“Amed ne, Diyarbekir ne? Tekrar söylüyorum: Eğer bir Kürtlükten bahsediyorsanız Diyarbakır Suriçi’nde yok. Bakın müziğine bakın, edebiyatına bakın, tarihine bakın, kültürüne bakın. 1970’lere kadar Amed’in pazar dili, sokak dili Azeri Türklerinin lehçesiydi: ‘gelah, gidah, yapıyam, kırıyam, sorıyam…’ Yani bu lehçeleri bilmeyen insanlar kendi kendine kimlik üretmeye çalışıyor.”
Yukarıda alıntıladığımız sözler, önde gelen Kürt-İslamcılardan Altan Tan’a ait. Amedspor’un Süper Lig’e çıkmasının ardından ve Kürtçülerin Diyarbakır yerine ideolojik ve etnikçi bir tavır olarak “Amed” adını kullanması ile ilgili çıkan tartışma üzerine Altan Tan, geçtiğimiz gün bir yazı yazdı. Yazı, Diyarbakır’ın etnik kimliği ve tarihi üzerineydi ve elbette içeriğinde Altan Tan’ın kendi ideolojik yaklaşımı çerçevesindeki iddialar ağırlıktaydı. Fakat bu alıntıladığımız sözleri farklı bir anlam içeriyor. Bunlar, bizim Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu, Kürtlük ve burada Türk kimliğinin asimile edilmesi hakkında söylediklerimizin onaylanması demektir ve doğrudan doğruya bir Kürt-İslamcının itirafı özelliğini taşımaktadır.
Diyarbakır’ın ve Güneydoğu’daki birçok şehrimizin özellikle kent merkezleri, geçmişten beri Türk’tü ve tam da Altan Tan’ın söylediği gibi, 1960’lardan 1970’lerden sonra buralar bilinçli olarak Kürtleştirildi. Biz, “Diyarbakır gerçekte Türk yurdudur, Akkoyunlu Türk devletine başkentlik yapmış bir Türklük merkezidir, Ziya Gökalp’i yetiştirmiş bir odaktır” dediğimizde bunlara inanmak istemeyen Kürt etnikçileri buyursunlar Altan Tan’a kulak versinler.
Altan Tan’ın 1970’lerde Diyarbakır’da konuşulduğunu söylediği ve Azeri Türkçesi olarak adlandırdığı Türkçe şivesi de zaten bu bölgenin tam da bizim dediğimiz gibi Artuklulardan, Selçuklulardan, Akkoyunlulardan kalan bir mirası taşıdığının kanıtıdır. Bu tarihsel miras dolayısıyla Diyarbakır ve Güneydoğu’da bu şekilde konuşulduğunun itirafıdır. Gerçekte Azerbaycan’dan bugün İran sınırları içinde yer alan Erdebil, Tebriz, Urmiye ve hatta Tahran’a kadar ulaşan Türklük hattının bir diğer kolu da Türkiye’nin güneydoğusu üzerinden Kerkük, Musul ve daha da güneyde Irak içlerine inmektedir. Bu iki hat da tarihsel Oğuz-Türkmen hattıdır. Dil de bu dildir. Altan Tan’ın bahsettiği de tam olarak bu tarihsel bütünlüktür.
En azından bu en kritik noktada dürüst sözler söylediği için Altan Tan’ı tebrik etmek lazım. Güneydoğu’da bir Kürtleşen, daha doğrusu zorla Kürtleştirilen, asimile edilen Türkler gerçeği vardır. İlk önce kırsalda Türk köylüsü üzerinde Kürt aşiretlerinin baskısıyla ilerleyen bu asimilasyon, nihayet 1970’lerde kent merkezlerine ulaşmış, aynı dönemde yoğunlaşan Kürtçü ideolojik örgütlenme eliyle bugünkü “Kürtleştirilmiş” Güneydoğu ve Diyarbakır tablosu ortaya çıkmıştır. Fakat biraz derinlemesine araştırılınca bugün kendisini Kürt, hatta Kürtçü olarak tanımlayan birçok insanın bile kökeninin yine Akkoyunlulara ve diğer Türklere kadar uzandığını tespit edebiliriz.
Bu konu çerçevesinde daha önce de tanıttığım birkaç önemli kitabı tekrar önermek isterim:
Birincisi, Gökçe Fırat’ın Türk Yurdu Anadolu adlı eseridir. Diğerleri de Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un Diyarbekir Kimin Yurdu?, Güneydoğu Kimin Yurdu? ve Kürt “Kim”liği kitapları.
Konunun tarihsel, politik ve toplumsal boyutlarıyla gerektiği gibi anlaşılabilmesi için bu eserler temeldir. İşin gerçeği ve konunun özü buradadır.


