Gök Tanrı, Güneş Kültü ve Dualizm üzerine eleştirel bir değerlendirme
Türklerin İslâmiyet öncesi inanç sistemi, milliyetçi-muhafazakâr tarih yazımında çoğu zaman “saf tek tanrıcılık” veya “Gök Tanrı dini” olarak sunulmaktadır. Ancak Türk ve Altay topluluklarına ait mitolojik anlatılar, etnografik kayıtlar ve destanlar incelendiğinde yüksek ve hâkim bir Tanrı anlayışının yanında doğa ruhlarının, iyelerin, atalar kültünün, kamlık uygulamalarının ve iyilik-kötülük karşıtlığına dayanan çok katmanlı bir kozmolojinin de bulunduğu görülmektedir. [1][3][4][5][6]
Yaratılış ve Türeyiş destanlarının farklı varyantlarında bu çok katmanlı yapı açık biçimde ortaya çıkar. Bazı Altay yaratılış anlatılarında Kayra Han veya Kara Han en yüksek varlık olarak tasvir edilirken, Bay Ülgen gökyüzü, aydınlık ve iyilik; Erlik Han ise yer altı, karanlık, hastalık ve ölümle ilişkilendirilir. [4][5] Bununla birlikte bu figürlerin bütün Türk topluluklarında, bütün dönemlerde ve aynı özelliklerle bulunduğu söylenemez. Söz konusu anlatılar, farklı Türk ve Altay topluluklarının uzun zaman içinde meydana getirdiği, değişebilen mitolojik tabakalardır.
Bu makalede Türk kozmolojisindeki yüksek Tanrı anlayışı, güneş kültü ve Bay Ülgen-Erlik karşıtlığının Avrasya dinler tarihindeki yeri ele alınmaktadır. Burada doğrudan ve kesintisiz bir köken aktarımı iddiasından çok, işlevsel benzerlikler, kültürel etkileşim alanları ve ortak mitolojik motifler üzerinde durulmaktadır. Türklerin “doğuştan ve ezelden beri tek tanrılı” olduğu iddiasının ise tarihsel ve sosyolojik bir gerçeklikten ziyade, İslâmiyet sonrasında kurulan Türk-İslâm kimliğini geçmişe doğru taşıyan ideolojik bir yorum olduğu düşünülmektedir.
Sosyolojik bir kılıf olarak “ezelî monoteizm”
Geleneksel tarih yazımı, Türklerin İslâmiyet’i kabulünü açıklarken Gök Tanrı inancı ile İslâm’daki Allah kavramı arasında doğrudan bir özdeşlik kurmaktadır. Bu görüşe göre; Türkler zaten tek Tanrı’ya inanıyordu; İslâmiyet’i kabul ettiklerinde yalnızca Tanrı’nın adını değiştirmiş oldular. Böylece Türklerin İslamlaşması, uzun süreli ve sancılı bir toplumsal dönüşüm olmaktan çıkarılarak neredeyse kendiliğinden gerçekleşen bir “inanç buluşması” şeklinde sunulmaktadır.
Bu yaklaşımın en sistemli savunucularından birisi hocam İbrahim Kafesoğlu’dur. Kafesoğlu, eski Türk dininde güneşin, ayın veya yıldızların değil, bütün göğü temsil eden tek ve yüce Gök Tanrı’nın esas olduğunu savunur. [7] Yer-su ruhları, atalar, Umay ve diğer kutsal varlıklar ise ona göre bağımsız tanrılar değil, Gök Tanrı’nın çevresinde bulunan ikincil kutsal güçlerdir.
Ancak Türk inanç dünyasında Gök Tanrı’nın yanında yer-su ruhlarının, iyelerin, atalar kültünün, kurban uygulamalarının ve kamların aracılık faaliyetlerinin bulunması, bu sistemin yalnızca soyut ve arı bir tek tanrıcılık kavramıyla açıklanamayacağını göstermektedir. [4][6] Öte yandan, ruhların ve ikincil kutsal varlıkların bulunması da tek başına çok tanrıcılığın kesin kanıtı değildir. Dolayısıyla eski Türk inanç sistemini yalnızca “tek tanrılı” veya yalnızca “çok tanrılı” şeklinde iki dar kalıptan birine yerleştirmek yerine, yüksek Tanrı merkezli, hiyerarşik ve çok katmanlı bir inanç sistemi olarak tanımlamak daha isabetli görünmektedir.
Edward B. Tylor, dinlerin başlangıcını animizmle açıklamış ve ruhlara inanmayı dinî düşüncenin en eski biçimi olarak değerlendirmiştir. [1] Émile Durkheim ise dini, bireysel hayallerin ötesinde, toplumun kendi varlığını kutsal semboller aracılığıyla ifade ettiği sosyal bir kurum olarak ele almıştır. [2] Bununla birlikte on dokuzuncu yüzyılda geliştirilen “animizmden çok tanrıcılığa, oradan tek tanrıcılığa geçiş” şeması, bugün bütün toplumlar için geçerli değişmez bir evrim yasası olarak kabul edilmemektedir. Dinlerin gelişimi her toplumda aynı doğrusal yolu takip etmemiştir. Eski inanç unsurları, yüksek Tanrı anlayışıyla birlikte varlığını sürdürebilmiştir.
Bu nedenle Türklerin inanç tarihini değerlendirirken bir taraftan “Türkler başlangıçtan beri saf tek tanrılıydı” iddiasından, diğer taraftan bütün toplumların zorunlu olarak aynı dinî basamaklardan geçtiğini ileri süren katı evrimci şemadan uzak durmak gerekir.
Türk ve Altay kozmolojisinde göğün yedi, dokuz, on iki veya on yedi kat olarak tasvir edildiği farklı anlatılar bulunmaktadır. [4][5] Bu sayıların değişmesi, tek bir dogmatik sistemin değil, boylara ve anlatı çevrelerine göre farklılaşan dinamik bir kozmoloji geleneğinin bulunduğunu göstermektedir. Göğün katları, her zaman ayrı tanrıları ifade etmese de evrenin çeşitli ruhlar, güçler ve görev alanları arasında paylaştırıldığı hiyerarşik bir düzeni yansıtmaktadır. Benim mezuniyet tezim olan Türk Töresi kitabında Ziya Gökalp, bu konuyu detaylı incelemiştir. Bu çalışma, Ziya Gökalp ve Türk Töresi adıyla genişletilerek basılmıştır.
İbrahim Kafesoğlu, Osman Turan, İsmail Hami Danişmend ve Yılmaz Öztuna gibi tarihçiler, farklı ölçülerde olmakla birlikte eski Türk dini ile İslâmiyet arasında bir uygunluk veya yakınlık bulunduğunu savunmuşlardır. [7][8][9][10] Ancak bu isimlerin görüşlerini bütünüyle aynılaştırmak doğru değildir. Özellikle Osman Turan, Türklerin bazı inanç ve ahlâk anlayışları ile İslâmiyet arasında benzerlik bulunduğunu belirtmekle beraber, Emevî yönetiminin eşitsiz, dışlayıcı ve baskıcı siyasetinin Türklerin İslâmiyet’e yaklaşmasını geciktirdiğini de açıkça ifade etmektedir. [8]
Dolayısıyla, “Türkler zaten tek Tanrı’ya inanıyordu ve bu sebeple hemen Müslüman oldular” şeklindeki basitleştirici hüküm, söz konusu tarihçilerin kendi aralarındaki farklılıkları da göz ardı etmektedir.
Türklerin İslâmlaşması, uzun bir tarihî süreçtir
Türklerin İslâmiyet’i kabulünü yalnızca “inanç benzerliği” ile açıklamak tarihî gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Türk topluluklarının İslâmlaşması, birkaç yıl içinde veya tek bir toplu karar sonucunda gerçekleşmemiştir. Bu süreç, yüzyıllara yayılan savaşlar, siyasi ittifaklar, ticari ilişkiler, şehirleşme, evlilikler, devlet politikaları, tasavvuf hareketleri ve kültürel temaslar sonucunda tamamlanmıştır. [8][11]
Taberî’nin aktardığı Kuteybe bin Müslim dönemindeki Mâverâünnehir seferleri; Buhara, Semerkant, Talkan, Fergana ve çevresinde yaşanan askerî mücadelelerin, sertliğin tarihi bir gerçektir. [12] Türklerin İslamiyet öncesi inanç sistemi sıklıkla “pür monoteizm” (Gök Tanrı) olarak sunulsa da, antropolojik veriler animizm ve güçlü bir dualizmin varlığına işaret eder. Yaratılış Türeyiş destanlarımızda bu düalizm açıkça ifâde edilir. Türk kozmolojisindeki Güneş kültü ve iyi-kötü (Bayülgen-Erlik) dengesinin, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi sistemlerin oluşumundaki etkisini bu makalede inceleyeceğim. Türklerin “doğuştan monoteist“ olduğu iddiasının, sosyolojik bir evrimden ziyade, İslam sonrası kimlik inşası için geliştirilmiş ideolojik bir kılıf olduğu düşünüyorum. İddialarım şöyle:
Geleneksel tarih yazımı, Türklerin İslam’ı kabulünü kolaylaştırmak adına “Gök Tanrı” inancını İslam’daki Allah kavramıyla eşdeğer tutar. Oysa din sosyolojisi, inancın toplumsal yapıya paralel olarak animizmden monoteizme evrildiğini gösteriyor. Türklerdeki hiyerarşik yapı; en üstte Karahan, altında Bayülgen ve yer altında Erlik Han ile aslında çok katmanlı ve dualist bir karakter sergiliyor. Bu yapının “tek tanrılı” olarak lanse edilmesi, tarihsel gerçeklikten ziyade siyasi bir uyum çabası gibi görünüyor. İbrahim Kafesoğlu, Osman Turan ve Yılmaz Öztuna, İsmail Hakkı Danişment gibi tarihçiler tarafından savunulan “Türklerin doğuştan monoteist olduğu ve bu sayede İslamiyet’i kolayca benimsedikleri” tezi, din sosyolojisi açısından rasyonel bir evrimden ziyade ideolojik bir inşa niteliği taşımaktadır. Bu yaklaşım, Türk inanç sistemini animizm, güneş kültü ve dualizm gibi evrensel dinî basamaklardan yalıtarak; onu başlangıcından itibaren steril, soyut ve İslam teolojisiyle uyumlu bir “Gök Tanrı” parantezine hapseder. Oysa Türk kozmolojisindeki Bayülgen ve Erlik Han arasındaki keskin dualizm ile göğün 17 katlı hiyerarşik yapısı, bu inancın aslında çok katmanlı ve çatışmacı bir doğaya sahip olduğunu, “tek tanrıcılık” iddiasının ise İslam sonrası kimliği tarihe geriye dönük eklemleme çabası olduğunu göstermektedir diye düşünüyorum. Kaldı ki; göğün 7, 9, 12 veya 17 katlı tasviri tek bir dogmatik şema değil; boylara göre değişen fakat ortak bir katmanlı kozmos fikrini koruyan dinamik bir gelenektir. Bu durum, sistemin saf ve soyut bir monoteizm olmadığını, aksine işlevsel katmanlardan oluştuğunu göstermektedir. Türk mitolojisindeki Bayülgen (ışık/iyilik) (Akdeniz çanağında Apollon) ile Erlik (karanlık/kötülük) arasındaki gerilim, evrensel dinlerdeki ahlâkî ikilik anlayışıyla benzerlik taşır. Ancak burada doğrudan bir köken aktarımından ziyade işlevsel benzeşmeden söz etmek daha isabetlidir. Avrasya düşünce dünyasında iyilik-kötülük karşıtlığı güçlü bir sembolik yapı üretmiştir. Türklerin İslamiyet’i kabulünü “kolay geçiş” anlatısı olarak anlamanın tarihî gerçeklikle alakası yoktur. Taberi Tarihinde deteyları anlatılan Talkan ve Curcan gibi tarihsel çatışma alanlarını ve halk inançlarında yaşayan köklü animist-dualist direnç hatlarını görmezden gelerek, sosyolojik bir anomi anlatısı içinde değerlendirmek ilmî bakımdan ihtiyat gerektirir. Çünkü dönemin şehirleri ve bölgeleri etnik bakımdan karmaşık yapılara sahipti. Bununla birlikte bu seferler, Türklerin ve diğer Mâverâünnehir halklarının İslâmiyet’i hiçbir direniş göstermeden, bir gecede ve kendiliğinden kabul ettiği iddiasını açık biçimde geçersiz kılmaktadır.
Türk toplulukları, İslâmiyet’ten önce ve İslâmiyet’in yayılma döneminde Budizm, Maniheizm, Nasturî Hristiyanlık, Musevilik ve çeşitli yerel inanç sistemleriyle karşılaşmıştır. [6][11] Uygurların Maniheizm ve Budizm’i benimsemesi, Hazar yönetici çevresinin Museviliğe yönelmesi, bazı Türk boylarının Hristiyanlıkla temas kurması, Türklerin farklı dinleri değerlendiren ve yeniden yorumlayan hareketli bir kültür dünyasına sahip olduğunu göstermektedir.
Bu gerçekler, Türkleri edilgen ve pasif bir din kabul edicisi gibi gösteren tarih anlayışını geçersiz kılmaktadır. Türk milleti, binlerce yıllık kültürel birikimini yalnızca İslâmiyet’i kabul etmeye hazırlayan bir bekleme odasında yaşamamıştır. Aksine Türk toplulukları, geniş Avrasya coğrafyasında karşılaştıkları dinleri kendi töreleri, devlet anlayışları, sanatları ve halk inanışlarıyla yeniden şekillendirmiştir.
Türklerin İslâmlaşması, eski kültürün tamamen ortadan kalkması anlamına da gelmemiştir. Atalar kültü, adak, türbe ziyareti, ağaç ve su kutsallığı, nazar inancı, çeşitli doğum ve ölüm törenleri gibi birçok eski unsur, yeni dinî kavramlarla birleşerek varlığını sürdürmüştür. [4][6] Böylece İslâmiyet, Türk toplulukları tarafından yalnızca kabul edilen değil, Türk kültür çevresinde yeniden yorumlanan bir inanç sistemi hâline gelmiştir.
Türklerin ezelden beri tek Tanrı’ya inandığı yönündeki tekrar, zamanla “Türkler bir gecede Müslüman oldu” anlatısının düşünsel alt basamağına dönüşmüştür. Bu anlatı, Türklerin İslâmiyet öncesindeki zengin kültürel birikimini küçültmekte; Türk millî varlığını yalnızca Türk-İslâm sentezi çerçevesi içinde açıklayarak tarihî derinliğini daraltmaktadır.
KAYNAKÇA
[1] Tylor, Edward Burnett. İlkel Kültür: Mitoloji, Felsefe, Din, Dil, Sanat ve Geleneğin Gelişimine Yönelik Araştırmalar. Çev. Eren Kanat. İstanbul: Çavdar Yayıncılık, 2024.
[2] Durkheim, Émile. Dini Hayatın İlkel Biçimleri. Çev. Fuat Aydın. Ankara: Eskiyeni Yayınları, 2018.
[3] Eliade, Mircea. Şamanizm: İlkel Esrime Teknikleri. Çev. İsmet Birkan. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 1999.
[4] İnan, Abdülkadir. Tarihte ve Bugün Şamanizm: Materyaller ve Araştırmalar. 4. bs. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1995.
[5] Ögel, Bahaeddin. Türk Mitolojisi: Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar. 2 cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2010.
[6] Roux, Jean-Paul. Türklerin ve Moğolların Eski Dini. Çev. Aykut Kazancıgil. 2. bs. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2024.
[7] Kafesoğlu, İbrahim. Eski Türk Dini. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1980.
[8] Turan, Osman. “Türkler ve İslâmiyet.” Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. IV, S. 4, 1946, s. 457-485.
[9] Danişmend, İsmail Hami. Türk Irkı Niçin Müslüman Olmuştur? İstanbul: Okat Yayınları, 1959.
[10] Öztuna, Yılmaz. Büyük Türkiye Tarihi. C. I. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 1983.
[11] Esin, Emel. İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslâma Giriş. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1978.
