No Result
View All Result

NATO Ankara Zirvesinde ortaya çıkan resim

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
11 Temmuz 2026
in GÜNLÜK
0
NATO Ankara Zirvesinde ortaya çıkan resim

NATO’nun Ankara toplantısı, üzerinde analizlerimizi kurduğumuz dünya sisteminin netleşen resmini ortaya koymaktadır. Bu resmi belirginleştiren ilk aşama, İran’ın Amerika ve İsrail ile yaşadığı çatışma oldu. Buradaki temel tespitimiz; İran’ın, Çin’in bir vekili (proxy) olarak ABD ile düelloya girdiğidir. Ancak bu durum küresel ve antagonist (uzlaşmaz) bir çatışma değil, yerel bir egemenlik mücadelesidir. Resimde net olarak gördüğümüz üzere; Çin füzelerinin, uzmanlarının ve uydularının sağladığı destekle İsrail’in bombalanması, Çin’in bölgedeki stratejik konumlanmasına işaret etmektedir. Zaten son 20 yıldır ekonomik temelde de İran’ın Fars, Dezful ve Buşehr sahalarındaki petrol ve gazı, boru hatları ve gemilerle Çin’e akmaktaydı. Geçmişte İngiltere’nin egemenliğinde kurulan “Anglo-Iranian Oil Company” (Anglo-İran Petrol Şirketi), günümüzde artık bir anlamda “China-Iran Oil Company”ye dönüşmüştür.

Bu ekonomik yapının savunması da doğal olarak Çin füzeleriyle yapıldı. Durumdan ders çıkaran Amerikalılar, tam da bu yüzden Türkiye’nin Rusya tarafından desteklenen bir füze sistemine sahip olmasını ısrarla engellemek istemektedir. Yaşanan son savaşta İsrail’in köşeye sıkışmasının ardındaki gerçek güç Çin füzeleridir. Eğer Türkiye gelecekte İsrail ya da Yunanistan ile bir çatışmaya girerse, en büyük müttefiki Rus S-400 füzeleri olabilir. S-400’ler dolayısıyla başımıza gelmeyen kalmadı; fakat Çin’in İran’a yaptığı katkıya benzer bir S-400 ağının kurulması, ABD, İsrail ve Yunanistan’ın korkulu rüyasıdır.

Şu an itibarıyla bu korkulu rüyanın ortadan kalktığı görülüyor ve bunun da bir arka planı var. Başından beri vurguladığımız gibi, dünya tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçmedi. Dünya aslında kutupsuzdur ancak güçlü yerel aktörler söz konusudur. İran’ın Çin ve kısmen Rusya ile oluşturduğu eksen, Arap ülkelerini ve Basra Körfezi’nin güneyini doğrudan etkilemektedir. Geçmişte körfeze “Arap Körfezi” denilirken işin yeniden “Fars Körfezi” noktasına gelmesini sağlayan temel unsur, Çin’in İran’a verdiği füze desteğidir. Yine de bu durumu çok büyütmemek gerekir. Tüm bu askeri desteğe rağmen İran, Amerikan uçaklarının kendi şehirleri üzerinde rahatça dolaşmasını engelleyememiştir; bir başka deyişle, etkin bir uçaksavar/hava savunma sistemi söz konusu değildir. İsrail’in statik hedeflerine atılan füzeler ortadadır ancak Amerika ile Çin’in kendi aralarındaki uzlaşma, savaşı kontrollü bir düelloya çevirmiştir.

Türkiye’nin pozisyonuna gelirsek; İran’ın Çin desteğiyle bölgede egemenlik kurma çabasının karşısında Türkiye; Kuveyt, Katar ve BAE gibi ülkelere Amerikan korumasının yetmediği noktada fiili olarak bu bölgenin koruyucusu rolünü üstlenecektir. Kaldı ki Hürmüz Boğazı’nın kilitlenmesi ihtimaline karşı, başından beri “Türkiye’nin Kesik Damarları” çerçevesinde belirttiğimiz Nabucco Boru Hattı’nın Basra’dan çıkarak İskenderun’a doğru akması ana hedeflerden biri olmuştur.

İran bu hattı, Suriye ile kurduğu ittifak ve “Şii Hilali” projesi üzerinden buraya aktarmaya çalıştı. ABD ise “Kürt Koridoru” ile bu hattı Akdeniz’e ulaştırmayı hedefledi. Ancak Türk Ordusu hamleleriyle bu iki projeyi de yıkıp attı. En başından beri Türkiye’nin Suriye derinliğine girmesi gerektiğini söyleyerek durumu belirtmiştim. Bu hamle, hem Şii Hilali’nin hem de Kürt-Amerikan Koridoru’nun çökertilmesi içindi. Bunların yıkılması, Türkiye’nin bölgedeki egemenliğini tescilledi. Türkiye’nin AB ülkeleriyle NATO çerçevesinde yürüttüğü ilişki de Türkiye’nin ABD karşısında Avrupalılara verdiği bir destek anlamına geldi.

Bugün Rusya’nın Polonya üzerinden Almanya’ya yönelik tehdidini ortadan kaldırma görevi Türkiye’nin üzerine yüklenmektedir. İran nasıl bölgede Çin’in bir “burun” (promontory) gibi dışa uzanan bir çıkıntısı olarak ortaya çıkıyorsa; Türkiye de bu coğrafyada Hürmüz Boğazı’ndan Polonya’ya kadar uzanan devasa bir cephenin merkezini, özellikle Ankara ve İstanbul ekseniyle oluşturmaktadır. İstanbul, aynı zamanda İspanya’dan Kudüs’e kadar uzanan Eski Roma’nın dinsel bütünlüğünün merkezidir. İznik Konsili’nin (ortak anma toplantılarının) yeniden Türkiye’de gündeme gelmesi de bu tarihsel görevi Türkiye’ye yüklemiştir. Fener Rum Patriği Bartholomeos’un ekümenikliğinin, Türkiye ile simbiyotik (ortak yaşamsal) bir ilişki içinde konumlanması durumu ortaya çıkmış bulunmaktadır.

“Bizans” kavramının tarih yazımındaki yerine gelirsek; bu kavramı Rus tarih ekolü öne çıkarmıştır. Kavramı modern anlamda kullanan ve çalışmalarını Sırbistan’da yapmış olan Georgiy Ostrogorskiy, Rus kökenliydi ve bu tarihsel mirası Rus kimliğine bağladı. Bu çerçevede Ruslar, kendilerini Bizans’ın devamı ve “Üçüncü Roma” olarak tanımlayarak Anadolu, Balkanlar ve Yunanistan’ı kendi doğal etki alanları olarak gördüler. İşte bu noktada, İstanbul’un yeniden ekümenik bir merkez olarak parlaması, Moskova’nın dinsel olarak dışlanması anlamına gelir ki bu durum Ukrayna’ya da doğrudan destek demektir.

Sonuç olarak, İran ve Çin’in oluşturduğu cephenin karşısında, Türklerin Osmanlı mirasından gelen tarihsel bir cephesi vardır. Bu cephe, Arap ülkelerini de içine alarak Basra Körfezi’ne kadar uzanır. Petrol öncesi dönemde kurulmuş olan bu tarihsel denklem günümüzde yeniden canlanmaktadır. Diğer taraftan Moskova ile Litvanya/Polonya arasındaki tarihsel çatışma, bugün kendini Ukrayna Savaşı olarak göstermektedir. Avrupa bu kırılma noktasında ABD’den uzaklaşarak Türkiye ile birleşme çizgisine gelmiştir; NATO’nun yeni fonksiyonu tam olarak bu şekilde şekillenmektedir.

Amerika’nın ne Çin’le ne de Rusya’yla antagonist (topyekûn varoluşsal) bir çatışması yoktur. Sadece kendi egemenlik alanlarını netleştirmek için ittifaklar kuruyorlar. Bu anlamda İstanbul-Hürmüz hattının karşısında, batıda Polonya-Macaristan ittifakı konumlanmaktadır. Macarlar ve Polonyalılar, tarih boyunca Rusya baskısı karşısında her zaman Türkiye’ye sığınmış halklardır. Yunanistan ise bu denklemde ikili ve kararsız bir roldedir. Ortodoksluk ekseninde Rusya’nın arka bahçesi gibi dururken, diğer taraftan ABD ile birlikte Rusya’ya karşı saf tutmaktadır. Bu tarihsel çelişki, Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Yunanistan’ın İngilizler tarafından koparılarak yapay bir devlet olarak ortaya çıkarılmasıyla ilgilidir; bu yüzden stratejik dengesini bulamamıştır. Şu anda Fener Patriği’nin İstanbul merkezli ekümenikliği karşısında, Yunanistan hem Ortodoksluk tekelini kaybetmekte hem de Avrupa için stratejik önemini yitirmektedir; yerini Türkiye almaktadır.

Türkiye, Amerikan egemenliğindeki Basra bölgelerinin savunulmasında öncü bir rol üstlenebilir. Diğer taraftan Hazar’dan Kızıldeniz’e uzanan “Beş Deniz İttifakı”nın belirginleştiği bir küresel yapı güçleniyor. Yıllar önce teorileştirdiğimiz Hazar, Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nden oluşan bu jeopolitik hat; Amerika adına Çin’in bu bölgeye uzanmasını engellediği gibi karadan gelen ticaret yollarını da kesmektedir.

Elbette Türkiye’nin, Turan coğrafyasına giden yolun açılması sürecinde Amerika ile beraber görüntü vermesi bir handikap oluşturmaktadır. Fakat Türkiye’nin Avrupa’daki stratejik itibarı, Polonya denklemi sayesinde hızla artmaktadır. Yine de Türkiye, başta enerji/boru hatları olmak üzere birçok açıdan Rusya ile bağlarını tamamen koparabilecek bir noktada değildir. Son NATO toplantısı itibarıyla küresel olaylara bu geniş çerçeveden bakmak gerekir. Lenin’in emperyalizmi açıklayan ve 1915’lerin dünyasına özgü olan tezleri, 1945’ten sonra geçerliliğini kaybetmiştir. Günümüzde artık Karl Kautsky’nin “ultra-emperyalizm” modeli geçerlidir. Küresel güçler arasında topyekûn savaşlar yerine, bölgesel çıkarlar üzerinden ittifaklar ve yerel çatışmalar sürmektedir. İstanbul ise Avrupa ile Arap Yarımadası arasındaki eşsiz jeopolitik konumuyla, merkez olma gücünü bu yüzyılda yeniden eline almıştır.

Previous Post

Evrensel mesele

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.