Vladimir Putin’in son günlerde yayınlanan Kremlin konuşmaları oldukça ilgi çekici. Kimilerinin soğukkanlılığı ve “istihbaratçı” sakinliğiyle övdüğü Putin’in konuşurken öfkesine hakim olamayışı, seçtiği kelimeler ve oturduğu yerde rahatını bulamayan kıvranışları Kremlin koridorlarında esen havanın bir özeti. Açıkçası Hitler’in bunkerdeki son 10 gününü anlatan Çöküş – Der Untergang’dan bir sahne izlemiş gibi oluyorsunuz.
Hitler’den örnek vermek tabi çok popüler. Ama sırf böyle hal tavırdan anlam çıkartıp benzetmek, ses tonu üzerinden tahminde bulunmak itirazla karşılanabilir. Uygur Kayahan’ın dün attığı twit tam da bu noktadan eleştiri getiriyor.
Kayahan, Amerikan film endüstrisinden etkilenen popüler kültürde birçok kişiye “günümüzün Hitleri” denmesini eleştirmiş. Hatta bunu Hollywood kültürünün insanları aptal yerine koymasına bağlıyor.
Aslında tek başına değerlendirince tutarlı bir eleştiri olabilir. Hollywood gerçekten yüzeyselliği ile meşhur. Ama Putin’in ağzından çıkanları ve son günlerde imza attığı kararları ortaya koyunca, Putin’in neden Hitler’e benzetildiğini anlamak zor olmamalı.
Putin’in dünkü konuşmasından can alıcı ifadeleri, Kayahan’ın da yazılar kaleme aldığı OdaTV’den aktaralım:
“Aramızda bazı hainler var. Bunlar, üst sınıfa çıkmak için annesini bile satar. Üstün ırk olarak gördükleri Batılılar gibi olmak istiyorlar. Onlara özeniyorlar. Bunlar Rusya’da yaşıyor. Rusya’nın ekmeğini yiyor. Ancak zihinleri orada: Batı’da. Ruhları ve zihinleri oraya ait. (…) Batı, Rusya’yı yok etme amacına erişmek için bu tarz beşinci kol faaliyetlerine güveniyor. Bilmedikleri bir şey var; Rus halkı, hainle vatansever arasındaki ayrımı yapacak kabiliyete sahiptir. Bu oyunlar boşa çıkarılacaktır.”
Putin Rusya’yı tarihinin en kötü konumuna düşürüp tüm dünyada yalnızlaşırken içeride de ilk defa iktidarının çatırdadığını çok iyi görüyor. Ve her faşist gibi Putin de dışarıdaki devasa mağlubiyeti geri plana atmak ve içeride sağlam kalabilmek için bir iç düşman yaratıyor.
Bu satırlardaki nefretin hedefi, gaddarlığı ile nam salmış Rus polisine cesaretle direnen, haksız savaşa karşı üç haftadır sokaktan çekilmeyen Rus halkının kendisi. En çok da gençler, okumuşlar ve kentliler.
Savaş çıkartan, bebek katleden, komşularını tehdit eden bir haydut devlet sınıfından çıkmak isteyen herkes, anlattıkları doğru olsa bile otomatik olarak iç cephede düşman ve Batı ajanı olarak görülüyor. Burada Putin’in kendisini konumlandırdığı cephe, Rusya’daki en dışa kapalı, ilkel romantik kodlamalarla rahatlıkla manipüle edilebilen eğitimsiz kesim.
Rusya’daki faşizan ruhu anlamanın bir yolu, 2018’de Orta Sibirya’nın Kemerovo kentinde yaşanan AVM yangını olacaktır. Onlarca çocuğun anneleri ve öğretmenleriyle öldüğü yangında kameraların önünde geçip haber yapılmasını engellemeye çalışanlar, iktidar partisinin yerel kadın kolları örgütüydü. Öne sürdükleri gülünç ama bir o kadar da tiksindirici gerekçe, Batılı ülkelerin bu haberi öğrenip “sevinmesine” engel olmaktı. Yabancıların (özellikle Amerikalıların) Rusya’da yaşanan acı verici bir olayı öğrendikleri zaman zevkle kahkaha attığına dair güçlü bir inanışla şekillenen kitle ruhu Rusya’da hazır ve Putin’in emrinde.
Putin’in dün (çarşamba) geceki zıvanadan çıkmış konuşması, sadece Hollywood yüzeyselliği ile değil, içerik olarak da Hitler’in mirasıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir başka örnek oldu:
“Elbette Batı, Rusya’ya karşı beşinci kolu, hainleri, parasını burada kazanıp yaşamını orada sürdürenleri kullanmayı deneyecek. (…) Batı, toplumumuzu bölerek, askeri kayıplarımız ve yaptırımların sosyoekonomik sonuçları hakkında yalan uydurarak Rusya’da bir sivil itaatsizlik tezgâhlamak için beşinci kola başvuruyor. Tek hedefleri var, daha önce de söylediğim gibi Rusya’yı yıkmak. (…) Fakat Rus halkı vatanseverleri pisliklerden ayırmasını ve bunları rasgele ağza giren sinekler gibi tükürüp atmasını her zaman bilecektir. İnanıyorum ki, toplumumuzun böylesine doğal ve gerekli bir arınma geçirmesi yalnızca ülkemizi güçlendirecektir.”
Putin’in sermaye düşmanlığı konusunda Hitler sosyalizmi ile aynı rotayı tutturduğu apaçık ortada. Alman faşizmi, dünya sermayesinden yararlandığı noktaya kadar yararlanmıştı. Ama kitle desteğini toplamak için sermaye düşmanlığı söylemlerinden ve Alman toplumunu kirlettiğini iddia ettikleri Yahudi ve mason komplolarından hiç vazgeçmediler. İşçi sınıfıyla kaynayan Alman toplumunu faşist ideolojinin esir etmesi bu yüzden zor olmamıştı. (Konu sermaye düşmanlığı olunca, “tek ülkede sermaye düşmanlığı”nda yalnız kalmış Stalin Rusya’sının Nazi Almanya’sına tutunması tarihin bir cilvesi falan değildi bu arada.)
Hitler, “kozmopolit ahlaksızların kızıl sermayesi”ni kaçırıp işe yarar (yerli ve millî) olanları yanında tutarken Almanya’da “yeni bir şey” deniyordu. Uluslararası yaptırımlar sonrası Putin’in de imzaladığı ekonomik tedbir kararnameleri ile Rusya’da “yeni bir şey” denemeye karar verdiğini gösteriyor. Liberal demokrasilerin kredi açtığı 30 yıllık “antidemokrat liberalizm” macerasından sonra…
Putin’in tükürülesi pislikler ve hainler diye damgaladığı, esnafı köylüyü seferber edip hedef gösterdiği, Rusluktan aforoz ettiği Ruslar; bugün ülkeyi terk etmekte olan, aslında Putin sonrası ülkeyi elden geçirebilecek, demokratik kültürü tesis etme şansına sahip olan tek kesim, yani eğitimli orta sınıf.
Rusya Ukrayna’ya saldırıp yalnızlaştığı günden beri tam anlamıyla beyin göçü diyebileceğimiz –bizim de bir süredir yavaşlatılmış halde yaşadığımız– bir süreç çok hızlı seyrediyor. Sırf Gürcistan’a göç eden nitelikli Rus nüfus 5 bin. Abhazya’sı ve Güney Osetya’sı 2008’den beri Rus işgali altında olan Gürcistan’dan bahsediyorum.
Bu filmi daha önce gördük. (Evet. Hollywood dâhil.) Nazi Almanya’sından kaçan çoğu Yahudi binlerce nitelikli insan dünyaya dağılmadı mı? Her fırsatta bunların bir kısmının Atatürk’ün önayak olmasıyla Türkiye’deki üniversite reformunda rol aldıklarını anlatmıyor muyuz?
Putin’in “burada kazanıp yaşamını orada sürdürenleri” arasında elbette üst sınıftan insanlar ve nihayet oligarklar da var. Fakat bunlar zaten Putin’i Putin yapanlar değil miydi? Rus oligarşik aklının “Batı’nın sermayesini alalım ama demokrasisini almayalım” serüveninin sonu açısından ibret verici.
Aslında burada Putin’in şahsında gerçekleşmiş bir evrimsel şablon var. Özal’ın “ben zengin adam severim”inden başlayan, Hitler’in kozmopolit sermaye düşmanlığı ile sonlanan bir sağ süreç bu. Bu süreci yine kendi hayatına sığdırabilmiş, “Sermaye ırkçılığına karşıyız” ile çıkıp “Giderlerse gitsinler” ile devam eden Erdoğan’ı da görmezden gelmeyelim.

