Bu şehirde sessizlik boşluk değildir; hafızadır. Çanakkale’de yaşayan biri için 18 Mart bir gün değil, her güne sinmiş bir hatırlayıştır.
Siz Çanakkale’nin sessizliğini bilir misiniz?
Öyle bildiğiniz sessizliklerden değil bu.
Gece yarısı evin içindeki sessizlik gibi hiç değil.
Bu… İnsanın içine çöken bir şey.
Ben Çanakkale’de yaşıyorum.
Yılda bir gelip fotoğraf çekip gidenlerden değilim.
Her gün aynı yollardan geçiyorum.
Aynı denize bakıyorum.
Aynı rüzgâr yüzüme çarpıyor.
Ama alışılmıyor.
İnsan sanıyor ki zamanla sıradanlaşır.
Sanıyor ki bu şehir de diğer şehirler gibi olur.
Olmuyor.
Çünkü burada sessizlik…
Boşluk değil.
Dolu.
Denize bakarsınız mesela.
Birileri “ne güzel manzara” der.
Ben bakarım…
Ve içimden sadece şu geçer:
“Burada bir şey olmuş.”
Rüzgâr eser bu şehirde, ama başka eser.
Bağırmaz.
Üstünüze yıkılmaz.
Sanki bir şey anlatır da yüksek sesle söylemeye çekinir gibi…
İnsan bazen yürürken fark eder.
Adımları yavaşlar.
Sebepsiz değil.
Çünkü bazı yerler vardır, hızlı geçemezsiniz.
18 Mart geldiğinde herkes hatırlar.
Paylaşımlar yapılır, sözler söylenir.
Ama burada yaşayan için 18 Mart…
Takvimde bir gün değildir.
Burada 18 Mart, unutamamak demektir.
Her gün o yollardan geçerken, her gün o denize bakarken, her gün o sessizliği duyarken unutamazsınız.
Çanakkale’yi anlatmak kolaydır.
Tarihini yazarsınız, rakamları söylersiniz, kahramanlıkları sıralarsınız.
Ama Çanakkale’yi anlamak…
Başka bir şeydir.
Çünkü bazı şehirler vardır, görülür.
Bazı şehirler vardır, yaşanır.
Ve bazı şehirler vardır…
Sadece hissedilir.
Çanakkale onlardan biridir.
Ve o sessizlik…
Hâlâ konuşur.

