Giriş
Trump hükümetinin, yeni yılın ilk günlerinde Venezuela’da gerçekleştirdiği askerî operasyonu demokrasi için değil petrol için gerçekleştirdiğini söylemesi, bazı çevrelerde neredeyse hayranlık uyandırdı. Tüm yaşamını yalancılık üstüne kurmuş ve kendi çıkarı dışında hiçbir şeyi umursamamakla bilinen bir politikacı olmasına rağmen, bu işi Venezuela’nın petrol yataklarını yağmalamak için yaptığını söylemesi, inandırıcı geldi çoğuna. Sadece inandırıcı da değil – yeni, kıran kırana, ama daha saydam bir dünya düzeninin başlangıcı gibi.
Bu görüşe göre, ABD’nin on yıllardır süre gelen dış politikasında pek çok hamlesinin ana hedefi olarak gösterilen demokrasi ve insan hakları, aslında sadece bir aldatmaca idi; yapılan çoğu şeyin – başta 2003 yılındaki Irak savaşı olmak üzere – asıl sebebi ekonomik ve jeopolitik hegemonya ve sömürgecilik idi; ama bunlar tatlı sözlerle ve uluslararası hukuk paravanı ile yumuşatılıp arka planda ABD’nin çıkarları en acımasız şekilde sağlanıyordu. Oysa şimdi ilk defa olarak karşımızda aklımızla dalga geçmeyen bir sömürgeci lider vardı. Bir çeşit “Doğrucu Davut”.
Bu görüşe katılırsak, iki seçenek arasında – “yalancı yağmacılık” (Irak) ve “dürüst yağmacılık” (Venezuela) – sıkışmış oluyoruz. Bunu kabul etmiyorum. Trump’tan önce gelen ve ABD’nin başı çektiği düzen, her zaman iyi işlemese de, uluslararası hukuk, ülkelerin egemenliğinin tanınması, gittikçe geliştirilen dış ticaret bağlarından oluşan, büyük küçük her ülkenin kendi insanları için refah yaratabileceği bir düzendi.
Ayrıca ABD hükümetinin yaptığı her şey de doğrudan kendi çıkarı için değildi, uluslararası kalkınma ve insani yardıma ayırdığı (kendi ekonomisi açısından ufak ama dünyadaki etkisi büyük) fonlar gibi. Örneğin, bir bilimsel araştırmaya göre, ABD’nin uluslararası yardım kolu olan USAID’nin apart topar kapatılması, 2030’a kadar 14 milyon insanın ölümüne sebep olacak, 4.5 milyonu çocuk olmak üzere. Yine en son açıklanan politikalar sonucu ABD’den para alan hiçbir kurum, kadın sağlığı ve güvenliği konusunda çalışamayacak.
ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çıkarak küresel ısınma gibi işbirliği gerektiren varoluşsal sorunlara katkı sunmak yerine çözümleri baltalamasını da göz önünde bulundurduğumuzda, Trump’ın “yenilikçi” dış politikasının dünyaya refah ve barış getirmeyeceği açık.
Ancak yine de Venezuela operasyonuna baktığımızda, şu soru kafaları kurcalıyor:
Bu saldırı söylendiği gibi petrol için mi yapıldı? Hukuksuz olmasını bir kenara koyarsak, Venezuela özelinde Trump’ın dış politikası, ABD çıkarlarını gözetiyor mu?
Petrol gerekçesi
Öncelikle Trump, Venezuela operasyonu için de – burada ayrıntısına girmeyeceğimiz olası Grönland saldırısı için de – ekonomik gerekçeler kullandı. Bu, Grönland’da yer altı kaynağı iken, Venezuela’da petroldü. Dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülen Venezuela’da 300 milyar varil petrol var. Dünyanın %17’sine eşitmiş.
Örneğin, 3 Ocak tarihli basın toplantısında Trump, operasyonun ana hedefini petrol olarak açıkladı. New York Times’a göre, bu basın toplantısında Trump’ın “net belirttiği şey, Venezuela’nın geniş devlet kontrolündeki petrol rezervlerini Amerikan petrol şirketlerine açma arzusuydu. (…) Amerikan petrol şirketlerinin ülkenin enerji altyapısını yeniden inşa etmesini ve muhtemelen bir zamanlar Venezuela’nın geniş petrol rezervlerinde sahip oldukları hakları geri kazanmalarını uzun uzun konuştu. ‘Ülkeyi doğru yöneteceğiz,’ dedi Bay Trump. Çok para kazandıracak. Geçmiş Venezuela hükümetlerinin ‘petrolümüzü çaldığını’ söyledi — bu, ülkenin petrol endüstrisini millileştirmesine açık bir gönderme.”
7-14 Ocak arasındaki paylaşımlarda, Venezuela’nın artık sadece Amerikan malı ürünler kullanacağını; tarımdan tıp ürünlerine kadar pek çok alanda ABD’nin “partneri” olacağını; en büyük ABD petrol şirketlerinin 100 milyar dolarlık bir yatırım yapacağını; Venezuela’daki petrolün operasyon için “çok büyük bir faktör” olduğunu, ABD’de petrol fiyatlarını da düşüreceğini; petrol, mineraller, dış ticaret gibi olumlu etkilerini vurguladı. Bu arada Venezuela tankerleri ABD tarafından ele geçirildi. (Bu tankerlerdeki petrole ne olduğu konusunda bilgi verilmezken hukuki durumları da muğlak kaldı.)
Uzun vadede sorunlar
Ancak kısa bir süre sonra petrol yatırımlarının uzun vadede zorlukları konuşulmaya başlandı. 14 Ocaklı New York Times’da bir analiz, Venezuela’nın petrolünü hazır hale getirmek için gereken yatırımı yapmanın zorluklarını sıraladı: “Trump için bir sorun, ABD’nin ulusal bir petrol şirketinin olmaması. Exxon, Chevron ve benzerleri, ancak iyi bir iş fırsatı gördüklerinde projelere başlayacak özel şirketlerdir. Venezuela’ya baktıklarında gördüklerinden hoşlanmıyorlar. (…) Ülkenin çok fazla petrolü var, ancak ona erişim sağlamak ve kârlı bir işe dönüştürmek, (…) çok zaman ve ön yatırım gerektirir. Bu, son zamanlarda yatırımlarda tasarruf etmeye ve riskleri azaltmaya çalışan ABD petrol şirketlerinin hoşlanmadığı türden bir şey.”
Diğer yandan biraz daha geniş açıyla bakıp Trump’ın yaptığında “strateji” görmek isteyenler oldu. 20 Ocak tarihli New York Times analizine göre, uzun vadede “Trump’ın daha büyük hedefleri var. ‘Enerji hakimiyeti’ dediği şeyi istiyor — küresel petrol piyasasında OPEC ülkelerinin gücünü azaltmak ve Çin üzerinde koz kazanmak için yeterli bir ağırlık. Venezuela da bu planın bir parçası.’’
Brookings düşünce kuruluşuna bağlı enerji, güvenlik, ekonomik kalkınma ve dış politika alanlarından gelen toplam 11 analistin yazdığı “Venezuela’daki ABD askerî operasyonunu anlamlandırmak” adlı analiz de operasyonu kesin bir dille anlamlandıramadı. Bunların arasında Samantha Gross, petrolden elde edinilecek gelirlerin, ABD’nin Venezuela’yı ele geçirip yönetmesinin yaratacağı giderleri fazlasıyla karşılayacağı iddiası hakkında kısaca “saçmalık” dedi. Bir başka yazar David Victor, petrol ve enerjinin bu saldırıda ana hedef olmadığını düşünse de, kısa vadede ABD’de hem petrol şirketleri hem yan hizmet kuruluşları için petrolden kazanılacak çok para olduğunu, ancak uzun vadede gereken miktarda petrol için çok büyük yatırımlar gerekeceğini ve bunun özel sektör şirketleri için çok fazla riskli olacağını yazdı.
Operasyon, petrol için gerekli miydi?
Bir an için operasyonun temel sebebinin petrol olduğunu kabul edelim. Peki ama doğru yöntem bir askerî operasyon muydu, diye düşünüyorsanız, operasyondan sadece birkaç gün önce Reuters’da çıkan şu haber oldukça ilginç:
“Venezuela’nın Maduro’su, ABD ile ‘ciddi’ görüşmeler yapmaya hazır” başlıklı yazıda, Maduro, ülkesinin “petrol sektörüne ABD yatırımı almaya, uyuşturucu kaçakçılığına karşı mücadelede koordinasyon sağlamaya ve Amerika Birleşik Devletleri ile ciddi görüşmeler yapmaya istekli” olduğunu vurguluyor ve “Gerçekleri elimizde tutarak, ciddi konuşmaya başlamalıyız,” diyor. Röportaj, saldırıdan birkaç gün önce bir Meksika gazetesinde çıkmış ve yılbaşı günü Venezuela televizyonunda yayınlanmış. Bu röportajı verirken Maduro, başına gelecekleri biliyor muydu? Ya da belki bu görüşmeler başlamak üzereydi ama Trump, Maduro ile petrol için pazarlığa oturmak yerine kontrolü tümden ele geçirmeyi yeğledi?
Arka planda ne olduğunu bilemeyiz ama ABD’li şirketlerin Venezuela’nın petrol sektörüne tekrar girmesi için bu askerî operasyona gerek yoktu denilebilir. Hatta petrol piyasasının uzmanları bile, Venezuela operasyonun asıl sebebinin petrol olduğu konusunda farklı görüşlere sahip. Uzun vadede tüm yatırım risklerini yok saysak ve petrolün en iyi koşullarda çıkarılıp bir ABD enerji hegemonyasına yardımcı olduğunu hayal etsek bile, bunu sağlamak için bu operasyondan başka yöntem yok muydu, sorusu yanıtsız kalıyor.
Petrolün ötesindeki diğer gerekçeler
Tabii, petrol sadece bir gelir kaynağı değil. Öncelikle Trump, sık sık petrol bolluğunun enflasyonu indireceğini iddia etti. (Bu, Kasım 2026’da gerçekleşecek ara seçimlere yönelik bir söylem.) Ayrıca petrol için askerî operasyon yapmak, Trump’ın ideolojik olarak karşı çıktığı yenilenebilir enerji politikalarına da bir darbe. ABD halkı, güneş paneli veya rüzgar enerjisiyle değil petrolle kalkınacak, propagandasının bir parçası.
Ayrıca petrolle bağlantılı olmayan başka gerekçeler de verdi. En baştan itibaren Trump’ın Venezuela’ya karşı yaptığı uyuşturucu ticareti suçlaması ve hapishanalerini bilhassa boşaltarak suçlularını ABD’ye sığınmacı/göçmen olarak yolladığı suçlaması var. Ocak operasyonuna zemin hazırlanması olarak görebileceğimiz, Eylül 2025’te başlayan, balıkçı teknelerine yapılan saldırılarda onlarca kişi öldü. Venezuela operasyonunun Küba’daki komünist rejimi değiştirmeye yönelik etkisi de Trump’ın kabinesinin dillendirdiği bir başka hedef. Son olarak Trump, hala yinelediği 2020 seçimini kendisinin kazanmış olduğu yalanı ile de bağlantı kurarak, seçimlerde yapıldığını iddia ettiği usulsüzlüklerin merkezinde Venezuelalı bir şirketin olduğunu söyledi.
Bu şekilde Venezuela operasyonu, hem petrol geliri kazandıran, hem enflasyonu indiren, hem işgücü yaratan, hem suçu azaltan, hem gelecek seçimleri güvenceye alan, hem ülkedeki göçmenleri yollayan, hem de ABD’nin arka bahçesinden komünizmi temizleyen bir mucizeler zincirine dönüştü.
Operasyonun asıl faydası
Tek tek baktığımızda, bu iddiaların her birini verilerle çürütmek kolay. Bu yazıda özellikle petrol konusuna baktık ama diğer gerekçeler de tutarsızlıklar ve hatta yalanlar üstüne kurulu.
Ama zaten Trump taraftarları, bu operasyonun gerekçelerine tek tek bakmıyor. Bu film de onlar için çekildi diyebiliriz. Venezuela operasyonunun ilk günlerinde paylaşılan fotoğraflara bakıldığında, Trump bir savaş filminin baş karakteri gibi görünüyor. Güçlü, kararlı, korkusuz. Sonuçta onun umursadığı tek şey de bu imaj. Taraftarlarının – yoksul seçmen ya da petrol şirketi sahipleri – operasyonun ayrıntılarına bakmayacağından emin. Ne kadar petrol var? Bunu çıkarmak için ne kadar zaman gerek? Bu parayı kim verecek? Başka yöntemler ile karşılaştırıldığında bu operasyon akıllıca mıydı? Kazanılan paralar kimin cebine girecek? Bunlar anlamsız ayrıntı.
Önemli olan, bu operasyonu yapabilecek bir lider olmak. Bu açıdan bakıldığında, petrolü sadece üstünde çekişilen bir nesnel kaynak olarak değil, tarafların dünya arenasında güçlerini göstermeleri için bir oyun alanı olarak düşünürsek, Trump’ın bakış açısına en çok yaklaşmış oluruz.
Böyle bakınca Trump, örneğin Maduro’yla petrol işbirliği yapabilecekken onu al aşağı edip petrolüne konunca, uzun vadeli analizleri ve tüm uluslararası kanunları hiçe sayınca – hatta tam da böyle yaptığı için – tüm dünyaya ne kadar “güçlü” olduğunu ilan etmiş oluyor.
Böyle bakınca petrolün ekonomik değerinden çok sembolik değeri önem kazanıyor. Sembolik değeri de ona ulaşma yolunun hukuksuzluğu, saldırganlığı ve hatta akılsızlığıyla yükseliyor. Yani karşımızda “Doğrucu Davut” değil arsız bir haydut var.

