Gün geçmiyor ki; bir PKK’lı, bir DEM’li veya bir AKP’li, Türk milletinin kutsallarına, bayrağına, vatanına, Ata’sına küfretmesin, hakaret etmesin.
Türk milletinin midesini bulandıran ve infiale yol açan son paylaşım, AKP Terme İlçe Başkan Yardımcısı Rümeysa Eker isimli kişiden geldi.
AKP döneminde Türk Bayrağına ve millî değerlere saldırılar azıya aldı. AKP, teröristbaşı Apo gibi millet ve halk düşmanlarını ödüllendirdiği ve hatta “kurucu önder” ilan ettiği için bu yaşananlar kimseyi şaşırtmıyor. Dinci yobazlar ise adeta PKK’lı teröristlerle yarış halinde, çıldırdıkça çıldırıyor.
En büyük hedeflerinden biri ise halk arasında “Atatürk’ü Koruma Kanunu” olarak bilinen 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun. Oysa herkes biliyor ki zaten bu kanun uygulanmıyor. Halkın tepkisi de buna. Ve halkın öfkesi patlamaya hazır bir yanardağ gibi büyüyor. AKP ateşle oynuyor.
En son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Atatürk’ü Koruma Kanunu, aslında dincileri koruyor. Yobazlar yatıp kalkıp bu kanuna dua etsinler.
2024 yılında Ayvalık’ta yaşanan misaldir. Manyağın biri çıktı, balyozla Atatürk anıtına. Güya yıkacak. Çevreden anında yüzlerce vatandaş toplandı. Manyağı aşağı indirdiler. Evire çevire, tekme tokat dövdüler. Kimisi kürekle vuruyor, kimisi süpürgeyle.
2022’de de iki vatan haini, Samsun’da İstiklâl Savaşımızın ilk adımını temsil eden, simge Atatürk Anıtına saldırdı. On binlerce kişi ayaklandı. Anıtın etrafında günlerce nöbet tuttu. Polis failleri kaçırmasa, vatan hainlerinin başlarına ne gelirdi sizce?
Ey korkak yobazlar, PKK’lı teröristler ve her türden Türklük düşmanları! Siz, Atatürk’ü Koruma Kanunu kalkarsa hakikaten ortalıklara çıkıp Atatürk’e hakaret edebileceğinizi mi zannediyorsunuz? Gafiller, bilmiyor musunuz başınıza ne gelecek?
Bu korkaklar böyledir. Böyle gevşek gevşek “Atatürk Koruma Kanunu olmasaydı biz diyeceklerimizi bilirdik” derler. Ne diyebilirsin ki; zevzek?
Sonra arada sırada iki deli böyle çıkıyor. Dayağını yiyip, defolup gidiyor. “Aman polis ağabey bizi dövüyor” diye ekip arabasına sıvışıyorlar.
Bre gafil yobaz. Seni koruyan kanun bu. Dayak yemekten kurtulmuş oluyorsunuz. Halk zaten bayraktır, Atatürk’tür, dini değerdir, kendi kutsalına olan saldırıya yanıt vermeyi bilir.
Şimdi bu AKP’li Rümeysa meselesine dönelim. Bir paylaşım yapmış. Atatürkçülere, Kemalistlere, solculara öyle alçakça küfürler ediyor ki! Tamamen bel altı ifadeler. Fuhuş, kumar, ahlaksızlık hepsi Atatürkçülere aitmiş. Rümeysa ise bu sektörleri nereden biliyorsa, bizzat tanık olmuş.
AKP bu sefer bu rezil paylaşımı savunamadı. Rümeysa yalandan istifa etti. Ama her zamanki gibi savcılık bir soruşturma başlatmadı. Ya da en azından basına yansımadı. Rümeysa ortalıktan kayboldu ama herkes hakaretlerine misliyle yanıt verdi.
Şimdi Ak-troller diyor ki “Rümeysa’ya niye küfrediyorsunuz? Onun düşünce özgürlüğü yok mu?”
Sen bunları yazarsan küfür yersin. Bundan şaşılacak ne var?
Atatürk’e küfretmek vatan hainliğine delalettir. Rümeysa gibilere küfretmek ise sadece bu tiplere saygı duyulmadığının göstergesidir.
Rümeysa hakaret için suç duyurusunda bulunsa veya hakaretler için tazminat davası açsa bile sonuçsuz kalır. Tabii, Türkiye’deki hukuk mevzuatı uygulanırsa… Çünkü TCK 129/3’teki açık hükme göre karşılıklı hakaret durumunda ilk hakaret edenin sözlerinin kışkırtıcılığı ve ağırlığı oranında, karşılık verenin cezai indirimi veya ceza almaması esas alınmıştır.
Kanun bile “küfreden küfür yer” olgusunu gözden kaçırmamış. Bu genel ilkeye hukukta, “haksız tahrik” derler. Biri beni haksız bir şekilde tahrik ederse, vereceğim yanıt çok şiddetli olsa bile büyük oranda cezai indirim ve hatta cezasızlık söz konusu olabilir. Atatürk anıtlarına saldırmak da örneğin, en haksız ve en tahrik edici davranışlardan biridir. Bu yüzden arada bir böyle deliler çıksa da hep dayağı yer.
Kısacası Rümeysa, küfür yemek istemiyorsa bu vatanın değerlerine küfretmeyecek.
Başka bir örnek. AKP’li-DEM’li Nagihan Alçı. O da Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına ve eşlerine hakaret etmişti. Aynen şöyle bir paylaşım yapmıştı:
“Bizim askerlerin eşleri ve sevgilileri de Güneydoğu’daki gaziler için Maarif takvimine soyunsun.”
Şimdi bu alçakça cümleye ne yanıt verilebilir ki? Paylaşımın kendisi düzeyi belirliyor. Üstüne çıkamazsın.
Demek ki senin niyetin başka. Sen küfür yemek istiyorsun demek. Kışkırtmak istiyorsun. Birileri seni koruyacak diye de kendinden eminsin.
Yobazların ve Türk düşmanlarının seviyesi budur. Sonra da utanmadan “Kemalistler bu kadar öfkeli mi?” derler. Ne Kemalist’i? Halk tepki gösteriyor halk! Kemalizm hukuk devletini kuran ideoloji. Ama halkın tokadı sert olur. Sizi biz bile kurtaramayız.
Yobazın ağzından çıkan, fikir değildir. Bataklık kokusudur.
Başka bir örnek. Ahmet Bilmemnegir diye biri var. Bu bir de profesörlük kapmış bir yerden. Zırt pırt TRT’de. Sürekli Atatürk’e iftira atar. Ağzından çıkan yalan ve hakaretlerin haddi hesabı yoktur. Dondurmacı Deli Kadir’in koltuğuna aday olmuş kendince. Saçmaladıkça saçmalıyor. Tabii dinciler de çok seviyor kendisini. Yere göğe koyamıyor.
Bu kişi gaza geldikçe kendini tutamaz hale geldi. İsrail’i protesto etmek için giden Sumud Filosundaki kadınları hedef aldı. “Erkeklerle yata kalka öyle İsrail’i protesto etmeye gidemezsiniz, dinen caiz değildir” diye.
Ey yobazlar! Alkışladığınız insanların düzeyi işte bu! Böyle rezil, sefil bir düşünce olur mu? İsrail’in aklına gelmez böyle bir küfür.
Sonra da utanmadan diyorlar ki “Atatürk’ü Koruma Kanunu kalksın. Biz serbest serbest Atatürk konusunu tartışamıyoruz.”
Ulan siz ne tartışacaksınız? Siz en fazla küfredersiniz.
Zaten “Konuş. Ne diyorsun? Derdin nedir” dediğinde hep bel altı hikayeler… Rümeysa’nınki veya Kabataş gelininki gibi fanteziler! Beyni çürük kişinin ağzından ne çıkar ki?
Bir zamanlar Fesli Deli Kadir de gevşek gevşek, dudaklarını şapırdata şapırdata “5816 kalkmazsa konuşamam falan” derdi. Konuştuğunda da ağzından ya “keşke Yunan kazansaydı” ya da “BOP sayesinde Amerikan kuklası halife gelsin de nasıl gelirse gelsin” gibi vatan hainlikleri dökülürdü.
Kaldı ki sadece Atatürk değil, vefat etmiş herhangi bir kişiye hakaret halinde, yakınlarının şikayetiyle TCK 130 çerçevesinde hakaret davası açılır. Bu maddenin hükmünde hakaretin niteliğine göre ağırlaşmış ceza 1 ila 3 yıl arasındayken, 5816 Sayılı kanunda Atatürk’ün hatırasına yönelik saldırıda suçun en nitelikli halinde ceza 1 ila 5 yıl arasındadır. Halk arasındaki ifadeyle “yatarı olmayan” cezalar bunlar. Turuncu kafalı Aktroll Fatih gibi başka suçlarından infazların biriktiyse, şansına küs. 1 yıllık hüküm bile seni hapse sokmaya yeter.
Atatürk’ün korunmaya ihtiyacı yok. Menderes döneminde azan çok fazla yobaz halktan dayak yiyince mecburen bu kanun çıkmış. Bu kanun ne Atatürk döneminde ne de İnönü döneminde çıkmıştır. Demokrat Parti iktidara geldiğinde dincilere destek oldu. Ticaniler diye bir grup peydahlanıp, her yerde Atatürk anıtlarına saldırmaya başlayınca tıpkı bugün olduğu gibi halk infiale geldi. Her yerde Ticaniler dayak yemeye başladı.
Demokrat Parti de işler sarpa sarınca “eyvah halka ayaklanacak, ihtilal olacak” kaygısıyla bu kanunu çıkardı. Yani bu aslında kamu güvenliği bozulmasın diye çıkarılmış bir yasadır. Halk kendi adaletini uygulamasın, kendi cezasını kesmesin, devletin otoritesi sarsılmasın, diye. Zaten çoğu suç kamuya karşı işlenmez mi? Kısas olmasın diye, kamu düzeni bozulmasın diye çıkarılır bu tür kanunlar. Mesela hırsızlık veya cinayet suçunu TCK’dan çıkarsan ne olur ki? Halk yine cezasız bırakmaz. Ama kamu bunu düzenliyor ki; toplum kaosa sürüklenmesin.
Yoksa halk değerlerine yönelik saygısızlıklara yanıtını vermeyi bilmiyor mu zannediyorsunuz? Kaldı ki kaç kişi 5816 Sayılı muhalefet ettiği için hapse atılmış?
Kimsenin hapse atıldığı yok ki. Bunlar nasıl tipler? Hani mahallede böyle dedikodu yapar, iftira atar. Sonra karşısına çıkarsanız, “Sen ne konuşuyorsun? Anlat bir de bana” desen, köpek gibi viyaklayarak kaçarlar.
Bu yüzden yobazlar, viyaklamayı bırakın. İsterseniz kalksın bu kanun. Ancak erkek gibi dayak yemeye hazırsanız! Yoksa hiç Deli Kadir gibi Atatürk’ü Koruma Kanununu bahane etmeyin.
Çıkın bakalım meydana. Ne söylemek istiyorsanız söyleyin. Erkeksen çık konuş. Atatürk’ü Koruma Kanununun arkasına sığınma. O kanun seni halka karşı koruyor zaten.
Gerçekten haklı olduğuna inanıyorsan, doğru bildiğini konuş. Korkma. 5816’nın cezasının yatarı yok zaten. Soruşturma açan savcı da yok.
Bunlar AKP’nin eteğinin altına saklanmış “Biz konuşacağımızı biliriz ama 5816 var” diyen fareler. Her gün benim vergilerimle borazan gibi öten TRT’desiniz zaten. Daha ne konuşacaksınız? Bu dinciler ne korkak!
Püsküllü yobaz! Bak doğruyu söylemek isteyen, gerçeği söylemek isteyen bedel ödemeyi de gözüne alıyor. AKP döneminde TCK 299 yani Cumhurbaşkanına Hakaret maddesini kullanarak on binlerce yurttaş hakkında soruşturma açıldı. Ve binlerce insan da tutuklandı. Kaldı ki hakaret falan eden de yok. Yaşlı teyzeyi de gözaltına alıyorlar, 16 yaşındaki çocuğu da hapse atıyorlar. Sadece fikrini beyan ettiği için.
Kesin hükümle cezalandırılsa bile yatarı olmayan bir ceza için hapishaneler doluyor, boşalıyor. TCK 299 temel alınarak fiilen bir sansür rejimi kuruluyor. Ama hiç kimse de farkındaysanız korkup da bunları demekten çekinmiyor. Hiç kimse de bu dinci yobazlar gibi “şimdi bizim çok diyeceğimiz şeyler var da söyleyemiyoruz” diye gerdan kırmıyor.
Söyle lan! Doğru bir şeyse söyle! Hapse de girersin, bunu da göz alırsın gerçek dava insanıysan. Ama seni bekleyen tehlike hapse girmek değil. Sen de onu biliyorsun değil mi korkak yobaz?
Kimse Atatürk’ü Koruma Kanunundan dolayı hapis yatmıyor. Ama sağlam bir dayak yiyebilirsin. Öyle değil mi?
Sen iyisi mi, internetin pislik kokan köşelerinde, suratsız, yüzsüz ve isimsiz olarak mesleğini (!) icra etmeye devam et. Öyle çok ortalık yerde Atatürk’e, vatana, bayrağa, insanların dinine, diline hakaret edersen bedelini ödersin. Ha istersen bir dene bakalım. Sonra Ayvalık’taki mürteci gibi böyle ortalıkta kek gibi kalmayın ama. Benden söylemesi.

