır. Burada tarihî etkilenmeden çok, benzer metafizik sorunlara verilen benzer cevaplardan söz etmek daha ihtiyatlıdır.
Gazâlî ile Malebranche arasındaki fark
İki düşünürün amaçları ve hareket noktaları aynı değildir.
Gazâlî’nin temel meselesi:
Filozofların zorunlu nedensellik anlayışını eleştirmek,
Tanrı’nın özgür iradesini korumak,
Peygamberlerin mucizelerinin mümkün olduğunu göstermektir.
Malebranche’ın temel meselesi ise:
Descartes’ın ruh-beden ayrımından doğan etkileşim problemini çözmek,
Gerçek nedensel gücü yalnız Tanrı’ya vermek,
Mekanik tabiat düzeniyle ilahî kudreti uzlaştırmaktır.
Malebranche da Descartes gibi Katolik bir papazdır. 1664’te rahip olarak takdis edildi. Descartes’in ruh-beden ayırımından doğan problemi, bütün gerçek nedensel gücü Tanrı’ya havale ederek çözmeye çalıştı.
Gazâlî, bu felsefî tartışmada vesileci açıklamanın yanında Tanrı’ya bağlı ikincil sebeplerin mümkün olabileceği başka açıklamalara da kapı aralar. Bu nedenle onun bütün sistemini tartışmasız ve tek biçimli bir vesileciliğe indirgemek güç olsa da, İslam aleminde bir karanlığın kapı aralayıcısı olarak tanımlamak da yanlış olmaz..
Malebranche ise çok daha açık ve sistemlidir:
Hiçbir yaratılmış varlık gerçek neden değildir; bütün gerçek değişmeleri Tanrı meydana getirir.
Bu bakımdan Malebranche’ın vesileciliği, Gazâlî’ye atfedilen vesilecilikten daha kesin ve kapsamlıdır.
Descartes ile Malebranche arasındaki temel fark
Malebranche, Descartes’ın takipçisidir; fakat nedensellik konusunda Descartes’tan daha ileri gider.
Descartes:
Tanrı ilk ve evrensel nedendir; doğa kanunları ise ikincil ve özel nedenlerdir,
der.
Malebranche ise:
Tanrı tek gerçek nedendir; doğa kanunları ve cisimler yalnızca Tanrı’nın etkinliğinin vesileleridir,
sonucuna ulaşır.
Descartes’ta bir cismin başka bir cisme çarpması, tabiat kanunları içinde açıklanabilecek ikincil bir nedensellik ilişkisidir. Malebranche’ta ise çarpan cisim, diğer cismin hareketinin gerçek nedeni değildir. Çarpışma vesilesi üzerine hareketi yaratan Tanrı’dır.
Descartes’ın sistemi doğal sebeplere belirli bir açıklama görevi bırakır. Malebranche ise yaratılmış varlıklardan bütün gerçek nedensel gücü alır.
(Devam edecek…)
Kaynaklar
[1] Yellice, Muharrem, Mitolojiden Felsefeye: Mitlerin Dine, Felsefeye ve Bilime Evrilmesi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2024.
[2] Gazzâlî, Tehâfütü’l-Felâsife: Filozofların Tutarsızlığı, eleştirmeli metin ve çev. Mahmut Kaya–Hüseyin Sarıoğlu, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul, 2014; özellikle “On Yedinci Mesele”.
[3] Laberthonnieere.Descartes üzerine Tetkikler. Çeviri. Mehmet Karasan. Milli Eğitim yayınevi. 1959.
[4] Muhtaroğlu Nazif.Batı Düşüncesinden Seçme Metinler ve Eleştiriler. II.Çilt. Küre Yayınları. İstanbul.2024.
[5] Malebranche, Nicolas, Hakikatin Araştırılması. Çev. Miraç Katırcıoğlu. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları. VI. Cilt. Ankara. 1997.
[6] Cevizli Ahmet. 17.Yüzyıl Felsefe Tarihi . Asa Kitapevi. Bursa. 2007.
[7] Gökberk Macit. Felsefe Tarihi. Remzi Kitap Evi. İstanbul.

