Ülkemizde doğurganlık oranları her geçen yıl azalıyor. Eskiden kalabalık ailelerin içinde büyüyen çocuklar, hayatın doğal akışı içerisinde üretmeyi, paylaşmayı ve sorumluluk almayı öğrenirdi. Köyde yaşayan bir çocuk tarlada ailesine yardım eder, şehirde yaşayan çocuk küçük kardeşine göz kulak olur, evin yükünü omuzlamanın ne demek olduğunu erken yaşta kavrardı. Çünkü aile sadece sevginin değil, aynı zamanda hayatı öğrenmenin de okuluydu.
Bugün ise manzara giderek değişiyor. Tek çocuklu ya da iki çocuklu aileler çoğaldıkça, anne babalar çoğu zaman kendi yaşayamadıkları hayatı çocuklarına yaşatmaya çalışıyor. Çocuk üzülmesin, yorulmasın, eksik kalmasın diye onun yerine her şey düşünülüyor. İyi niyetle yapılan bu yaklaşım, farkında olmadan çocukların sorumluluk duygusunu törpülüyor.
Eskinin “üretici çocukları”, yerini giderek daha çok tüketmeye alışan bir nesle bırakıyor. Çünkü üretmek sadece ekonomik bir kavram değildir; emek vermek, sabretmek, paylaşmak ve mücadele etmeyi öğrenmektir. Oysa bugün birçok çocuk, hazır olanın içinde büyüyor. Sofra hazırlanıyor, odası toplanıyor, ihtiyaçları ânında karşılanıyor. Çocuk ise hayatın yükünü taşımayı değil, hayatın sunduklarını tüketmeyi öğreniyor.
Elbette hiçbir anne baba çocuğunun zorluk çekmesini istemez. Ancak unutulmamalıdır ki sorumluluk almayan bir çocuk, ilerleyen yaşlarda hayatın gerçekleriyle karşılaştığında daha kırılgan hale gelir. Çünkü insanı güçlü yapan sadece aldığı eğitim değil; üstlendiği görevler, verdiği emek ve mücadele etme alışkanlığıdır.
Belki de bugün yeniden düşünmemiz gereken şey şudur: Çocuklarımızı sadece mutlu bireyler olarak mı yetiştiriyoruz, yoksa hayata katkı sunabilen insanlar olarak mı? Çünkü geleceği ayakta tutacak olanlar, yalnızca tüketen değil; üreten, paylaşan ve sorumluluk taşıyan nesiller olacaktır.
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı
