Vahdettin, Mustafa Kemal’i suçluyor
Mondros Mütarekesi imzalandığında padişah Vahdettin’di fakat Vahdettin, kendi atadığı hükümetler tarafından imzalanan ve kendisinin kabul ettiği bu antlaşmanın sorumluluğunu da üstlenmemiştir.
Mekke Beyannamesi’nde mütarekeyi imzalayan Rauf Bey’i suçlar.
Ama daha da ileri gider ve mütarekeyi imzalamak zorunda kalmanın sorumlusu olarak da Mustafa Kemal Paşa’yı gösterir:
“… İzmir işgali dolayısıyla beni itham etmeye cüret edenlerin bakış açısına göre, adı geçen işgallere dayanak olan Mondros Mütarekenamesi’ni imzalamaya fiilen katılan Rauf, Fethi ve askerî durumuyla devleti böyle acı bir mecburiyete düşürmekte gerçekten payı bulunan Mustafa Kemal gibi bugünkü yüce başkanların sorumlu ve suçlu olması gerekir. Çünkü gerek bu mütarekenin imzasında gerekse ondan sonraki bütün sorunlarda, Anayasa gereğince sorumluluktan muaf olan hükümdarlık makamı için sorumlu hükümetin arzularını tasdik etme lüzumu gibi itiraz edilemez bir sebep bulunduğu halde, ne kendi imzaladığı mütarekenin uygulanması demek olan felaketlere karşı daha sonra muhalefette ön ayak olmak küstahlığını gösteren Rauf Bey için, ne de devletin belli başlı mevcut güçlerinin çoğunluğunu esir vererek zilletle Toros eteklerine sığınması yüzünden mütareke akdini kaçınılmaz bir hale getiren Mustafa Kemal için kabul edilebilir hiçbir mazeret mevcut değildir. İşte Osmanlı tahtına çıkışımdan sonra ilk önemli siyasi adımı teşkil eden mütarekeye kadar cereyan eden olaylar karşısında benim vaziyetim budur.”
Birinci Dünya Harbi’nin son savaşı
Vurgulu kısımları bir kez daha dikkatlice okuyalım ve tarih dersine dönelim.
30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkesi imzalandığında Mustafa Kemal Paşa 7. Ordu Komutanı olarak Suriye’dedir.
Osmanlı’nın en son teslim olan cephesi Filistin-Suriye cephesidir ve komutanı da Mustafa Kemal Paşa’dır.
Peki Vahdettin’in iddia ettiği gibi ordusu ile birlikte zilletle Toroslar’a sığınan komutan mıdır O?
Elbette hayır!
19 Eylül 1918’de İngiliz-Arap Genel Taarruzu başlar ve gerçekten de Osmanlı ordusu bozguna uğrar. 4. Ordu ve 8. Ordu büyük kayıplar ve esirler verir. Bu orduların komutanları ise Cemal Paşa ve Cevat Paşa’dır.
İngiliz-Arap Genel Taarruzu’nu Halep’in kuzeyinde durduran ise Mustafa Kemal’in 7. Ordu’sudur.
Mustafa Kemal, Güney Cephesi’nde savaş kaybetmeyen tek komutan ünvanını alacak, elde kalan birlikleri koruyarak geri çekmeyi başaracaktır.
Dünya savaş tarihinde ve harp akademilerinde Mustafa Kemal Paşa’nın çekilme harekâtı hâlâ örnek bir ders olarak anlatılmaktadır.
Mondros Mütarekesi imzalanıyor
Aslında savaş alanındaki gerçeklikten çok daha fazlası vardır siyasette.
Mustafa Kemal Paşa Halep’te İngilizlerle savaşırken tarih 26 Ekim’dir.
Oysa Mondros’a gidecek Osmanlı heyeti 24 Ekim’de İstanbul’dan ayrılmıştır bile.
30 Ekim’de Mütareke imzalanır ve ertesi gün 31 Ekim’de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa tüm ordu komutanlıklarına teslim olun emrini geçer:
“31 Ekim 1918 günü öğleden sonra geçerli olmak üzere, İtilaf Devletleri’yle Mütareke imzaladık. Osmanlı Devleti’nin murahhasları durumu Bulgaristan, Suriye ve Irak’ta bulunan Ordu Komutanlarına tebliğ etmişlerdir. Mütareke şartlarına kesinlikle uyulması ve tebliğin alındığının bildirilmesi lazımdır. Teferruat ayrıca bildirilecektir.”
Ve sonrasında Mustafa Kemal Paşa ile Ahmet İzzet Paşa arasındaki meşhur telgraf münakaşası başlar.
Çünkü Mustafa Kemal Paşa hem Mondros’a itiraz etmektedir hem de silah bırakmaya!
İstiklâl Harbi yeni başlıyor
Adana’da Osmanlı’nın Yıldırım Ordular Komutanı Alman Mareşal Liman von Sanders Paşa’dır.
7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa’yı Adana’ya çağırır ve görevi ona devreder.
Mustafa Kemal Paşa artık Yıldırım Ordular’ın da komutanıdır.
Liman von Sanders görev teslimi sırasında Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesini şöyle aktarır:
“Bizim için her şey bitti artık dedim, Mustafa Kemal Paşa ise ‘Savaş Müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren savaş, İstiklâl Savaşımız yeni başlıyor.’ cevabını verdi.”
Mustafa Kemal’in bu tarihî sözünü aklımızda tutarak devam edelim.
İngiliz işgaline karşı ordu kurmak
Mondros Ateşkesi’nin önemli bir maddesi Toros Tünelleri’nin işgal edilmesidir.
Mustafa Kemal Paşa ise özellikle bu maddeye takılır, O’na göre bu tünellerin işgali, çok daha kapsamlı bir işgal planının parçası olmalıdır.
İngilizlerin ve Fransızların sadece Arap isyanı çıkartmadıklarını, Ermenileri ve Kürtleri de ayaklandırmaya hazırlandıklarını sezmiştir. Toros Tünelleri elden gidecek olursa Türk Ordusu’nun hem Güney ile hem de Doğu ile bağlantısı kesilecektir.
Yıldırım Ordular Komutanı olarak emrindeki 7. Ordu ve 2. Ordu’ya şu emri verir:
“Suriye hududu, Suriye vilayetinin kuzey hududu telakki edilmelidir. Bu hudut Lâzkiye kuzeyinden, Hanşenyun güneyinden geçerek doğuya uzanır. İskenderun, Antakya, Cebelseman, Kilis havalisinin, Türklerle meskûn olduğu ve Halep ahalisinin 3/4’ünün Arapça konuşur Türk olduğu, her vesileyle hatırda tutulmalı ve her davada bu husus ihdas edilmelidir.”
Bu emrin devamı çok daha kritiktir:
“(…) muhafız kıtaatı terhis edilmeyecek, en genç efrattan, mesela 1310-1316 (1895-1901) doğumlulardan, iyi zabitan kumandasında, iyi kıta’lar teşkiline çalışılmalı ve şimdiden vazifeleri hakkında vazıh talimatlar verilmelidir…”
Emir açıktır, Mustafa Kemal Paşa İngiliz işgaline karşı ordu kurmaktadır!
İngilizlere ateş açın!
3 Kasım günü bir Fransız torpidosu İskenderun limanına yanaşır ve şehre işgal müfrezesi çıkartacağını bildirir.
Mustafa Kemal izin vermez!
Durumdan panikleyen Ahmet İzzet Paşa, telgrafla Mustafa Kemal Paşa’ya teslim ol emri verir:
“(…) Şayet şehre ısrar ve cebren girmeye kalkarlarsa, üzerimize ateş etseler dahi, tarafımızdan katiyen ateş edilmeyerek şehre girmelerine müsaade edilecek ve derhal durum İngiliz Başkomutanlığı nezdinde protesto edilecektir…”
Fakat Mustafa Kemal Paşa emrindeki 7. Ordu’ya İngilizlere ateşle direnilmesi emrini verir:
“(…) İngilizlerin çeşitli bahanelerle İskenderun’a asker çıkararak, 7. Ordu kıta’larını zor duruma sokmak istediklerini anladığını, buna meydan vermemek üzere, 20. Kolordu’nun harekâtı son buluncaya kadar 3. Kolordu’nun, İngilizlerin İskenderun’a kuvvet çıkarmasına, gerekirse ateşle mani olunmasını ve 7. Ordu Karargâhının hemen Adana’ya intikal etmesini (…)”
Bu arada şunu da belirtelim ki, Mustafa Kemal Paşa İngiliz-Arap saldırısında bozguna uğrayan orduyu teslim almış, güvenli bölgeye çekmiş, derleyip toplayıp 20 bin kişilik bir ordu vücuda getirmiştir!
Yani aslında 19 Mayıs kararı daha 30 Ekim’de verilmiştir!
Ordusu lağvedilen Mustafa Kemal
Osmanlı sadrazamını ve elbette aslında padişahını dinlemeyen ve İngilizlere karşı savaş hazırlığı başlatan Mustafa Kemal Paşa’yı durdurmanın tek yolu kalmıştır artık: O’nu görevden almak.
7 Kasım günü Yıldırım Ordular Grubu ve 7. Ordu lağvedilir ve Mustafa Kemal’e İstanbul’a dön emri verilir.
İstiklâl Harbi’ne hazırlanan komutan, ordusuzdur artık.
“Geldikleri gibi giderler”
Harbiye Nezareti’nin emrini alan Mustafa Kemal Paşa, 10 Kasım 1918’de Adana’dan trene biner.
13 Kasım’da İstanbul’da Haydarpaşa’da iner.
Sonra bir motora biner.
İstanbul Boğazı’na o gün işgal donanması girmiştir.
Mustafa Kemal Paşa ünlü sözünü işte o zaman söyler:
“Geldikleri gibi giderler.”
Vahdettin’in hainliği
Tüm bu tarih dersinden çıkarttığımız sonuç şu olmalı: Vahdettin sadece basit bir hain değildir, Mustafa Kemal’in İstiklâl Harbi’ni 30 Ekim’de başlatmasını engellemiş, ülkeyi İngilizlerin işgaline uğratmıştır.
Tüm bunlara rağmen bir de dönüp Mustafa Kemal’i Toroslar’a çekilmekle suçlamaktadır.
Fakat Vahdettin’in bu iftirası başka bir tarihsel gerçeğe mercek tutmamıza yol açmalıdır.
İngilizlerle savaş kararı
İstanbul’a girdiğinde Mustafa Kemal’in “Geldikleri gibi giderler” sözünü söylemesi anlık bir tepki olmaktan öte bir hazırlığın ifadesidir.
Mustafa Kemal Paşa, Birinci Dünya Savaşı’nda önce Çanakkale’de İngilizlerle savaşmış ve onları yenmiştir. Yenmekten öte hem kendi askerî gücünü hem de İngilizlerin askerî gücünü görmüştür.
Sonra Doğu Cephesi’nde Ruslarla savaşmış ve orada da savaşı kazanmıştır ama zaten artık Rusya düşmüş, düşmanımız Ruslar gitmiş, olası dostumuz Sovyetler gelmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, son olarak yok olan Osmanlı ordusunu Filistin çöllerinden alıp kurtarmıştır, İngiliz ordusunu burada bir kez daha test etmiştir.
Burada ilginç olan, hayatı boyunca maceracılıktan hep uzak durmuş olan, Birinci Dünya Savaşı’na katılmamıza bu nedenlerle hep karşı çıkmış olan Mustafa Kemal Paşa’nın 30 Ekim 1918’de İngilizlerle savaşmayı göze alabilmesidir.
En önemlisi de bunu asker gözüyle yapmıştır.
Yani herkesin yıkım gördüğü teslimiyet anında bile O, şartların Türk milletinden yana olduğunu görmüştür.
Savaş planı
Yıldırım Ordular Komutanı olduktan sonraki düşüncelerini şöyle aktarmıştır:
“Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığını üzerime aldıktan sonra düşündüğüm esaslı noktalar şunlardı: Doğrudan doğruya elim altında bulunan kuvvetleri geçirdikleri bütün badirelere rağmen, işe yarar gerçek kuvvet haline getirmek, tensik etmek, teşkil etmek, takviye etmek. Hicaz Kuvvei Seferiyesi’ni, Maan kuvvetlerini hiç de hesaba katmayı düşünmedim. Onların aslında tutsak olmaya mahkûm olduklarını iki yıl önce Cemal ve Enver Paşalara anlatmıştım. Musul yöresinde bulunan 6. Ordu’yu, faydalanılacak bir durumda görmek isterdim. Bu maksatla, bu ordunun komutanıyla (Ali İhsan Paşa) doğrudan doğruya muhabereye giriştim. İstanbul ve Çanakkale yöresinde bulunan kuvvetlere umut bağlamıyordum. Doğuda Azerbaycan ve İran’da bulunan ordularla hiçbir ilişkim ve temasım yoktu. Onlar için henüz bir şey düşünecek halde değildim. Aden kapısını zorlayan Sait Paşa tümeninin mevcudiyetini bile hatırlamıyorum.”
Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Paşa kendi cephesini değil tüm yurdu göz önünde bulundurarak bir plan yapmaktadır.
Son sözleri ise aslında Kurtuluş Savaşımızın başlangıcının ilanıdır:
“Fakat her şeyden önce elimin altında bulunan 7. ve 2. Orduların istediğim biçimde takviyesi halinde, bütün felaketlere rağmen, Türk sesinin işittirilebileceği kanısındaydım. Bu yolda işe başladım, bana yardım eden ordu, kolordu komutanları ve kurmay arkadaşlarım benim bu düşünce ve görüşlerimi anlamış ve bana her ihtimale karşı yardım etmeye söz vermiş kişilerdi.”
Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözleri üzerinde dikkatle ve derinlemesine düşünmek zorundayız.
Bahsettiği ordu komutanları, kolordu komutanları, kurmay subaylar aslında Kurtuluş Savaşı’nın kadrosudur.
Ve aynı zamanda 19 Mayıs Bandırma yolcuları.
Savaş kadrosu
Filistin Cephesi’ndeki 7. Ordu’nun komutanı Mustafa Kemal Paşa’dır ama bu görevi Fevzi Paşa’dan devralmıştır. 7. Ordu’ya bağlı 3. Kolordu’nun kumandanı ise İsmet Paşa’dır.
Yani Kurtuluş Savaşımızın kurmay beyni olan üçlü 7. Ordu bünyesinde birlikteydiler.
Komutanlar:
Millî Mücadele’nin ilk liderlerinden, Mustafa Kemal Paşa’nın çocukluk arkadaşı (Tuğgeneral) Ali Fuat Paşa ise 20. Kolordu Komutanıydı.
19 Mayıs’ta Erkân-ı Harbiye Umumi Reisi olan (Tuğgeneral) Cevat Çobanlı Paşa 8. Ordu Komutanıydı.
4. Ordu’nun Komutanı (Tuğgeneral) Cemal Mersinli Paşa, Konya’da 2. Ordu Komutanıydı, daha sonra Harbiye Nazırı oldu, Amasya Görüşmeleri ile millî güçlere destek verdi.
Yıldırım Orduları’nın Kurmay Başkanı (Tuğgeneral) Kâzım İnanç Paşa, 1920 Nisan’ına kadar Genelkurmay İkinci Başkanlığı yapıp sonra Ankara’ya geçti. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a 9. Ordu’ya görevlendirmesini yapan da o olmuştur!
Albaylar:
İstanbul’u işgalcilerden teslim alan (Albay) Refet Bele, 22. Kolordu’nun Komutanıydı.
Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordu’da Kurmay Başkanı (Albay) Sedat Doğruer, Millî Mücadele başlarken Harbiye’de Okul Müdürü, 1920’de Genel Kurmay İkinci Başkanı idi. 1921’de ise Ankara’ya geçti.
16. Tümen Komutanı (Albay) Rüştü Sakarya, 1921 yılında An-kara’ya geçti.
17. Tümen Komutanı (Albay) Sami Sabit Karaman, 1921 yılında Ankara’ya geçti.
Hicaz Seferî Kuvvet Komutanı (Tümgeneral) Fahrettin Türkkan, Medine’de esir düştü, sonra Malta’ya sürüldü, esir takası ile Ankara’ya gelip Antep’te Fransızlara karşı savaşa gitti.
58. Tümen Komutanı (Albay) Ali Necip, İstanbul’da Piyade Şubesi Müdürlüğü yaptı ve 1921’de Ankara’ya geçti.
59. Kolordu Komutanı (Albay) Ali Fuat Erden, 1921 yılında Ankara’ya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katıldı.
Yarbaylar:
Büyük Taarruz’un hazırlıklarını yapan (Yarbay) Asım Gündüz 48. Tümen Komutanıydı.
53. Tümen Komutanı (Yarbay) Reşat Çiğiltepe İngilizlere esir düşmüş, esaretten kurtularak Ankara’ya geçmiş ve Büyük Taarruz’da Çiğiltepe’yi vaktinde ele geçiremediği için beylik tabancasıyla intihar etmiştir.
54. Tümen Komutanı (Yarbay) Mehmet Hayri Tarhan, Kurtuluş Savaşı’nda 9. Tümen Komutanlığını yapmıştır.
56. Tümen Komutanı (Yarbay) Mümtaz, Kurtuluş Savaşı’nda 57. Tümen Komutanlığı yaptı.
57. Tümen Komutanı (Yarbay) Hüsnü Erkilet, önce Genel Kurmay 3. Şube Müdürlüğü yaptı, İsviçre’ye ateşemiliter olarak gitti ve oradan da 1921’de Ankara’ya geçti.
58. Kuvve-i Mürettebe Komutanı (Yarbay) Atıf Ateşdağlı, İngilizlere esir oldu, Çanakkale’den kaçtı, Kurtuluş Savaşı’na katıldı.
59. Süvari Tümen Komutanı (Yarbay) Mahmut Nedim Hendek, Hendek ayaklanmasını bastırırken şehit düştü.
Binbaşılar:
Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordu’da Harekât Şube Müdürü (Binbaşı) Rüştü Akın, Batı Trakya Kuvayı Milliye’sinin komutanıydı.
20. Kolordu Kurmay Başkanı (Binbaşı) Ali Galip Türker, esir düşmüş, 1920’de esaretten dönüp Ankara’ya geçmiştir.
21. Kolordu Kurmay Başkanı (Binbaşı) Naci Tınaz, Genelkurmay İkinci Şube Müdür Yardımcılığı’nın ardından Ankara’ya geçmiştir.
21. Tümen Kurmay Başkanı (Binbaşı) Mehmet Arif, yani Ayıcı Arif, Bandırma’da Mustafa Kemal’in Kurmay Başkanıydı.
Yüzbaşılar:
8. Ordu Karargâh Subayı (Yüzbaşı) Baki Kandemir, Kurtuluş Savaşı’nda süvari birliklerinde hizmet etti.
22. Kolordu Kurmay (Yüzbaşı) M. Mazlum İskora, Kurtuluş Savaşı’nda 22. Kolordu’da yer aldı.
Emir subayı:
Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordu’da Kurmay Emir Subayı (Üsteğmen) İsmail Hakkı Tunaboylu, önce Harbiye’de görev yapmış, 1921’de de Ankara’ya geçmiştir.
…
Yukarıda verilen liste, 19 Eylül 1918 ile 25 Ekim 1918 tarihleri arasında Filistin Cephesi’ndeki görevlendirmeleri içermektedir.
Mütareke yapılanması
Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte Mustafa Kemal Paşa Yıldırım Ordular Komutanlığı’nı devraldığı zaman kendi askerî kadrosunu yeniden kurmuştu.
Eski ordudan geri kalanlarla oluşturulan ve İngilizlere karşı savaş için kurgulanan bu kadro da son derece önemlidir.
Yıldırım Orduları ve 7. Ordu kurmay heyetinde (Albay) Sedat Doğruer, (Yarbay) Mehmet Hayri Tarhan, (Üsteğmen) İsmail Hakkı Tunaboylu yine yer almaktadır. Kadroya (Onbaşı) Ömer Halis Bıyıktay eklenmiştir. O da Kurtuluş Savaşı’nın kadrosundandır.
İsmet Paşa 3. Kolordu Komutanı, Ali Fuat Paşa ise 20. Kolordu Komutanı’dır.
3. Tümen Komutanı (Yarbay) Osman Nuri Koptagel, Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye’deki öğretmenlerindendir ve Kurtuluş Savaşı’nda da görev yapacaktır.
Adana’da 2. Ordu Komutanı (Tuğgeneral) Nihat Anılmış Paşa’dır. Kendisi daha sonra Kurtuluş Savaşı’nda El-Cezire cephesinde görev yapacaktır.
Ceyhan’da 3. Kolordu Komutanı (Tuğgeneral) Ali İhsan Sedes’tir. Ona bağlı olarak Osmaniye’deki 44. Tümen Komutanı (Yarbay) Mustafa Muğlalı, İskenderun’daki 41. Tümen Komutanı (Yarbay) Hüseyin Hüsnü Alpdoğan’dır.
Bu isimlerin hepsi Kurtuluş Savaşı’nın önemli isimleri olacaktır.
Adana’daki 12. Kolordu Komutanı ise Kurtuluş Savaşı’nın Süvari Komutanı (Albay) Fahrettin Altay olmuştur.
Bu, Mustafa Kemal’in kafasındaki 30 Ekim’de başlatılacak savaşın kadrosudur ancak Vahdettin tarafından ordu lağvedilince bu isimler İstanbul’a dönmek zorunda kalmışlardır.
Fakat 19 Mayıs’tan sonra Kurtuluş Savaşı için yine Mustafa Kemal’in yanına geçeceklerdir.
Bandırma’daki silah arkadaşları
Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişi olduktan sonra kendi kurmay heyetini de kendisi belirlemiştir, bunlar Bandırma yolcularıdır.
Bu kadronun da büyük bölümü Yıldırım Ordular’dan kurmayları ve erleridir Paşa’nın.
Erkân-ı Harbiye Reisi (Albay) Kâzım Dirik, Suriye’de 4. Ordu Menzil Müfettişliği yapmış, Yıldırım Ordular 7. Tümen Komutanı olarak Şeria muharebelerinde görev yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa bu muharebelerde vazifeli olmasa da İsmet ve Fevzi Paşalar ile birlikte savaşmıştır.
Sıhhiye Müfettişi Tabip (Albay) İbrahim Tali Öngören, önce Çanakkale’de, sonra Diyarbakır’da görev yapmış, son olarak da Yıldırım Ordular Grubu’nda Sıhhiye Müfettişliği görevini üstlenmişti. Mütareke ile birlikte İstanbul’a dönmüştür.
(Albay) Ayıcı Arif, Yıldırım Ordularında 11. Tümen Kurmay Başkanıydı, Bandırma’da Mustafa Kemal Paşa’nın 2. Kurmay Başkanı oldu.
Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri (Yüzbaşı) Cevat Abbas Gürer, aynı zamanda Yıldırım Ordular Grubu’nda da Paşa’nın yaveriydi.
(Yüzbaşı) Ali Mümtaz Tünay, 1917 Şubat’ından Mütareke’ye kadar Umumi Karargâh 6. Şube’de görevliydi. Bu görev dolayısıyla Halep’te teftişte bulunmuştu.
(Yüzbaşı) Mustafa Vasfi Süsoy, Mustafa Kemal Paşa’nın karargâh subaylığını yapmıştır, 31 Mart’ı bastıran Hareket Ordusu’nda da Paşa’nın yanında yer almıştır. Bandırma vapuruna binerken yanına eşi Aliye Hanım ile kızı Nefise ve oğulları Mithat ve Salih’i de almıştır.
(Yüzbaşı) Ali Şevket Öndersev de Mustafa Kemal Paşa’nın karargâh subaylığında bulunup Bandırma kadrosuna seçilenlerdendir.
(Yüzbaşı) İsmail Hakkı Ede, ilk olarak Anafartalar’da Mustafa Kemal Paşa’nın maiyetinde bulunmuş daha sonra Halep’te 8. Ordu’nun Harekât Şube Müdürlüğünü yapmıştı.
Tabip (Yüzbaşı) Behçet Adil Feyzioğlu, Halep’te Hıfzıssıha stajı için bir yıl bulunmuştur. Anafartalar’da da Mustafa Kemal’in yanında bulunmuştur.
(Asteğmen) Muzaffer Kılıç 7. Ordu Müfettişliği Yaverliğini yapmış, Mütareke’den sonra Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul’a dönmüştür.
Üsteğmen Arif Hikmet Gerçekçi, Şam’da Atatürk’ün harp karargâhında görevliydi. Tifüse yakalandığı için İstanbul’a tedaviye dönmüştü. Kuleli’de görevli iken Bandırma ekibine seçilmiştir.
Kurtuluş Savaşı’nın çekirdek kadrosu
Bizzat Mustafa Kemal tarafından yapılan görevlendirmeler bir nevi Kurtuluş Savaşı’nın çekirdek kadrosu sayılabilir.
Bunca isim kimi okurda bir kafa karışıklığı yaratabilir.
İsimlere, rütbelere, mevkilere boğulmadan şunu görmek ise çok daha doğru olacaktır:
Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs kararını Yıldırım Ordular Komutanı iken burada vermiş ve kurmay kadrosunu da belirlemişti.
Eğer Vahdettin hainlik edip Mustafa Kemal’i görevden alıp kurulan bu orduları lağvetmemiş olsaydı İngilizlerle savaş o gün başlamış olacaktı.
Bu bakımdan Vahdettin, İngilizlere 30 Ekim’den 19 Mayıs’a kadar geçecek olan 6 aylık bir zaman kazandırmış, Mustafa Kemal’e ise 6 ay kaybettirmiştir.
İşin daha kötüsü ise bu cephede toparlanmış ve tecrübeli 20 bin askerin önemli bir bölümünün terhis edilmesidir.
Yani Vahdettin’in hainliğinin ölçüsü sanıldığından fazladır, 19 Mayıs’tan önce başlamıştır.
Antep, Maraş, Urfa
Peki 19 Mayıs’tan önce Mustafa Kemal Paşa’nın dediği olsa ve İngilizlere karşı savaş başlatılsa ne olurdu?
Bunu en iyi Antep, Maraş ve Urfa cevaplayabilir.
Çekilen Ermeni mezaliminin tek nedeni Toros Tünellerinin düşmana teslimidir, İskenderun’a asker çıkartılmasıdır.
Mustafa Kemal’in dediği direniş olsa, bu yaşananlar yaşanmayacaktı muhtemelen.
Ve yukarıda alıntıladığımız şu satırları bir kez daha inceleyelim:
“Suriye hududu, Suriye vilayetinin kuzey hududu telakki edilmelidir. Bu hudut Lâzkiye kuzeyinden, Hanşenyun güneyinden geçerek doğuya uzanır. İskenderun, Antakya, Cebelseman, Kilis havalisinin, Türklerle meskûn olduğu ve Halep ahalisinin 3/4’ünün Arapça konuşur Türk olduğu, her vesileyle hatırda tutulmalı ve her davada bu husus ihdas edilmelidir.”
Mustafa Kemal Paşa, “Hatay benim şahsi meselem” derken işte tam da bunu kastetmiştir. Eğer Yıldırım Ordular dağıtılmamış olsa Hatay anavatandan hiç ayrılmayacaktı.
Ve dahası da var; Suriye’nin kuzeyi bugün PKK tarafından işgal edilmiş durumda, Halep ve kuzeyinin aslında Türk olduğu daha o gün Mustafa Kemal tarafından tespit edilmişti. Bugün terörden kurtarmak için mücadele ettiğimiz tüm bu bölgeleri İngilizlere teslim eden de işte Vahdettin’dir.
İstanbul’da yeniden kuruluş
Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a geçtiği zaman önemli bir avantajını kaybetmişti aslında. Yıldırım Ordular Kumandanı olarak zaten Anadolu’daydı, emrinde hazır askerî kuvvet ve cephane vardı.
İstanbul’a geçtikten sonra ise hem kendisini Anadolu’ya çıkartacak bir görev bulması gerekiyordu, hem de yeni baştan bir ordu kurması.
Filistin Cephesi’nde emrinde bulunan kadronun önce İstanbul’da, sonra Ankara’da ve cephede Mustafa Kemal’in emrinde çalıştığını biliyoruz. 1921 yılından itibaren tüm subay kadrosunun Ankara’ya geçirildiğini ve savaşa katıldığını da.
Elbette bunlar büyük bir hazırlığın neticesiydi.
Ama işte o hazırlığı yapan bir devlet aklı değildi, Mustafa Kemal’di.
Mustafa Kemal’in silah arkadaşları Fevzi Paşa ve İsmet Paşa İstanbul’da Harbiye’de gereken desteği sağladılar, Mustafa Kemal Anadolu’da Millî Ordu’yu kurdu, sonra Harbiye İstanbul’daki subayları Ankara’ya yolladı.
Ve Mustafa Kemal Paşa, ordusuyla, kurmaylarıyla birlikte Başkomutan olarak zafere yürüdü.
Mustafa Kemal mucizesi
Bu hikâyede yine de inanılmaz bir şeyler var.
30 Ekim 1918’de aslında Osmanlı yenilmiş.
Osmanlı ordusu büyük bir bozguna uğramış. Binlerce asker esir alınmış.
Fakat bir komutan gelmiş yıldırım gibi.
Yıldırım Orduları’nın başına geçmiş ve o bitmiş orduyu ayağa kaldırmış.
Tüm komutanlarına, kurmaylarına, askerlerine öyle bir inanç vermiş ki, esir düşenler esaretten kaçıp gelmiş Ankara’ya.
İstanbul’da görev yapanlar gizlice görevlerini yapıp emir gelince gitmişler Ankara’ya.
Kimileri daha Anafartalar’dan itibaren onun yanında yer almış.
Kimileri Trablusgarp’tan beri.
Hatta kimileri 31 Mart’ı bastıran Hareket Ordusu’nda bile yanındaymış.
Bir lider, 1908’den 1918’e kadar 10 yıl boyunca her cephede savaşmış, hiç kaybetmemiş ve en rütbesizinden en rütbelisine kadar tüm ordu üzerinde öyle bir manevi etki yaratmış ki…
Yeni bir savaş kararını aldığında herkes emrine girmiş.
Kimse korkmamış.
Kimse yılmamış.
En önemlisi kimse O’nu bırakmamış.
Sonuna kadar, İzmir’e kadar O’nun yanında olmuş.
19 Mayıs’ın en büyük sırrı da mucizesi de aslında tam olarak budur.
Ve dahası, 100 yıl sonra bugün bile insanların zor günlerinde akıllarına tek bir slogan gelmektedir:
Mustafa Kemal’in askeriyim!
O, günü gelir Hareket Ordusu kurar, günü gelir yetkilerini aşar ve bir Anafartalar Destanı yaratır, günü gelir Filistin çöllerinde yok edilen bir orduyu kurtarır.
Günü gelir ordusu lağvedilir, günü gelir rütbeleri sökülür, günü gelir idama mahkûm edilir.
Ama askerleri O’nu hiçbir koşulda terk etmez.
Bunun adı Mustafa Kemal mucizesidir…
Kurtuluş Savaşı’nın arkasındaki tek akıl da O’nun aklıdır!3
(Bu yazı, Gökçe Fırat’ın 19 Mayıs kitabından alınmış bir bölümdür)

