Türkiye Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde tek millet, tek devlet ve tek resmi dil anlayışı üzerine kurulmuştur. Bu anlayış, yalnızca bir yönetim modeli değil; Cumhuriyet’in harcı, milletimizin ortak geleceğinin teminatıdır.
Bu nedenle, yeni parti programında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın Türkiye’nin bugüne kadar koyduğu çekinceler kaldırılarak eksiksiz uygulanmasının savunulması, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken ciddi bir siyasi tercihtir. Çünkü Türkiye’nin jeopolitik şartları ile Avrupa’nın birçok ülkesinin şartları aynı değildir.
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi elbette tartışılabilir. Ancak üniter devlet yapısını zayıflatabilecek, merkezi idarenin yetkilerini tartışmalı hâle getirebilecek her adım, milletimizin ortak geleceği açısından büyük bir hassasiyetle değerlendirilmelidir.
Yeni Parti programında yer alan, bir başka tartışma konusu ise, aynı şekilde, herkesin ana dilini öğrenmesi ve yaşatmasına yer verilmiş olmasıdır. Ana dil konusu kültürel bir hak olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tartışmanın ana dilde kamu eğitimi veya ileride birden fazla resmî dil taleplerine dönüşebileceği yönündeki endişeler de toplumun önemli bir kesimi tarafından dile getirilmektedir. Devletin ortak dili Türkçedir. Ortak dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; ortak tarihimizin, ortak kaderimizin ve millî kimliğimizin en güçlü bağlarından biridir.
Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği ayrılıkçı söylemler dikkate alındığında, kamuoyunda bazı çevrelerin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın tam uygulanması ve ana dil politikalarına ilişkin talepleri, üniter devlet yapısı bakımından riskli gördüğü bilinmektedir. Bu nedenle bu konuların toplumda güçlü tartışmalara yol açması şaşırtıcı değildir.
Kendisini Cumhuriyet’in kurucu siyasi geleneğinin devamı olarak tanımlayan “YENİ PARTİ”nin, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” anlayışı doğrultusunda millî birlik ve üniter devlet konusunda hiçbir tereddüde yer bırakmayacak kadar açık bir duruş sergilemesi beklenirdi. Cumhuriyet’i kuran kadroların en büyük mirası, ortak vatandaşlık bilinci ve bölünmez devlet anlayışıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı; ayrışmayı büyüten değil, ortak kimliği güçlendiren politikalardır. Etnik kökeni, mezhebi veya bölgesi ne olursa olsun 86 milyonun ortak çatısı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu çatının en güçlü direkleri ise üniter devlet, tek resmî dil, hukuk devleti ve millî birliktir.
Siyasi partiler elbette farklı projeler ortaya koyabilir. Ancak hangi görüş savunulursa savunulsun, devletimizin bölünmez bütünlüğünü zedeleyebileceği düşünülen önerilerin millet tarafından sorgulanması da demokrasinin doğal bir gereğidir.
Çünkü tarih bize göstermiştir ki; güçlü devletler, ortak kimliğini ve millî birliğini koruyabilen devletlerdir. Türkiye’nin geleceği de ortak değerlerimizi güçlendirmekten, farklılıklarımızı çatışma sebebi değil zenginlik olarak görmekten ve Cumhuriyet’in temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçmektedir.
Bu yazının amacı herhangi bir kişi ya da partiyi suçlamak değil; kamuoyunu ilgilendiren önemli bir siyasi tercihin, Türkiye’nin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlar üzerine düşünmeye davet etmektir.
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı

