Merhum Rauf Denktaş’ın o veciz ifadeyle “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını dünya ve tarih önünde ilan ediyorum” dediği kutlu günün üzerinden 42 yıl geçti.
15 Kasım 1983’ten bugüne dünyada çok şeyler değişti: Soğuk Savaş sona erdi ve hegemon güç dengelerinde kısmî değişimler oldu. Büyük finans krizleri ve düzensiz göçlerin yol açtığı sosyal sorunlar artarken değişen sınırlar, darbeler, küresel terör ve pandemi dünya halkları için birbirinden zorlu imtihanlar gibiydi. Hepsi bir şekilde geldi ve geçti ama karşı yönde sarfedilen her türlü çabaya rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bugün ayakta ve 42 yaşındadır.
Çünkü egemen güçlerin, Rum-Yunan ikilisinin ve maalesef Türkiye’deki eksik eğitimli hatta art niyetli çevrelerin görmek istemediği kadar gelişmiş-medeni bir toplum ve o toplumun modern bir devleti var Kıbrıs’ta. O devlet tüm kurumlarıyla ve muntazam işleyen demokrasisiyle bugün birçok Avrupa devletinin önündedir.
Elbette Türkiye’nin taraf olduğu ve kuruluş belgesi niteliğindeki Garanti ve İttifak Anlaşmaları‘ndan ve Doğu Akdeniz hatta daha genel tanımda Ortadoğu’daki güç mücadelelerinden bağımsız bir Kıbrıs meselesi düşünülemez. Ancak ben bunları meselenin özünü çerçeveleyen “Esas değişmezler” olarak varsayıyor ve ona göre bir yol öneriyorum.
Bu bağlamda hiç kuşkusuz Türkiye’nin adadan asker çekmesi, garantörlük hakkından feragat etmesi ve 1960’daki statüye onay vermesi gibi talepler kesinlikle tartışılmaması gereken daha doğrusu akıllara dahi getirilmemesi gereken taleplerdir. Bir diğer taraftan bölgedeki İsrail yayılmacılığı ve Batı kulübünün yoğunlaşan ilgisi (Ve bu arada Rumları silahlandırmaları) yakın tehditler olarak güncelliğini korumaktadır.
İki kurucu devlete dayanan bir ortaklık modeli olarak “Konfederasyon” modelinin en makul formül olacağı adadaki mevcut durum göz önüne alındığında açıktır. KKTC’nin öncülü olarak 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin amacı da buydu aslında. Rumlar da kendi federe devletini ilan edecek ve bir federasyon formülünde anlaşılacaktı. 1983’ten sonra şartlar değişti ve aslında yıllar içerisinde daha da ağırlaştı. Şayet bugün uzak bir ihtimal de olsa konfederasyon becerilebilirse, hedef oradan federasyon olabilir. Fakat müzakereler hangi temele yürürse yürüsün Avrupa Birliği’nin söz hakkı yoktur. Çünkü onlar bu hususta tarih önünde “suçlu” olarak kalacaklardır.
Kuruluş yıl dönümü vesilesiyle kaleme aldığım bu yazıda geleneksel olarak yaptığımız jeopolitik tartışmaları bir kenara bırakarak, sadece KKTC’nin varlığını ve refahını ilgilendiren birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum.
Türkiye’de hükümetler öyle ya da böyle KKTC’yi yaşatmak ve Kıbrıs’taki Türklerin müreffeh bir hayat sürebilmesi için ellerinden geleni yaptılar. Ancak şimdiye kadar yapılanlar yeterli görülemez, desteğin artarak devam etmesi zaruridir.
KKTC özelinde bir başka zaruret daha var:
Son yıllarda iyice zıvanadan çıkmış mafya yapılarının ivedilikle çökertilmesi ve KKTC’nin bir suç memleketi olmaktan çıkarılması gerekiyor. KKTC halkı geçmişte çok acılar çekti ve hâlâ da varoluş mücadelesine devam ediyor. O nedenle her şeyin en güzelini hak ediyorlar. Ancak, Türkiye’deki hükümetler bu bahsettiğim gerekliliği yerine getirmezlerse Kıbrıs Türklerini kaybetmek gibi bir riskle de karşı karşıyayız.
Yıllar önce “Denktaşça” dergisine gönderdiğim bir makalede Tayvan örneğini vermiş; bir ülkenin tanınmamasına rağmen iyi bir planlamayla nitelikli üretim gerçekleştirebileceğini ve kayda değer bir kalkınma sağlayabileceğini çeşitli örneklerle açıklamıştım.
İşin püf noktası tam buradadır esasen;
Kalkınmışlıkta belirli bir seviye yakalandıktan sonra, o vakte kadar sizi görmek istemeyenler artık sizi kabul etmek zorunda kalacaklar.
Evet, o gün olduğu gibi bugün de KKTC halkının yüksek ahlakına ve kültürel birikimine güveniyorum. Onca ambargoya ve tehdide rağmen imkan sağlanabilirse Tayvan’ın başardığını KKTC de başaracaktır.
Bu vesileyle,
15 Kasım Cumhuriyet Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutlar; aziz şehitlerimizi ve ebediyete intikal eden gazilerimizi rahmetle anarken, hayatta olan mücahitlerimize sağlıklı ömürler diler, saygılarımı sunarım.

