No Result
View All Result

Komisyondaki tiyatroyu bırak, dibinde çevrilen filme bak

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
29 Ağustos 2025
in GÜNLÜK
0
Komisyondaki tiyatroyu bırak, dibinde çevrilen filme bak

Oldukça fiyakalı isme sahip malum komisyonun geniş çevrelerce ilgi görmemesine ve sürecin tamamına yönelik haklı şüphelere rağmen, ana akım medyada ısrarla süreç ve meclisteki komisyon haberlerinin yapıldığını fark etmişsinizdir. “Delalet ve Hıyanet” mahiyetindeki süreç bir yana, komisyondan dışarı yansıyanlar ancak magazin haberleri niteliğindedir, yani zaman israfıdır… Bizler bu süreci tetikleyen jeopolitik sarsıntıya odaklanmalıyız.

Suriye’de Eylül ayında seçim tiyatrosu sahnelenecek…

Bol dehşet sahneli korku filminin ortasında bir komedi molası: Suriye seçimleri…

Bu şekilde daha fazla götüremeyeceklerini anlayınca sömürge valisi Tom Barrack, “Göstermelik de olsa bir seçim yapın bari..” diyerek Colani’ye makyaj tazelemesini öneriyor!

Ama bu seçim adeta türünün son örneği… Meclisin üçte birini doğrudan Colani atayacak, geri kalan üçte ikisi ise belirlenen kişiler arasından olacak. Yani aday olmanız bile rejimin keyfine bağlı. Üstelik çok da geniş olmayan bu coğrafyada oy verme işlemleri beş gün(!) sürecekmiş. Gülünç ve bir o kadar da düşündürücü… Bu arada Aleviler, Dürziler ve Kürtler seçimlere katılmayacaklar ki, işin en kritik tarafı aslında budur.

8 Aralık akşamından beri burada anlatıyoruz ama Barrack ve Colani, gerçeği son haftalarda kabul etmek zorunda kaldılar. Tek parça üniter bir Suriye’yi artık rüyalarında bile görmeleri mümkün değil bu gidişle. Toplam nüfus içinde %25 civarı bir orana denk düşen bu unsurların -ki yayılım alanı olarak %30-40’lık sahada kontrolleri var- seçimleri boykot edecek olması (Şam yönetiminin de zaten bu sebeple oraları seçime dahil etmeyecek olması) tabloyu daha açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Özellikle Kürt diasporası ve Rojava yönetimi

Orta Doğu’da daha büyük bir fırsatı önceden gördüler….

7 Eylül’de Berlin’de düzenlenecek olan Yahudi- Kürt Kongresi’ne sayılı günler kaldı. Hafta sonuna denk geldiği için en başta ben de gitmeyi düşünmüştüm fakat irtibata geçtiğimde kontenjanın dolduğunu söylediler. Artık haber merkezlerine servis edilenler üzerinden değerlendirme yapacağız. Almanya’daki Kürt derneklerin çatı organizasyonu olan KGD’nin (Kürdische Gemeinde Deutschland) 2014’te kurulmuş olan Yahudi – Alman Değerler Girişimi (Wertelnitiative) ile ortak düzenleyeceği bu kongre pek görülmek istenmese de önemli bir başlangıç sayılabilir. Kabul edelim ki, Rojava yönetimi ve diasporadaki bu tür örgütler kamu diplomasisini iyi yürütüyorlar. En büyük avantajları ise karşılarındaki vahşi-selefi HTŞ yönetimi ve IŞİD. Elbette kongrenin seçtiği tema da Batı’daki halkları ve siyaset üzerinde etkili olabilecek kuruluşları harekete geçirecek derecede güçlü:

Anti-semitizm, Kürt düşmanlığı, inanç özgürlüğü cinsiyet özgürlüğü vs.

Yahudi -Alman Değerler Girişimi’nin belki Almanya’daki bir Almanya Yahudileri Merkez Komitesi (Zentralrat der Juden in Deutschland) ya da diaspora Yahudileri için çalışan New York merkezli Dünya Yahudi Kongresi (World Jewish Congress) kadar etkili olmadığı düşünülebilir, doğrudur da. Ancak seçilen güçlü tema yanında Deutsche Welle‘ nin haberine göre İsrail büyükelçisinin ve Alman hükümeti adına bazı kişilerin de katılacak olması o taraftan bakıldığında başlangıç için gayet iyi kazanımlardır.

Kürt ulusal sürecinin seyri

Ağustos ayı bitmek üzere ve halen İran’da tamamlayıcı operasyonlar başlamadı. Yakın zamanda başlattığı yeni süreçle PKK’yı ama esas olarak Rojava’daki yönetimi tasfiye etmeye çalışan Türkiye’deki rejimin gözü de bir yandan burada. Türkiye’deki süreç devam ederken fondaki savaş tamtamları eşliğinde kılıçlar bileniyor. Bakalım hangisi önce başlayacak: İran’daki operasyonlar mı yoksa Türkiye’nin Rojava’ya saldırıları mı?

Mazlum Abdi CENTCOM karargahında yatıp kalktığı sürece Türkiye’nin ABD’yi doğrudan karşısına alacak böyle bir girişimde bulunması pek mümkün görünmüyor. Muhtemelen önce İsrail başlayacak ABD de arkasından gelecek. Yakın zamanda ABD’nin kotardığı Zengezur’da meydana gelebilecek (ya da getirilecek) bir provokasyonu bile sebep gösterip İsrail’in peşine takılabilirler. Sonuç molla rejimini devirecek kadar ağır olursa Türkiye’ye şimdiden geçmiş olsun. Artık Bahçeli o saatten sonra istediği kadar bağırsın dursun… Türkiye, Rojava’yı bitireyim derken burada da ayrılıkçı hareketler güçlenecek. Özellikle Belucistan eyaletine dikkat etmek gerekiyor. Pan-Kürdist ideolojinin önem verdiği bir yer burası, yani Belucileri de Kürdi halklardan görüyorlar. Belucistan ve bu bölgenin Pakistan hakimiyetinde kalan kısmındaki Gwadar Limanı, ABD’nin Çin’i perdelemeye çalıştığı kilit noktalardan birisi. Malumunuz ticaret savaşları ve ticaret yollarını kontrol altına alma mücadelesinde bilhassa ABD donanması her yerde Çin’in karşısında çıkıyor.

Buna mukabil Çin de yeni limanlar almaya ve o engellerin arkasından dolanmaya çalışıyor.

İran’ı beklemeliyiz hatta ardından Pakistan’ı da. Çünkü buradaki savaşlar ve diplomatik baskılar, kritik bir kilidi açma potansiyeline sahip. Şimdi merak edilen şey; Kürtçü daha doğrusu Büyük Kürdistan ülküsü/ Pan- Kürdi yaklaşımın yakaladıkları fırsatı nasıl değerlendireceği sorunsalıdır? Kulağa hoş gelmese de ABD-İsrail ekseninde yer almaları kendi menfaatlerine daha uygun. Çünkü Türkiye’nin vadedeceği bir şey yok. Alevilerin ama daha çok Dürzilerin Kürtlerle dirsek temasında oluşu da Rojava için ayrıca avantaj. Özellikle Dürziler burada koçbaşı gibi kullanılacak ve eğer bir sonuç alınabilirse -ki iş oraya doğru gidiyor- gerisi çorap söküğü gibi gelecek. İsrail parlamentosundaki (Knesset) karışıklık ve Netanyahu’nun sonbaharda düşecek olması da sonucu değiştirmez. En nihayet Dürzilerle (ve dolaylı olarak Kürtlerle) “Davud Koridoru” hayata geçirilir ve/veya Colani’yle ise Trump’ın uğraşları neticesinde Türkiye’ye rağmen bir uzlaşı sağlanarak Suriye de İbrahim Anlaşması’na (Abraham Accords) dahil edilebilirse, o vakit Türkiye’ye ikinci kez geçmiş olsun.

Şu durumda Türkiye’nin ve Türkiye’deki rejimin şunu iyi anlamasını tavsiye ediyorum. Rojava’daki idarenin eli şimdilik güçlü. HTŞ tehdidi, Irak’taki Kürt dualizminin hazin durumu ve Türkiye’nin yaklaşımı karşısında arkalarındaki ABD desteğiyle yakaladıkları tarihi fırsatı tepip Türkiye’ye ya da Şam’a teslim olmayacaklardır. Kendileri istese bile emperyal güçler bunu istemez. O nedenle Mazlum Abdi’yi Abdullah Öcalan ile görüştürüp Türkiye’nin tezlerine uygun bir yola ikna etmeye çalışmak muhtemelen sonuç vermeyecektir.

Previous Post

Orhan Miroğlu ve iflah olmaz Kürt şovenizmi

Next Post

“Türkiye edebiyatı” bitti, sıra “Türkiye okuru”na geldi

Next Post
“Türkiye edebiyatı” bitti, sıra “Türkiye okuru”na geldi

“Türkiye edebiyatı” bitti, sıra “Türkiye okuru”na geldi

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.