No Result
View All Result

Mustafa Kemal’in askerlerine neden düşmanlar?

Necati GÜLTEPE by Necati GÜLTEPE
17 Eylül 2024
in HAFTALIK
0
Mustafa Kemal’in askerlerine neden düşmanlar?

30 Ağustos Harp Akademileri’nin mezuniyet törenlerinde yeni mezun teğmenlerin, ki bunların yaş ortalamaları 20’dir, attıkları“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı ile Deniz, Kara ve Hava Harp Okulları’nı kadın teğmenlerin birincilikle bitirmeleri, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı kesimleri rahatsız etti.

İktidardakilerin ve onların yandaşlarının rahatsızlığının sebebi çok boyutlu ve derindir. Aslında bu sıkıntıların asıl sebebi; “tarihi ve ezeli Türk düşmanlığı”dır.

Cumhuriyet döneminde bu düşmanlık Türk gençliği üzerinden sürdürüldü. Çünkü bir milletin yaşam damarı gençleridir. Bu evrensel bir bilgidir.

O damar devre dışı bırakılırsa söz konusu millet ölür…

Ama şayet gençlik damarı canlandırılır korunursa mensup olduğu toplum dirilir, yaşamaya başlar….

Bu söylediklerimin tarihi kanıtları çok açıktır.

İnsanlık tarihi, daha da ayrıntı verecek olursak, milletlerin tarihi, genç idealistlerin, aktivistlerin, çöken, yıkılan, toplum ve devletlerini ayağa kaldırıp diriltmelerinin tarihidir.

Bu dirilişi başaran yüzlerce örnekten bir kaç tanesini sıralayalım (isimlerin yanlarında parantez içindeki rakamlar bu insanların sorumluluk aldıkları yaşlarıdır):

Cengiz Han (12), Spartacus(20), Atilla (18), Şeyh Şamil (17), Oğuz Han (12), Mustafa Kemal (31), Jan Dark (13), Turhan Sultan (24), Tomris Hatun (19) yaşlarında başlamış ve başarmışlardır.

Ama asıl söylemek istediğimiz bütün bu insanlar ortaya atıldıklarında, ideallerinin peşinde koştuklarında, ülkelerini kurtardıklarında yaş ortalamaları, tıpkı kılıç çatan teğmenlerde olduğu gibi, 20’dir.

Ülkemizde bu günden geçmişe baktığımızda, giderek hızlanan ve her şeyi kurutan samyeli rüzgârlarının önünde gençlerimizin savrulduğunu iç burkuntusu ile izlemekteyiz.

Günümüzde ise bu savruluş fırtınaya dönmüştür.

Sınıf farklarının büyüyerek uçurumlara ulaştığı, bütün değerlerin silinip belirsizleştiği ve insanların vasıfsızlaştırılarak anlamsızlaştığı bir ülkede yaşıyoruz.

Gençlerimizin büyük bir kesimi, ki bu sayı olarak milyonlara varıyor, “yaşamın giderek anlamını yitirdiğini, gelecekle ilgili hayallerinin olmadığını” ifade etmeye çalışıyorlar.

Gelecek düşüncesi, tasarısı olmayan insanın geçmişi yani tarihi de olmaz ve böyle bir hayat kaostur. Açıkçası bir milletin tanımında tarihi yoksa özü de yoktur.

Çünkü tarih özdür.

Diğer yandan an olarak muktedirlerin bellettiği tarih, sömürgecilerin dayattığı tarihtir. Böylesine iğreti bir tarihi kabul eden milletler, kendilerini tanımlayanların maskarası olur, şamar oğlanı haline gelirler.

Hırslı ve kinli biri gelip, ilkel tabanı ile milletin tepesine oturup, yıllarca koyun güder gibi güder o halkı…

Gerçekçi bir gelecek tanımı ancak gerçek bir geçmişe (tarihe) sahip olmakla mümkündür

Bugün gençlere dayatılan geçmiş öyküsü, ‘tarih ve medeniyet perspektifi’, tamamen yapaydır.

Bu alan içinde üretilen düşünceler, resimler ve hatta hisler bile sahtedir.

Bir milletin “aidiyet”i o milletin yaşadığı maddi coğrafyada bulunmak değildir.

Anlamdaş olamayan gençlik ya da toplumlar; vatandaş, yurttaş, hatta dildaş olsalar bile birlik olamazlar, sadece çıkardaş olabilirler.

İşin gerçek olanı ise bir genç kendini geçmişten hareketle, şimdinin imkânları içerisinde gelecek için hazırlar.

Yaş ortalaması 20 olan bu genç teğmenlerin canhıraş bir şekilde  “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek kılıç çatmaları; topyekûn Türk gençliğinin iktidar tarafından kendisine dayatılan Ortadoğu’nun yapay sömürge tarihini reddedip gerçek tarihle, Türk tarihi ile irtibat kurma iç güdüsüdür.

Türk gençliği bu irtibatı ancak gerçek bir Türk, Atatürk üzerinden kurabileceğini şuuraltı olarak biliyor.

Bu noktada asıl olan şudur; Gerçek bir gelecek için gerçek bir geçmiş düşlemek, olmaz ise olmaz bir şarttır.

Bugün bu anda ve gelecekte bu gençlerin yaşayabilmesi için tek ihtiyaçları; Türk’ün nüveleşmiş siması Atatürk’ü bilmek ve düşünebilme yetisidir.

Tarihi tecrübe gösteriyor ki, gençlerin yaşamda ve bilimde kökleşmeleri ancak geçmişle (tarihleri) sağlıklı bağ kurmaları ile mümkündür.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine önerdiği tarih, sadece İstiklal Savaşı değildir.

İstiklal Savaşı zaten tarih bile değildir, güncel olarak yaşanmış kanlı canlı “haber”dir.

Esas teklif edilen tarih, iktidar ve hempalarınca şiddetle reddedilen Türk tarihi, çok farklıdır.

Biz Türkler, yani atalarımız, Avrasya kıtasında 15 milyon km2 coğrafyaya ve o coğrafyada bulunan devletlere 2500 yıl (MÖ. 1000-MS. 1500) hükmettiler.

O sebepten gençler kadim toprakların insanları olmaktan gelen bir şuuraltı hafızasına sahiptir. Bu sahiplik gençlerin kültürel ve bilişsel hafızalarının kapılarını açacaktır.

Böylece “maya” harekete geçecek, her birey; Alp Er Tunga, Alp Kız, Bacıyan-ı Rum, Hacı Bektaş Veli, Köroğlu, Karacaoğlan, Pir-Sultan olduklarını hatırlayacaktır…

Burada özetin özetini verdiğim bu tarih gerçektir ve dünya milletleri içinde benzersiz ve muazzam bir tarihtir.

Bu muhteşem geçmiş, günümüz Türk insanına ağır geldi; guruplar halinde kültür olarak, algı olarak sağa sola savruldular.

Kimi ideolojilerin peşine takıldı, kimileri de harici operasyonlara alet oldular ve tasfiye edildiler.

İlkin askeri kesimden tasfiyeye başlandı.

***

Türk gençliğinin kıyımını biz en somut olarak 1960 ve 1970’li yıllarda Türk Harp Okullarında yaşanan toplu tasfiyelerde görürüz.

Bu yıllarda Türkiye, askeri darbeler ve siyasi istikrarsızlıklarla sarsılmıştı.

Darbe sonrasında Harp Okullarındaki güdümlü, darbeci subayların gelecekte muhtemel muhalif subayların yetişmesini engellemek ve orduyu daha fazla kontrol altında tutmak için yaptığı hamlelerden biriydi.

Bütün bunlar artık erbabınca bilindiği üzere bir NATO organizasyonuydu.

Bu dönemde ordu içindeki tasfiyeler, ideolojik ayrışmalar;  üniversitelerde ideolojik şiddeti ve politik çatışmaları körükledi.

Türk gençliği tasfiye ediliyordu…

Bu süreç, Harp Okullarındaki eğitimi ve öğrenci yapısını doğrudan etkilemişti. Bu tasfiyeler, sadece bireyler üzerinde değil, TSK’nın gelecekteki komuta kademesi üzerinde de etkili oldu.

Harp Okullarından ihraç edilen öğrenciler, askeri kariyerlerine devam edemezken, bu tasfiyeler ordunun uzun vadeli yapılanmasını ve ideolojik yapısını şekillendirdi.

Bu tasfiyeler, TSK içinde askeri eğitimde ve Türkiye’nin gelecekteki siyasi dinamiklerinde derin etkiler bıraktı.

12 Mart 1971’de, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hükümete verilen bir muhtıra, Türkiye’deki siyasal krizleri daha da derinleştirdi. Bu muhtıra doğrudan bir darbe olmasa da hükümeti istifaya zorladı ve ülke bir ara rejim dönemine girdi.

1971 muhtırası sonrasında Harp Okullarında ideolojik ayrışma daha da belirginleşti.

Solcu ve Sağcı öğrenciler arasında ciddi çatışmalar ve gerilimler yaşandı. Bu ideolojik farklılıklar, askeriyeye de yansıdı.

Harp Okullarında Sol eğilimli öğrenciler ve subaylar “komünist” olmakla suçlanarak hedef alındı. Aynı şekilde, Türkçü, milliyetçi guruplar da faşizmle ilişkilendirilerek tasfiye edildiler.

1971 sonrası dönemde, askeri eğitim kurumlarında sözde Sol ve Sağ çatışmaları bahane edilerek büyük çapta tasfiyeler her yıl devam etti. Yine bu dönemde gizli bir el, Sağ-Sol çatışmalarını teşvik ve hatta finanse etmiş, neticeten her gün onlarca genç hayatını kaybetmiştir.

Türkiye’deki en baskıcı dönemlerden biri olan 12 Eylül darbesi, gençler üzerinde yoğun bir baskı politikası uygulamıştır.

Bu dönemde askeri rejim, gençlik hareketlerini büyük bir tehdit olarak görmüş ve çeşitli baskı yöntemleriyle üniversitelerden sokaklara kadar gençlerin özgür düşünce alanları daraltılmıştır.

Üniversitelerde gençlik kampları kurulmuş, gözaltılar ve tutuklamalar yaygınlaşmış, gençlerin sosyal ve politik faaliyetlerine ciddi kısıtlamalar getirilmişti.

15 Temmuz 2016’daki bir tuhaf darbe girişimi(!) sonrasında Türkiye, devlet kurumları ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri içinde FETÖ mensuplarını temizlemek amacıyla büyük çaplı bir operasyon başlattı.

Bu süreçte Harp Okullarındaki öğrenciler de tasfiyeye uğradı.

Harp Okulları, askeri liseler ve polis okulları 15 Temmuz tiyatrosundan sonra kapatıldı. Harp Okullarının yerine 2015 yılından sonra Milli Savunma Üniversitesi kurularak başına da SADAT ve Menzilciler getirildi.

SADAT tarafından tüm sülalesi incelenerek okullara alınan öğrencilerin (iktidara göre) asla Kemalist olma ihtimali yoktu.

Yani o tarihten sonra orduya ve polis okullarına alınan öğrencilerin tamamı bunların kontrolünden geçirilip kayıtları yapılmıştı. Bu yüzden ‘iktidar ve ortaklarına göre’ bu okullardan mezun olan öğrencinin Mustafa Kemal’in askeri olma ihtimali yoktu!

***

Ama netice öyle olmamıştı çünkü bütün baskılara, organizasyonlara ve her türlü Türk karşıtı şeytani tedbirlere rağmen “maya” harekete geçmiş, kökler uyarılmıştı!

Mustafa Kemal Atatürk üzerinden şuuraltı irtibata geçmiş ve her biri Alp Kız, Turhan Sultan, Tomris Hatun, Bacıyan-ı Rum, Oğuz Han, Cengiz Han, Şeyh Şamil, Mustafa Kemal olarak kılıç çatmışlardır…

Peki; bu insanlar (iktidar ve çevresindekiler), Türk’ün yurdunda neden ‘Türk’e Düşmanlar?

Yukarda bunun ipucunu vermiştim: 2500 yıl Avrasya’ya yani Batı’ya, Doğu’ya ve Ortadoğu’ya hükmeden efendilerine, yani Türk’e düşman bunlar.

***

Şimdi bu düşmanlığın analitiğini biraz tanıyalım:

Yukarıda ifade ettiğim 2500 yıllık eski dünya hakimiyetinden sonra bir kısım Türk halkı olarak yürüdük geldik, Anadolu yaylasında karar kıldık.

Türk milletinin son temsilcisi ve umudu olarak, varlığımızın ve mekanımızın en uç noktası sayılan Anadolu coğrafyasında tutunmaya ve direnmeye çalışıyoruz.

Varlığımızın tehlike içerisine düşürüldüğü bu dönemde, daha berrak ve isabetli düşünmeyi sağlamak amacıyla bazı tespitleri yapmak mecburiyetindeyiz.

Bu coğrafyadaki varlığımızın dayanağı, “Türk Birliği”dir. İçine düşürüldüğümüz yok olma, yok edilme tehlikesinden kurtulmanın yolu, “Türk Birliği”ni bilmekten, “Türk Birliği”ne tutunmaktan geçmektedir.

Bu arada bir noktaya açıklık getirmemiz gerekiyor; Anadolu coğrafyasındaki Türk kimliğinin esası, Hoca Ahmet Yesevi kanalıyla bu yöreye çalınan “maya”dır. Bireyi yeniden yapılandıran, özünü dönüştürerek onu “TÜRK” yapan, asla eski haline gelemeyecek şekilde onu oluşturan “öz varlığı” dır. Bu varlık onun hayat kaynağıdır.

Önce Alp’ler sonra Alp Eren’lerle nesilden nesile bu “öz varlık”, gönülden gönüle Kızılelma sırrı gibi taşınmıştır.

Elbette ki taşıma aracı dildir, Türkçedir, kadim Turan dilidir.

Tıpkı; Hoca Ahmet Yesevi’den Hacı Bektaş-ıVeli’ye, Hacı Bayram Veli’ye, Yunus’a, Pir Sultan Abdal’a, Köroğlu’na, Karacaoğlan’a aktarıldığı gibi.

Bu topraklarda etnisitesi ne olursa olsun; “Elhamdülillah Türk’üm” diyemiyorsa, o “görüntüde Müslüman”dır gerçekte değil!

Türk insanı öz olarak birey değil şahıstır, kişidir, başlı başına mahluk-u eşreftir. Her Türk insanı, bütün âlemi benliğinde temsil eder. Mutasavvıfların “İnsan-ı Kâmil” dedikleri yapıya yakın durur, bir adım ötesidir.

Türk insanı, biyolojik alemin iç sırrını sezer, madde alemine bakışı farklıdır; dağı dağ, taşı taş olarak görmez, onda varlığı hisseder, tanır onu.

Bütün insanları, dünyadaki her din dil ve ırktan bütün insanları, insanlığı, saygıya değer görür. Türk insanı kadimden ebede yaratana duyduğu saygıyı yaratılana da çevirmiştir.

Binlerce yıllık Türk tarihinde hiçbir düşman toplumu aşağılanmamış, hiçbir düşman küçük düşürülmemiştir.

‘Türk ülküsü’nün esası; “cümle Turan varlıklarının birliği ve kardeşliği”dir. Ancak, Türk ülküsü’nün bir tek can düşmanı vardır. O da diğer Turan diyarlarına (Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu vs.) nazaran daha ziyade Anadolu’da açıktan açığa Türk varlığına savaş açan “Yunan-Kilise-Vahabi” cephesidir.

Buradaki Vahabi terimi günümüzdeki siyasal İslam’ın karşılığıdır. Siyasal İslam terimi, sadece bir zarf, bir kılıftır. İçinde Türk düşmanlığının her türünü taşır.

Yunan’dan kastımız ise ebetteki ‘Batı sistemi’ ve Anadolu’daki uzantısıdır. Bu uzantı, ‘Batı-Kilise-Vahabi’ geleneğinin eseri olan, onunla işbirliği halinde olan her türlü ‘inançlı-inançsız’ ideolojilerle silahlanmış, örgütler ve organizasyonlardır.

Türklük mayası bunlara çalınmamıştır, bunlar sadece coğrafya olarak Anadolu’dadırlar. Yoksa bütün benlikleri ile Yunan/Batı-Kilise-Vahabi sisteminin bireyleridirler.

Hatta isimleri Nâzım, Uğur, Doğan, Erdoğan, Oğuz olduğu halde ne Turan’ı ne Türk’ü tanırlar, ne de ona yakınlık duyarlar.

Yunan-Kilise-Vahabi bireylerinin gönüllerinde vahdaniyet bulunmaz. Bunlar kesinlikle şahsiyet, zat, ferdiyet, değildirler, bireydirler. Çünkü kimliksizdirler, yürekleri ölü ve kirlidir, çünkü çok tanrılıdırlar.

Temelde maddeye tapar, güce inanır, biteviye iktidarı isterler. Yunan-Kilise-Vahabi bireyleri asla iktidarsız yapamazlar. Çünkü iktidarın dışında kalmak demek onlar için yok olmak demektir.

Buradaki Vahabi kavramı ise, İngiliz kurgusu Suudi Vahabiliği değildir, elbette organik olarak benzerlik var ama esas olarak kastedilen Ebu Cehil-Muaviye-İslamcı kolundan gelen, günümüzde adına klişe olarak ‘İslamcı’ denen şirret iktidar şirketidir.

Temelde dinle, İslam’la ilgileri Muaviye bağlamındadır. (İslam değil İslamcıdırlar). Asıl odaklandıkları hedef iktidardır, felsefik olarak maddecidirler, maddeye taparlar. Hakla hukukla ilgileri yoktur. Kul hakkı yemenin ihtisasını yapmışlardır ve de gırtlaklarına kadar batmışlardır.

Siyasal İslamcılar, Yunan-Kilise birliğinin azat kabul etmez bendeleri ve ortaklarıdır. Zeminde birdirler, ayrıları gayrıları yoktur.

İşte Türk’e, Atatürk’e ezeli ve ebedi düşman Yunan/Batı-Kilise-Vahabi diye isimlendirilen bu guruptur. Yunan/Batı-Kilise-Vahabi cephesi, Türk’e, ölümüne düşmandır.

Çünkü, bunların var olma sebebi olan iktidara, dünya hakimiyetine tek engel “Türk Birliği”dir. Çünkü, Türk, varlık olarak kâmil insanı, inanç olarak da Hoca Ahmet Yesevi ilkelerini temsil eder.

Şimdi baştaki söylemi yenileyelim:

Yaş ortalaması 20 olan bu genç teğmenlerin canhıraş bir şekilde “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek kılıç çatmaları; topyekûn Türk gençliğinin iktidar tarafından kendine dayatılan Ortadoğu’nun yapay sömürge tarihini reddedip gerçek tarihle Türk tarihi ile irtibat kurma iç güdüsüdür.

Türk gençliği bu irtibatı ancak gerçek bir Türk, Atatürk üzerinden kurabileceğini şuuraltı olarak biliyor.

Previous Post

Biz Mustafa Kemal’in askeriyiz Şeriatçılar Trikopis’in!

Next Post

Mustafa Kemal’in Askeri Olmak

Next Post
Mustafa Kemal’in Askeri Olmak

Mustafa Kemal’in Askeri Olmak

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.