No Result
View All Result

Türkiye İttifakı tezinin çıkmazları ve Türk Milletinin rolü

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
12 Ağustos 2026
in GÜNLÜK
0
Türkiye İttifakı tezinin çıkmazları ve Türk Milletinin rolü

“En Yeni CHP” ve “Türkiye İttifakı” söyleminin siyasi analiz eksikliği

Günümüzde “Türkiye İttifakı” tezini ileri süren yapıya “Yeni Parti” deniliyor ancak bunu aslında “Yeni CHP” olarak tanımlamak gerekir. Hatta bu son yapı, “En Yeni CHP”dir. İlk aşamada Baykal’ın CHP’si vardı; ardından gelen “Yeni CHP” ise Kılıçdaroğlu dönemi CHP’siydi. Şimdiki durum ise “En Yeni CHP” aşamasıdır.

En Yeni CHP’de, konuyu “Türkiye İttifakı” biçiminde isimlendirdiklerinde, DEM’in %5’lik oyunu alma noktasına kilitlenilmiştir. Bu durum, Türkiye’deki %95’lik Türk oyunu çantada keklik gören ve ağzına “Türk” sözünü dahi alamayan bir strateji ve taktiğe dönüşmüştür. Bu yaklaşım bilince çıkarıldığı zaman, bütünün içinin boşalacağını düşünememe noktasına gelinmektedir. Siyasi kavramların süreç içindeki gelişimini analiz edemeyen ve bu anlamda gençliğin dinamizmini önemli bulurken, bilinç anlamında tarihsel süreci analiz edemeyen bir gençlik anlayışı söz konusudur. Bütün geçmiş siyasi politikalara uzak kalan bu noktada söylemler oldukça toy kalmaktadır. Hikmet Kıvılcımlı’nın da belirttiği gibi; bir ideolojiye yapılacak en büyük yanlış, onu toyca savunmaktır. Çünkü bu toyca savunma, doğrudan karşı tarafı güçlendirecektir.

Bu anlamda En Yeni CHP, düştüğü ikilemde bir yandan DEM’den daha fazla DEM’ci bir politika içine girmiştir. Ancak DEM’in, CHP’li belediyelere ve İmamoğlu’na yönelik politikalarda çok da candan yanlarında yer almaması sonucunda AKP ve MHP’nin yanında konumlanması tablonun bir yüzüdür. Aslında artık milletvekillerinin bu Türkiye İttifakı içinde yer almadığı ortadadır. Onlar da “Kitle tabanından ne kurtarabilirsek kârdır” anlayışıyla hareket etmekte ve bu yüzden Selahattin Demirtaş’a sarılma politikası izlemektedir.

Eğer bunların bu şekilde dağınık bir analizi toparlanabilirse, buradan CHP’ye, yani En Yeni CHP’ye taktiksel ve stratejik bir aydınlanma yolu çıkabilir.

Büyük burjuvazi, şehir devletleri ve yeni bölgesel konsept

Daha önce yazılarımda da belirttiğim ancak sistematik olarak açıklamadığım bir olgu mevcuttur: “Demokratik Cumhuriyet” kavramı içinde Türkiye, Suriye, İran, Irak ve hatta daha detaylı bölgeler olarak Azerbaycan ile Ermenistan’ı da işin içine kattığımız zaman, Apo’nun bu söyleminin arkasındaki merkez ve düşünce ortaya çıkmaktadır. Bu düşünce; büyük burjuvazinin yer aldığı İstanbul, Mersin ve hatta ileride İskenderun gibi alanlarda Kürt burjuvazisinin de yer almasıdır. Yani konu, yalnızca Türkiye’deki Kürtleri değil; Suriye, Irak ve İran’daki Kürtleri de kapsayan bir süreçtir.

Ancak benim açıklamalarımdaki temel konsept, “şehir devletleri” kavramı çerçevesindedir. Bu hat; İsrail’in, Suudi Arabistan’ın, Irak’ın, Azerbaycan’ın ve Gürcistan’ın da içinde yer alacağı, İstanbul merkezli olarak soyutladığımız bir yapıdır. İstanbul, İzmir, Ege ve Akdeniz coğrafi alanlarının bir ekonomik merkez olarak tüm bu periferiyi (çevreyi) kendine çekme süreci ortadadır. Bu anlamda yürütülen “açılım” da bu büyük projenin küçük bir cüzü, yani bir parçasıdır.

O parçanın bütününü giderek büyüten unsur; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki askeri ittifaklardır. Bu durum, eksen çizgisini belirttiğim noktadır. Bu boyutuyla bakıldığında, Öcalan’ın vurguladığı noktada Kürt meselesi siyasi anlamda büyük şehirlerde Kürt burjuvazisinin yer alması biçiminde demokratikleşmenin ana yönü haline gelmiştir. Çünkü çağımız, şehir devletlerine doğru gitmektedir.

Boru hatları, coğrafi bütünlük ve Türkiye’nin bölgesel liderliği

Şehir devletleri dediğimiz ve tarih boyunca da varlığını sürdüren Batı Anadolu, İstanbul ve Akdeniz’deki bu merkezler; Hürmüz Boğazı’ndan İstanbul’a kadar uzanan ve Mısır’ı da dâhil eden bir coğrafi bütünlüğü sağlama noktasındadır. Amerika’nın bu bölgede yetersiz kalması, buna karşılık Türkiye’nin öne çıkmasına sebep olmaktadır. Türkiye’nin İsrail ile yaşadığı tartışmanın temelinde de bölge liderliğini taşıma iddiasıyla öne çıkan İsrail’in aslında bu güce ve kapasiteye sahip olamayacağı gerçeği yatmaktadır.

Tarihsel sürece bakıldığında, boru hatlarını yeni rotalar üzerinden Hayfa’ya ulaştırmak isteyen bir irade vardır. Bir diğeri ise “Şii Hilali” üzerinden Lazkiye’yi düşünüyordu. Fakat bu hatlar, en nihayetinde İskenderun ve Türkiye olarak öne çıkmaktadır.

Kaldı ki Türkiye’nin bu noktadaki diğer bir kazancı da Türkmenistan ve Rusya’daki boru hatlarının Karadeniz üzerinden Türkiye’ye doğru gelmesidir. Petrol boru hatlarının bağladığı yeni kuşaklar ortaya çıkmaktadır. Azerbaycan’dan, Bakü’den gelen, İskenderun’a ulaşan ve oradan Akdeniz ülkelerine dağılan boru hatları da bu yeni kuşakları şekillendirmektedir.

Şehir devletleri çağında “Türk Milleti” kimliğinin birleştirici gücü

Bu boyutuyla bakıldığında, ulus-devlet kavramı şehir devletine dönüşmüştür. Ancak bu şehir devletinin de belli bir millet kavramına dayanması gerekliliği vardır. Nasıl ki Moskova bütün Avrasya periferisinde bir merkez konumundaysa; İstanbul da bu Orta Doğu ve Akdeniz periferisinde merkez olma noktasındadır. Bu birleşme, ancak bir “Türk milleti” kavramının çatısı ve örtüsü altında gerçekleşebilecek bir durumdur.

Benzer şekilde Ruslar da bütün Tatarların, Kazakların, Kırgızların akrabasıdır; ancak bu bütünleştirme doğrudan bir “Rus kimliği” ile sağlanmaktadır. Bu bölgede de bütünleşme “Türk kimliği” ile sağlanmalıdır.

Nitekim Engels’in de belirttiği gibi bu kavram; Türk milletini “Avrupa Türkleri”, “Afrika Türkleri”, “Anadolu Türkleri” ve “Asya Türkleri” olarak konumlandıran bir yaklaşımdır. Bu boyutuyla İstanbul’da Atatürk’ün inşa ettiği Türk milleti, tarihsel Osmanlı dönemindeki Türk milletinin de nüvesini ve temelini teşkil etmektedir.

Çarlık döneminden beri Moskova nasıl Avrasya’da bir bütünlüğü ve merkezi temsil ediyorsa; ekonomik olarak Avrasya güçleri Moskova’da yer alırken aynı şekilde bu bölgede de Türkiye’nin kıyılarında, İskenderun’dan başlayıp İstanbul’a kadar gelen bölgelerde yer alma noktası önümüzdeki politikaların temelini oluşturmaktadır. Bu durum, dar anlamdaki ulus-devlet sınırlarının dışına çıkarak bu bölgeleri bir “Türk milleti” kimliği altında toparlamanın mümkün olduğunu göstermektedir.

Ekonomik determinizm, merkezileşme ve Kürt Sorunu tartışmaları

Ekonomik determinizm; 20. yüzyılın başlarında Wilson’ın ileri sürdüğü “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı”  ile küçük devletleri oluşturma döneminin tam tersi bir döneme dönüşmüştür. Artık çevre ve merkezkaç bölgelerin merkezde bütünleştiği bir döneme girilmiştir. İstanbul ve Moskova örnekleri bu olguyu açıkça tanımlamaktadır.

Nitekim Batı tarafından artık bütün Kazak, Özbek, Kırgız ve Sibiryalılar “Rus” olarak görülmektedir. Benzer şekilde Osmanlı döneminde de Suudi Arabistan, Mısır, Anadolu, Azerbaycan ve İran coğrafyasındakiler nasıl “Türk” olarak görülüyorduysa -ki Engels’in Türkler üzerine yazdığı yazıda “Avrupa Türkleri” kavramını kullandığı yer de burasıdır- bölge bir realite olarak “Türk” olarak görülmektedir. Bu anlamda şehir devleti ve ulus kavramına indirgenemeyecek genellikte bir “Türk milleti” kavramı ortaya çıkmıştır.

Izady ve Öcalan da yukarıda bahsettiğim gibi, periferinin ayrılmasından ziyade merkezileşmesi tezini savundular. 1970’li ve 80’li yıllardan sonra ortaya çıkan, temelde “Kürt Sorunu” söylemini ön plana çıkararak Kürtlerin ayrılma hakkı üzerinde duran PKK’nın eski tezi yerine; günümüzde “demokratikleşme” kavramını kullanan CHP, Yeni CHP, En Yeni CHP ve Yeni Parti gibi yapılar bunu arka planında sağlam bir taban oluşturmadan yapmaktadır.

Öcalan tezinde belli parçalar için “Demokratik Cumhuriyet”i savunurken, Kürt kimliğinin topluma entegre olması süreci, merkez şehirlerde Kürt burjuvazisinin taleplerinin karşılanması şekline dönüştü. Böylece “Kürt Sorunu” tanımı, muğlak ve ne olduğu belli olmayan bir kavrama dönüştürüldü. Bununla beraber bu yapılar, merkezkaç ve ayrılmaya yönelik bir politikaya yaklaştıklarının farkında bile değillerdir.

Oysa Apo’da da Izady’de de -benim de baştan beri tespit ettiğim gibi- Kürt sorunu “merkezde yoğunlaşma” olarak tanımlanmaktadır. Diğer siyasi aktörler ise hâlâ eski KSD veya Kemal Burkay – Özgürlük Yolu çizgisini “demokratikleşme” adına savunmaya devam etmektedirler.

 

Previous Post

Rusya’da Putinci “muhalefet”, burada Saray’ın “çerçeve” muhalefeti

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.