Garip bir ülkeyiz, gerçekten. Sabah uyanıyorum, telefonuma bakıyorum, herkes yine haklı. Kahvaltı yapıyorum, peynir bile haklı. Çayı demliyorum, o bile “ben aslında yanlış anlaşıldım” modunda. Dışarı çıkıyorum, dolmuş şoförü ayrı haklı, yolcu ayrı haklı, trafik ışığı bile “benim de bir bildiğim var” diye yanıp sönüyor. Şimdi burada insan ister istemez soruyor: Bu kadar haklının içinde bu yanlışlar nereden çıkıyor, gizli bir “haksızlar derneği” mi var, gece toplanıp ülkeyi mi yönetiyorlar? Yoksa hepimiz sırayla mı haksız oluyoruz, nöbetleşe?
Mesela bir konu oluyor, hiç fark etmiyor ne olduğu; beş dakika içinde herkes uzman. Deprem oluyor, jeolog oluyoruz. Ekonomi konuşuluyor, merkez bankası başkanı içimizden çıkıyor. Futbol zaten bizden soruluyor, orası garanti. Ama en güzeli şu: Kimse “ben anlamıyorum” demiyor. Sanki öyle bir cümle kurarsak sistem çökecek, elektrikler gidecek, ülke “bilmiyorum” yüzünden reset atacak. O yüzden herkes konuşuyor, konuşurken sinirleniyor, sinirlenirken de daha çok konuşuyor. Bu bir döngü mü, yoksa millî spor mu, emin değilim.
Bir de tepki verme meselesi var. Artık tepki vermek bir refleks değil, bir rutin. Sabah kalk, yüzünü yıka, bir şeye sinirlen. Öğlen yemeğinde iki farklı görüşe kız, akşam birini iptal et, mis gibi gün. Ama kimse yerinden kalkmıyor. Yani gerçekten fiziksel olarak kalkmıyor. Sanki yerçekimi Türkiye’de biraz daha güçlü. Herkes oturduğu yerden dünyayı kurtarıyor, ama kumandayı bile uzanıp alamıyor. Bu da ayrı bir evrim aşaması galiba: Homo Oturakus.
Şunu da merak ediyorum: Biz gerçekten sinirli miyiz, yoksa canımız sıkıldığı için mi bu kadar agresifiz? Çünkü bazen öyle bir noktaya geliyor ki olay, konu ne olursa olsun insanlar hazır bekliyor. Sanki bir yerden anons geçilecek: “Arkadaşlar, bugünün kavga konusu gelmiştir.” Herkes pozisyon alıyor, yorumlar hazırlanıyor, capsler stokta. Sonra biri bir şey diyor ve BOOM, ülke çapında bir tartışma. İki gün sonra? Kimse hatırlamıyor. Ama o iki gün boyunca herkes hayatının en önemli meselesiymiş gibi davranıyor. Bu bir toplumsal tiyatro mu, yoksa hepimiz figüran mıyız?
En absürt olan kısmı ise şu: Herkes değişim istiyor ama kimse alışkanlıklarından vazgeçmek istemiyor. Yani hem “her şey değişsin” diyoruz hem de “ama bana dokunmasın.” E bu nasıl olacak? Biri gizlice gelip sadece başkalarının hayatını mı güncelleyecek? Gece uyurken “system update” mi alacağız? Sabah kalkınca “aa her şey düzelmiş ama ben aynıyım” mı diyeceğiz? Böyle bir teknoloji varsa, onu da kesin birileri Twitter’da tartışıyordur zaten.
Belki de asıl problem şu: Biz gerçek hayatı biraz fazla ciddiye alıp, gerçek sorunları biraz fazla hafife alıyoruz. Yani yanlış yere yükleniyoruz. Şakaya kızıyoruz, ciddiyete gülüyoruz. Tepki veriyoruz ama etki yok. Konuşuyoruz ama sonuç yok. Ve en sonunda herkes birbirine bakıyor: “Bunu kim düzeltecek?” Cevap yok. Çünkü herkes aynı anda başkasını işaret ediyor.
O yüzden son bir soru, gerçekten ciddi soruyorum ama biraz da değil: Eğer herkes haklıysa… biz tam olarak neyi yanlış yapıyoruz?

