No Result
View All Result

AKP’ye “sarı kart” gösteren CHP,
“tasarruf” paketine kırmızı kart gösterebilir mi?

Ali ÖZSOY by Ali ÖZSOY
20 Mayıs 2024
in HAFTALIK
0
AKP’ye “sarı kart” gösteren CHP,“tasarruf” paketine kırmızı kart gösterebilir mi?

Yandaş düzenini kurtarmak için kamuda tasarruf

Mehmet Şimşek uzun süredir reklamını yaptığı “Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi”ni açıkladı. Şimşek’in paketine göre ilk elden 100 milyar TL’lik bir tasarruf öngörülüyor.

Alınan bazı önlemler şöyle; 3 yıl boyunca emekli olanlar hariç kamuya personel alımı durdurulacak, kamuda deprem ve savunma amaçlı olanlar dışında yeni yatırımlar yapılmayacak, araç alımlarına sınırlamalar gelecek, kamu personellerinin servisleri sınırlandırılacak v.s.

Her siyasi ve iktisadi iflastan önce Saray oligarşisi “hepimiz aynı gemideyiz” teranelerine başlıyor. “Kamu”dan tasarruf da buna benzer bir söylem. İsraf sanki kamuya yani hepimize ait ki; tasarruf kamuya ait olmalı.

Kamuda tasarruf aslında nerede tasarruf demektir? Bu durumda tasarruf merkezi iktidarın bütçedeki gider kalemlerinden kısmasıdır. Maksat bütçe açığını kapatmaktır.

Bütçe açığı nasıl oluşur? Devletin gelirinden çok gideri varsa bu bütçe dengesinde eksiye yani açığa düşüldüğü anlamına gelir.

Tüm kavga şuradan çıkar: Bütçeye girecek para kimden toplanacak, çıkan para kime gidecek. Yani bütçe servet ve gelir aktarım mekanizmasıdır aynı zamanda. Hepimiz biliyoruz zaten. AKP’liler zenginliklerine zenginlik katarken, halkın yoksullaşmasına karşı en temel tepkinin halk dilindeki karşılığı: “asıl bunlardan vergi alsalar ya…” cümlesidir.

Bu yüzden Mehmet Şimşek’in tasarruf ve verimlilik iddiası kimileri tarafından desteklense de, genel olarak infiale yol açıyor. Örneğin sadece emekli olanlar kadar memur alınacak maddesi çok mantıklı ve kulağa hoş geliyor. Ancak bu ne demek? Bu sene sadece 20 bin öğretmen ataması yapılacak. Oysa geçen sene 45 bin yapılmış ki bu bile ne kadar düşük hepimiz biliyoruz.

AKP ekonomiye politik bakıyor, muhalefet apolitik

Buraya kadar anlattıklarımız kapitalist sistemde ekonomi politiğin abecesidir. İktidarlar bütçeyi hem kendilerini destekleyen ana çıkar odaklarını beslemek için kullanırlar, hem de rejim seçimli de olsa seçimsiz de, halkı da bir miktar tatmin etmek için.

AKP bu işi çok iyi anlıyor. Ekonomiye bakış açıları tamamen politik! Muhalefet ise özellikle son yıllarda “iktisat biliminin kanunları”, “iktisadi ortodoksi” adı altında ekonomik sorunlara karşı apolitik bir tavır geliştirdi. Kaldı ki en çok ekonomizm ve popülizm yaptıkları dönemde.

Durumu açıklamak için AKP’nin parti hazinesi gibi üstüne çöktüğü devlet hazinesini nasıl kullandığı ve son yıllardaki bütçe açığı performansına bakalım (en altta).

Bu tablodan da açıkça görüldüğü gibi AKP seçim yıllarında ve sonrasında bütçe açığını bir silah gibi kullanmış adeta. Kendi tabanının dağılmasını engellemek için özellikle seçim yıllarında kesenin ağzı açılmış. Bütçe açığını dolar olarak da hesapladım çünkü bütçe açığı aynı zamanda bir devalüasyon politikasıdır. Devalüasyon ise yine sabit gelirlileri yoksullaştırmak pahasına başka kesimlere gelir aktarımıdır. Aynı zamanda TL bazında borçlanan merkezi bütçenin borç eritme yöntemidir. Öğretmenin zamlı maaşını ödemek, TL değer kaybettiğinde elbette daha kolaydır. Basılan her para devletin arbitraj rantı, ücretlinin gizli vergisidir.

2018-2019 seçim yıllarından sonra 2022 yılında 8,7 milyar dolara düşen bütçe açığı, 2023 ve 2024 yıllarında tarihimizin en büyük oranlarına ulaştı. Şöyle açıklayalım; 2022 yılında bütçe açığı milli gelirimizin yüzde 1’ine denk düşerken; 2024 yılında yüzde 10 seviyesini zorlayacak. Bu tarihi rekorda AKP’nin seçim rüşvetleri kadar, depremin yarattığı yıkım da etkili oldu.

Paramızın veya herhangi bir para biriminin değerinin düşmesinin iki temel kaynağı vardır. Birincisi cari açıktır yani ithalatın ihracattan fazla olması. Bu Türkiye’de uzun vadeli ve kararlı bir süreçtir. Ticaret açığı ve yatırım için kredi ihtiyacından dolayı TL sürekli değer kaybeder. Ancak ikinci bir açık daha vardır. İşte o yukarıda bahsettiğimiz bütçe açığıdır. Bütçe açığını iktidarlar para basarak kapatır. Bu ise yine TL’nin değerini düşürür.

2018-2019 seçim senelerinin bütçe açığı 2021 büyük devalüasyonu ile kapatıldı. Böylelikle Tayyip, 2023-2024 seçim yıllarına kendine güvenerek girebildi.

TOKİ kredisidir, EYT’dir artık Allah ne verdiyse dağıtıldı… Kılıçdaroğlu sağ (!) olsun, AKP 2023 seçimlerini kazandı ve bir şekilde daha 5 yıllık talan vizesini kaptı. Ancak 2023 ve 2024’teki büyük bütçe açığı patlaması alarmları çaldırdı. AKP’nin tahterevalli politikasında yeniden “kemer sıkma”ya geçildi. AKP 2023 Genel Seçimini kazanmak için adeta 2024 Yerel Seçimlerini feda etti. Fakat 2028 Genel Seçimleri asla feda edilemez.

Tayyip işte bu yüzden Mehmet Şimşek’in her dediğini onaylıyor.  “Ortalığı düzle Mehmet, sonra 2027’de bana bırak dümeni” diyor.

Ve tabii yine “hepimiz aynı gemideyiz” diyebiliyorlar, çünkü bizzat CHP Genel Başkanı bu kartı, “müzakere” ve “yumuşama” adı altında açabildi. Mehmet Şimşek’e “hadi aslanım” diyen Saray, Özgür Özel’e de “evet evet görüşelim, yumuşayalım” diyor. Yeter ki dört yıl süre kazansın, 2028’e kadar arkasını toparlasın.

“Bu tasarruf çerez parası” tepkisi

Mehmet Şimşek’in “tasarruf paketine” yönelik tepkiler, aslında AKP’nin de bir nebze işine geldi. Birinci tür tepki “bu tasarruf ne işe yarar ki; çok az” şeklinde muhalefettir. İkinci tür tepki ise “tasarrufu ihalelerden, saraydan yap” yönünde itirazdır.

Birinci tür muhalefete “çerez parası” tayfası diyebiliriz.  Yaklaşık 3 milyar ABD Dolarına denk düşen 100 milyar TL’nin aslında hiçbir işe yaramayacağını belirtiyorlar. Mehmet Şimşek’in daha önce tasarruf isteyenlere verdiği yanıtla ifade edersek bunlar “çerez parası…”

Gerçekten de 2023 yılında 1,4 trilyon TL olan ve 2024’te 2,7 trilyon TL olacağı öngörülen kamu bütçesi açığı ile karşılaştırıldığında 100 milyar TL çok küçük bir miktar. Ancak daha fazla “tasarruf”un yapılmayacağı ne malum?

“Sayın vali”ler, “sayın müdürler”, “sayın bakan ve başkanlar” çoktan araç filolarını kurdu. Gerçekten de Mehmet Şimşek bu açıdan sadece bir şov yapıyor. Ancak böylelikle “o zaman daha da çok tasarruf yapayım, siz de beni destekleyin” deme hakkını kazanıyor.

“Kemer sıkma politikası” denilen dezenflasyonist ve neoliberal programların temelinde her zaman için maaş ve ücret kısıntısı vardır. Bu yüzden Tayyip ve Şimşek’in “dağ fare doğurdu, çerez parası” söylenmelerini tebessüm ile karşıladığına eminim. “Bekleyin siz, çerez parası nedir görürsünüz” diyorlardır…

Kılıçdaroğlu’nun Selin Sayek Böke ile başlattığı Acemoğlu ile devam ettirdiği “hem ‘ortodoksi’yi ve liberalizmi savunalım hem de yoksulluk popülizmi yapalım” çelişkisi CHP’nin asıl açmazıdır. Mehmet Şimşek’in tasarruf paketine yönelik “bu çerez parası sayılır” şeklindeki birinci tür muhalefetin ulaşacağı yer bellidir. “Tasarrufu” yetersiz görenler, yakında AKP’nin daha uç boyuta taşıyacağı “kemer sıkma” politikalarını destekleyecekler midir? Buyurun size “ortodoksi”! Hele bir de Acemoğlu açıklama yapsa, tasarruf iyidir dese!

“Yandaşlardan tasarruf et, halktan değil” tepkisi

Şimdi ikinci tepkiye gelelim. “Tasarruf asıl israf edenlerden” yapılmalıdır. Bu yüzden Saray harcamaları, Diyanet’in arabaları, 2,2 trilyon TL’yi bulan yandaşlara yönelik vergi afları ve otoban, köprü, tren yolu gibi kamu projelerine -yani yandaş müteahhitlere- yönelik geçiş garantili ödemeler ele alınmalıdır. Bütçe açığına yol açan esas kara delikler bunlardır.

Özgür Özel de pakete yönelik buna benzer bir çıkış yaptı. Mehmet Şimşek’in esas olarak IMF paketi uyguladığını, emeklilerin ve emekçilerin kemerini sıkarken, AKP’nin israf ekonomisine dokunmadığını vurguladı. Ancak aynı gün CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, AKP’nin “Tasarruf Paketi”nin esas hedefinin CHP’li belediyelerin yatırımlarını engellemek olduğunu açıkladı.

CHP yine ciddi bir çelişkiye düşürüyor. CHP israfın kaynağı olarak AKP’nin ihale ekonomisini gösteriyor. Ancak aynı CHP, son seçim zaferinden sonra sayısı neredeyse iki katına CHP’li belediyelerin ihale ekonomisine, AKP tarafından darbe vurulmak istendiğini ileri sürüyor.

“100 milyar TL tasarruf çerez parası sayılır” itirazına, AKP kolaylıkla yeni kemer sıkma politikalarıyla yanıt verebilecek. İkinci tür tepkiye, yani “israf ihalelerine son” itirazına da AKP’nin yanıtı CHP’li Belediyeleri kaynağını iyice kurutmak olacak.

“Sarı kart, yeşil kart” dağıtan Özel, “IMF paketine” nasıl kırmızı kart gösterecek?

CHP, aslında “taktik manevralarıyla” kendi kendini köşeye sıkıştırdı. Özgür Özel bu paketin aslında bir IMF Paketi olduğunu belirtiyor. Doğru! Ama destek kimden geldi?

AKP’nin büyük bir hezimet yaşadığı ve ilk kez ikinci parti konumuna düştüğünün ertesi günü, ekranlara çıkıp “erken seçim istemiyoruz”, “halk kırmızı değil sarı kart gösterdi” diyen Özgür Özel, AKP’ye dört yıllık bir açık çek vermiş oldu.

Özgür Özel’in gösterdiği aslında bir “sarı kart” dahi değildi, açıkça yeşil karttı. 4 yıllık bir manevra alanı kazanan Tayyip Erdoğan ve Mehmet Şimşek şimdi istediği gibi top oynatıyor. “Yumuşama” adı altında CHP oyalanırken; Saray hem Batı ile ilişkilerini yumuşatacak hem de Türk toplumuna yönelik ekonomik ve siyasi taarruzuna devam edecek.

Özgür Özel’in AKP’ye 4 yıl için yaktığı yeşil ışıktan hemen sonra Mehmet Şimşek, Dünya Bankası ile 30 Milyar ABD Doları kredi anlaşması yaptıklarını açıkladı. Böylelikle bütçe açığının önemli nedenlerinden depremin maliyetini AKP nispeten ucuz bir faiz oranıyla ve yabancı kaynak ile sırtından atacak.

Kimi aklı evveller ve sözde siyasi dehalar itiraz ediyor. Özgür Özel çok akıllıymış. Dört yıl boyunca AKP halkı ezecekmiş, sonra Özgür Özel kendisi Cumhurbaşkanı seçilecekmiş. Zaten o da yavaştan başladı Kılıçdaroğlu gibi “adayım da diyemem aday değilim de” lakırdılarına.

Peki ya AKP’nin eli 4 yıl boyunca armut mu toplayacak? AKP’nin ekonomi politikasının hedefi şu: Evet 2024 yazından itibaren en sertinden bir kemer politikası uygulanacak. Halk yoksullaşsa bile 2025’te enflasyon tek hanelere çekilecek. 2026’ta bütçe fazlası olacak. 2027’de ise yeniden seçim ekonomisi ile kesenin ağzı açılacak. “Seçmenin ekonomik hafızası 8 aylıktır” düsturu işletilmeye çalışılacak.

AKP’nin ekonomi politiği bu! Depremin maliyeti Dünya Bankası kredisiyle, bir dahaki seçimlerinin maliyeti ise Özgür Özel’in dört yıllık “sarı kart” kredisiyle kapatılacak. Bu plan tutar mı? Her seçim yapmak zorunda kaldıkları hile ve dağıtmak zorunda kaldıkları rüşvet kat at artıyor. Normalde AKP’nin çoktan yıkılması gerekiyordu.

CHP’nin “dört yıl daha iktidarda kalsınlar ki; halkı iyice ezsinler, biz de seçimi daha kolay kazanırız” planı bir plan bile değil. Daha çok iktidarı AKP’ye bırakmak için bulunan bir bahane gibi. Kılıçdaroğlu’nun “ben kendi adaylığıma karşı çıkamam” sözünü akıllara getiriyor.

Bu tablodan da açıkça görüldüğü gibi AKP seçim yıllarında ve sonrasında bütçe açığını bir silah gibi kullanmış adeta. Kendi tabanının dağılmasını engellemek için özellikle seçim yıllarında kesenin ağzı açılmış.
Previous Post

AKP’nin yeni yasa tasarısı:
Bir gün hepimiz “Etki Ajanı” olacağız!

Next Post

Anadolu İhtilâli: Ya istiklâl ya ölüm!

Next Post
Anadolu İhtilâli: Ya istiklâl ya ölüm!

Anadolu İhtilâli: Ya istiklâl ya ölüm!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.