Atatürk’ün maddi mirası
Atatürk’ü ebediyete intikalinin 87. yılında andığımız şu günlerde, Atatürk’ün mirasını ve O’nun bu mirası kime bıraktığını tekrar konuşmak gerekiyor.
Madem miras konuşuyoruz, o zaman mirasın ne olduğundan başlamamız lazım.
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre mirasın üç anlamı var.
Birinci anlamı, hukuki olan; “Birine, ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya servet; kalıt, bırakıt, tereke.”
Atatürk’ün bu anlamda yakınlarına bıraktığı şeyler var elbet. Atatürk’ün 1938 yılında hazırlattığı vasiyetnamesi şu şekildedir:
“Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisine atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:
- Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.
- Her seneki nemadan, bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e sekizyüz, Sabiha Gökçen’e altıyüz, Ülkü’ye ikiyüz lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.
- Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.
- Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
- İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
- Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.”
Görüldüğü gibi, Atatürk, sahip olduğu malvarlıklarını kız kardeşi ve manevi kızları arasında paylaştırmış. Bunun yanı sıra İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek öğrenimleri için ihtiyaçları olacak parayı ayırmış ve yine sahip olduğu malvarlığından Türk Tarih ve Dil Kurumlarına da pay ayırmıştır.
Bunun kontrolünü de CHP’ye bırakmıştır.
Atatürk’ün manevi mirası ya da mirasları
Mirasın ikinci anlamı, mecazen: “Kalıtım yoluyla gelen herhangi bir özellik.”
Atatürk’ün biyolojik çocuğu olmadığı için yukarıdaki tanıma uygun bir miras bırakması söz konusu olamazdı.
Üçüncü anlamı, yine mecazen; “Bir neslin kendinden sonra gelen nesle bıraktığı şey.”
Bu üç anlam içerisinde, Atatürk’ün mirası dediğimizde akla gelen ilk şeyin üçüncü anlam olan “gelecek nesillere bırakılan şey” olması kuvvetle muhtemeldir.
Peki neydi bu miras? Ya da nelerdi mi demeliyiz?
Atatürk’ün mirasının özü, Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluşunun temeli de olan Atatürkçülüktür. Atatürkçülük ise kendisini Altı Ok’la ortaya koyar.
Atatürk’ün en önemli mirası hiç kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu, aynı zamanda milli egemenliği de kapsamaktadır. Atatürk, ilk gençlik yıllarından itibaren Cumhuriyetçiydi. Egemenliği padişahtan alıp Türk milletine vermek içindi bütün mücadelesi.
Aslına bakarsanız, Atatürk’ün mirası dediğimiz şeyin temeli de bu değil midir? Egemenliğin tek sahibinin Türk milleti olması. Bu da saltanatın kaldırılıp Cumhuriyet’in ilanıyla mümkün olmuştur.
Yani aslında Atatürk’ün en büyük mirası Türkiye Cumhuriyeti’dir desek yanılmayız.
Cumhuriyetçiliğin yanında bağımsızlık ilkesini de eklemeliyiz. Bağımsızlık, Atatürk’ün “Ya İstiklal Ya Ölüm!” sözüyle simgeleşmiştir ve sadece siyasi anlamda değil, askeri, kültürel, ekonomik, akla gelen tüm alanlarda bağımsız olmayı içerir.
“Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı’ (ayet), hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır.” demiştir bir konuşmasında. Atatürk’ün Türk milletine, gelecek nesillere bıraktığı miraslardan biri akıl ve bilimdir.
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh.” Özellikle şu yaşadığımız günlerde Atatürk’ün en büyük miraslarından birini de sanırım bu sözü ifade ediyor. Hem yurt içinde huzur hem de uluslararası ilişkilerde barışı esas alan bir politika. Üstelik Atatürk bu politikayı, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkar çıkmaz gerçekleştirdi. Hem de savaştığı ülkelerden başlayarak.
Yunan Başbakanı Venizelos’un Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdiği bir barış adamıydı Atatürk!
Tüm dünyada kadınlara pek çok hakkı önce tanıyan Atatürk Cumhuriyeti’nin miraslarından biri de kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi olmalıdır. Her ne kadar günümüzde kadın hakları konusunda Atatürk döneminin çok çok gerisinde kalmış olsak da Türk milleti, Atatürk’ün bu mirasına da sahip çıkmaya devam etmektedir.
Adalet konusunda kanun üstünlüğüne dayalı, eşitliğe dayalı bir adalet mekanizması ve özgür, eşit ve adil bir toplumsal düzen de Atatürk’ün miraslarından biri olarak kabul edilebilir. Zaten Cumhuriyet dediğimiz rejim, bu demek değil midir? Eşit ve özgür insanların yaşadığı bir ülke.
Ve elbette ki, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hatta muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma hedefi. Atatürk’ün en iyi bilinen miraslarından biri de buydu. Atatürk, yaşadığı dönemde Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin muasır medeniyetler seviyesine çıkması ve bu seviyeyi geçmesi için çok çalışmıştı.
Ancak Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye’yi yönetenler bu mirası terk etti. Türkiye bugün Atatürk’ün hayal ettiği ülkeden çok uzak. Ancak bu miras sadece Türkiye’yi yönetenlerin değil, tüm Tük milletinin mirasıdır. Türk milleti mirasına tekrar sahip çıktığında, Atatürk’ün hayal ettiği seviyeyi dahi geçmemiz işten bile değildir.
Laiklik, milliyetçilik, devrimcilik ilkeleri de Atatürk’ün mirası arasında saymadan geçemeyecektlerimizdendir.
Gericiliğe karşı laiklik ve çağdaşlık, dogmaya karşı akıl ve bilim, saltanata karşı milli egemenlik (Cumhuriyet) Atatürk’ün mirasıdır.
Atatürk’ün mirasçısı kim?
Vasiyetnamesine bakılacak olursa CHP.
Atatürk, yukarıda da yazdığımız gibi bütün para, hisse senedi ve gayrimenkullerini, belli şartlar doğrultusunda, CHP’ye bırakmıştı.
CHP ise sadece bu vasiyetin yerine getirilmesinden sorumluydu. Yani aslında Atatürk’ün CHP’ye bir şey bıraktığı yoktu.
CHP, vasiyette belirtilen Atatürk’ün yakınlarına verilen payların ve Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nun paylarının ulaştırılmasını sağlayacaktı.
Peki manevi mirası?
Yukarıda belli başlılarını sıraladığımız manevi mirası Atatürk kime bıraktı?
Atatürk, “En büyük eserim” dediği Türkiye Cumhuriyeti’ni ve bağımsızlığı koruma görevini ne CHP’ye ne de başka herhangi bir partiye ve kuruma vermiştir.
Atatürk bu görevi sadece ve sadece Türk gençliğine vermiştir.
En önemli siyasi miraslarından sayılabilecek olan Gençliğe Hitabe ile Atatürk, Türk gençliğine en önemli sorumluluğu vermiştir:
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Atatürk, Gençliğe Hitabe’de Türk gençliğini “en kıymetli hazine” olarak nitelediği istiklal ve Cumhuriyet’ten mahrum etmek isteyecek iç ve dış düşmanlara karşı uyararak, gerektiğinde bu hazineyi korumak için içinde bulunduğu vaziyetin imkân ve şartlarını düşünmeden vazifeye atılmalarını istemektedir. Tıpkı kendi yaptığı gibi.
Bu şartların ne kadar olumsuz olabileceğini kendi yaşadıkları üzerinden sıralayan Atatürk, bu şartlar içerisinde en kötüsü olarak iktidar sahiplerinin şahsi çıkarlarını düşmanla birleştirebileceğinin altını çizmektedir.
Atatürk, Türk gençliğine, bu hal ve şartlarda dahi Türkiye Cumhuriyeti’ni ve bağımsızlığı koruma görevi yükler.
Türk gençliğinin ihtiyacı olan tek şeyin “damarlarındaki asil kan” olduğunu söyleyerek hitabeyi bitirir.
Atatürk’ü yaşatacak olan parti değil, ordu değil; dil, tarih ve Türk milletidir!
Gerçekten de Türk gençliğinin başka bir şeye ihtiyacı yoktur. Bunun en büyük kanıtı da Atatürk’ün bizzat kendisidir.
Atatürk, sadece ve sadece damarlarındaki asil kandan, Türklüğünden güç alarak tam da Gençliğe Hitabe’de söylediği gibi benzersiz bir zaferin temsilcileri olan düşmanlara kafa tutmuş, yurttan atmış ve Cumhuriyet’i kurup devrimleri yaparak Türk milletini muasır medeniyetler seviyesine çıkarmıştı.
Her ne kadar Atatürk Cumhuriyet’i koruma görevini Türk gençliğine vermiş olsa da bu görev sadece gençliğin değil, tüm Türk milletinindir!
Atatürk, mirasına sahip çıkması için neden kurduğu partiyi değil de Türk gençliğini ve Türk milletini seçmişti?
Çünkü Atatürk de biliyordu ki, kendi kurduğu parti bile gün gelir O’nun izinden ayrılabilir. Günümüz CHP’si, her ne kadar Özgür Özel sürekli “Atatürk’ün partisi” vurgusu yapsa da, Atatürk’ün partisi olmaktan çok uzak bir görünüm sergiliyor. İhanet Açılımı konusunda AKP iktidarından daha hevesli. Laiklik konusunda ise kırmızı çizgileri tamamen silmiş durumda. Devrimcilikleri sadece sözde, Cumhuriyetçilikleri ve Halkçılıkları ise parti tabelasından ibaret gibi.
Atatürk 1919’da Samsun’a çıkmış, 1922’de düşmanı kovmuş, neredeyse 19 yılda tüm dünyanın saygı duyduğu bir devlet bırakmıştı. CHP ise 23 yıldır AKP’den iktidarı alamıyor. Ya da almak istemiyor.
AKP’nin en çok korktuğu halk hareketi olan Gezi’nin başında ise Türk gençliği vardı.
Çünkü Türk gençliği tüm partilerden, kurumlardan, siyasetlerden bağımsızdır. Bağlı olduğu tek şey Atatürk ve ilkeleridir.
68 Kuşağı’nın çıkış noktası da Atatürk ve tam bağımsızlıktı.
Bugün Türk gençliği -her ne kadar bazı kesimler ilgisizlikle eleştirse de- Atatürk sevgisiyle, Cumhuriyet’e olan bağlılığıyla tüm Türk milleti içinde en geniş kesimi oluşturmaktadır.
Atatürk, Başkomutanı olduğu orduya da böyle bir görev yüklememiştir. Çünkü ordu komutanları arasından bile vatanı satabilecek olanların çıkabileceğini bizzat yaşayarak görmüştür.
Atatürk çok iyi biliyordu ki, ancak Türk gençliği ve Türk milleti, O’nu ve en kıymetli hazine olan Cumhuriyeti koruyacak ve yaşatacaktır.
Ve yine Atatürk biliyordu ki, Türk milletinin dili ve tarihi var olduğu sürece Türkiye Cumhuriyeti de Atatürk de sonsuza kadar yaşayacaktır. O yüzden Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na mirasından iki eşit payı bağışladı.
Atatürk’ü ölümünün 87. yılında saygı ve özlemle anıyorum.
Her konuda olduğu gibi gençliğe güvenme konusunda da yanılmadı.

