Suriye’nin kuzeyi ve Suriye temelinde benim baştan itibaren tarihsel bir süreç içinde ele aldığım Zengi Modeli’ni yeniden inceleyelim. Bu, Nureddin Zengi, İmadeddin Zengi ile onların büyükbabaları Aksungur Porsuki ile Türklerin egemen olduğu ve Kürtlerin de Türklerle beraber aynı yapının içinde bulunduğu bir modeldir. Fakat zamanla Türkmenlerin Araplaşmasıyla iktidarın kimliği Türkmen olmaktan çıktı. Sonra da Kürtlerin ABD ile işbirliği yaparak Türkmenlere karşı konumlanmasıyla süreç devam etti. Bugün de Kürt kimliği burada elimine ediliyor. Böylece Suriye, hak etmediği şekilde şiddetle Araplaşıyor.
Türkmenlerin yani Etrakın hakkını savunmak, Kürtlerin yani Ekradın hakkını savunmayı da getirmektedir. Suriye politikasında ikisi birden yer almalıdır. Bu da ancak Zengi kimliğinin Araplara karşı korunmasıyla olabilirdi. Fakat Kürtlerle Türkmenler arasında düşmanlık oluşturulması, ABD’nin Kürtlerin Türkmenlere saldırılarını desteklemesi Türkmenlerin Araplaşması sürecini hızlandırdı. Kürtler de Araplar eliyle Suriye’den kovuldu.
Suriye Arap Cumhuriyeti kavramının ısrarla kullanılması Kürt kimliğine karşı olmaktan çok özü Türkmen olan Suriye’nin bu kimliğine karşı bir tavırdır.
ABD’nin Suriye’den çekilmesi döneminde Kürtlerin ancak Zengi modeliyle Türkmenlerle bir arada olurlarsa kendilerini savunabileceklerini belirttim. Bugünse Türkmenler de Arap kimliği altına girip Suriye Arap Cumhuriyeti kavramı içinde, onların da dil ve kimlik hakları ortadan kalktı.
Türkiye-Suriye sınırında Amerikan işbirlikçisi Kürtlerin bulunmasına karşı çıkarak Türkiye, Suriye derinliğine girip yeni Kandillerin, Şii Hilali’nin, Cihatçı Kuşağın oluşmasına karşı çıkmalıdır diye yazmıştım. Aslında burada yine Suriye’nin Zengi Modeli çerçevesinde Türkmen ülkesi olduğunu ve bu Türkmenlerin Kürtlerle birlikte yer aldığını belirtmiştim. Amerikancı Kürt kuşağına karşı çıkıldığı gibi Amerikancı bir Arap kuşağına da karşı çıkılmalıdır. Bu noktada Suriye Arap Cumhuriyeti, Kürtlere kültürel haklar vereceğini söylerken Türkmenlerden bunu da esirgemektedir. Güneyimizde Türklüğü asimile eden bir Araplaşma, Amerikancı Kürtlüğün gelişimi kadar risklidir.
Türk Solu’nda daha önce de yazdığım gibi, güneydoğunun Şafiileştirilerek Kürtleştirilmesini anlatırken, Suriye’deki Türkmenlerin Araplaştırılmasını da anlattım. Bunların ikisi de Türk kimliğinin zorla değiştirilmesiydi.
Amerika’nın Basra’dan Akdeniz’e kadar planladığı Kürt Koridoru’na karşı Türkiye, Suriye derinliğine girmelidir tezini savundum. Şii Hilali, yeni çöl Kandilleri ve Selefi cihatçılığa karşı bir tedbir önerdim; Afrin’i almazsak Antakya’yı veririz de demiştim. ABD, bugün neden Şara’yı ön plana çıkardı? Bunun arkasında Arap-İsrail İttifakı vardı. Suudi Arabistan’ın daha önceden katıldığı bu ittifaka Suriye’yi de Araplaştırarak dahil etmeyi planlayan Trump, burada Kürt Koridorunu anlamsız buldu. Diğer taraftan Azerbaycan ve Türkiye’nin kuvvetli ittifakını İsrail’e bağlamanın yolu da Suriye idi. Şara’nın ve Arap milliyetçiliğinin öne çıkması böyle oldu. Arapların, Türkmenleri Zengilerden beri gelen Araplaştırmasının son adımı atıldı.
Tarihte Suriye ve Irak Selçukluları ile Anadolu Selçukluları arasındaki çatışma, Süleyman Şah Türbesi ile simgelenebilir. Bu çatışmanın sonucudur. Artuklular ve Zengiler, bundan sonra bölgede yer edindi. İlhanlı sonrasında egemen olanlar, Mısır Memlükleri olarak Kıpçıklar olmuştu. Salurlar Oğuzlardan gelirken, Bayır-Bucak Türkleri ise Kıpçak kökenlidir. Mercidabık Savaşı sonrasında Suriye Türkmenleri, Osmanlı’ya tavırları nedeniyle daha da hızlı bir şekilde Araplaşmıştı. Osmanlı da Yavuz’dan sonra İslamcılaştığı için buradaki Araplaşmayı tanımıştı. I. Dünya Savaşı sonrasında Suriye’de tarihsel kökenle ilgisi olmamasına rağmen Süryani, Suri adı altında bir kimlik yaratıldı. Fransızların bu çabasına karşılık bugün Araplaşma devam ediyor. Türkmenler de bugün Arap sayılmaktadır. Bayır-Bucak ve Halep Türkmenlerinin, Nureddin Zengi Tugaylarını oluşturanların kimliği yok sayılmaktadır. Onlar da Araplaşmaktadır. Türkiye’de, Malazgirt’teki Araplar ve Kürtler söylemi de bunu desteklemektedir. Trump da bu işi desteklemektedir. ÖSO ve SMO’nun Türkmen unsurları da Suriye ordusuna katılarak Araplaşmayı seçmektedir.
Bu Araplaşma, doğrudan Türklüğe karşı oluşturulmuş bir politikadır. Amerikancı Kürtçülük tasfiye edilirken Türkiye’nin inisiyatifinde gelişebilecek Türkleşme de ortadan kaldırılmaktadır. Araplık tavrı Kürtlere karşı olduğu kadar Türklere de karşıdır. Selçukludan da önce başlamış olan Türkleşme hedef alınmaktadır. Oğuz Kağan’ın da rotası olan ve İskitlere kadar giden, Mısır’a kadar uzanan Türkleşme rotası bugün tersine dönüyor. Kürtlerden çok burada Türklük kaybetmektedir.
Araplaşma, aslında sadece Arapların değil İsrail-Arap ülkeleri ittifakının politikasıdır. Türklerin ve onlara bağlı Kürtlerin kültürel olarak etkisizleştirilmesini hedefler. ABD de Kürt Koridoru politikasından bu zeminde çark etmiştir.
Tarihsel Zengi Modeli, Salur Türkmenlerinin bu bölgede egemen olduğu Kürtlerin de bunların yanında yer aldığı yapıdır. İmadiye Kürtleri adıyla Şerefhan tarafından anılanlar bu Kürtlerdir. Irak ve Musul’daki Türkmenler ve Suriye’deki Türkmen ve Kürtler, daima Arapların saldırısı altında kalmıştı. Kürtler de Türklerin parçası olarak var oldu. Günümüzde de Arap saldırılarına karşı Türkiye’nin egemenliğinin kurulması ancak bu ittifakla olabilir.
ABD, İngiltere ve Rusya’nın Kürt ayrılıkçılığı, tarihsel gerçekliği inkar etmek içini yaratılmış suni bir projedir. İstanbul, Ege kıyıları ve Adana gibi bölgeler Kürt nüfusunun göçle yerleştiği bölgelerdir. Gelişen süreçte metropollerde Kürt burjuvazisinin de Karadeniz ve İç Anadolu burjuvazileri gibi ekonomik iktidar, Gramsci’nin tanımladığı gibi iktidar bloku içinde yer almaları çabası gelişti. Artık hudutlar önemsizleşmekte ve merkezi şehir devletleri öne çıkmaktadır. Bu anlamda ulus devletler yerine merkezi İstanbul’un çimentoladığı, çevre bölgelerin gelişmesi üzerine bir yapı görülecektir.

