Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılını kutladık. Bu uzun sürenin bir nedenini Cumhuriyet’in kuruluşunda görürüz. Cumhuriyet’in ilânı ve ilk on yılında verilen çetin mücadeleyi anlamak, Cumhuriyet’in neden hâlâ yaşadığını ve yaşatmamız gerektiğini gösterecektir.
O dönemi anlamak için Gökçe Fırat’ın hazırladığı Cumhuriyet: Bir Halk Çocukları İhtilâli (İleri Yayınları, Eylül 2023) kitabını incelemek gerekir. Cumhuriyet’in 100. yılı için hazırlanan bu kitap, farklı tarih tezleriyle, günümüz arasındaki bağlantıları kurmak için önemlidir.
Bir Halk Çocukları İhtilâli
Kitabın ismi bile birçok tarih tezini birlikte içerir. Doğruymuş gibi sürekli dayatılan “şehir efsanelerini”çürütür: “Osmanlı toplumunun bakiyesi olan güçlü gruplar vardı ve Cumhuriyet’in kuruluşunda bunlar hep faal oldular. En aktif grup Nakşibendilerdi, onların gücü hem Kafkaslar’da hem de Güneydoğu’da aynı anda etkin olabilmelerindeydi. Ünlü Çerkes aileleri ile ünlü Kürt ailelerinin yolu bir şekilde bu tarikatta kesişiyordu.
Ama bu soylu ailelerin, güçlü ailelerin, tarikat silsileleri ve etnik kökenleri ile toplumun ayrıcalıklarının saltanatı Cumhuriyet’le yıkılıverdi. O nedenle laiki dincisi, ‘Müslüman urumu’, hepsi Cumhuriyet’in karşısında konumlandı.
Ahh keşke padişahlık sürseydi de Meşruti bir demokraside istedikleri gibi yine saltanat sürebilseler, halkın sırtından hiç inmeseler, hep birilerinin emeğini sömürüp asalak asalak yaşayıp giteselerdi!..
Mustafa Kemal Paşa ise yetim bir halk çocuğuydu. “İkinci Adam”İsmet Paşa, basit bir memur çocuğu. Fevzi Paşa, paşalığa yükseleyemeyen bir subayın çocuğu. Ali Fethi Bey’in babası bir Hariciye memuruydu. Cumhuriyetin kurucu kadrosu, ayrıcalıksız zümreden, sıradan halktandı.
Ülkemizde garip bir skolastik sol olduğu için, sol teori, bu halk çocuklarını en iyi halde küçük burjuvazi diye tanımlar, bazen büyük burjuvazi olarak, kimi zaman ise askerî elit olarak. Oysa ortada bir halk çocukları ihtilâli vardır.
(…)
Mustafa Kemal Paşa’nın, Çankaya’daki bir tek adam da, yalnız adam da olmadığı ayrıca vurgulanmalıdır. Halk Fırkası’nın kuruluş kararını verdiği 1922’den itibaren her adımdan önce yurt gezilerine çıkmış, sadece kendi partileriyle değil, her kentin öğretmenleriyle, aydınlarıyla, esnafıyla, çiftçisiyle toplantılar yapmış bir liderdir o. Her devrimi sadece halkçı değildir aynı zamanda halkla birlikte yapılmış bir devrimdir.” (age. 176)
Gerçekleri bu kadar net kelimelerle öğrenmek bu kitabın okuru için büyük bir şans. Paşalar arasındaki fark çok net. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının kökenleri bu satırlarda ifade ediliyor.1927 yılına kadar Atatürk’ün yaptığı yurt gezileri kitapta haritalarla yıl yıl gösteriliyor. Bu geziler Cumhuriyet’i ve devrimleri anlatmak için yapıldı ve başarılı oldu.
Nutuk
Nutuk okumanın ne kadar önemli olduğu herkesin dilindedir. Ama Atatürk Nutuk’u neden yazdı pek bahsedilmez. Bu kitapta Atatürk’ü, Büyük Nutuk’u söylemeye mecbur bırakan koşulları da görüyoruz.
14 Haziran 1926’da Mustafa Kemal’e İzmir’de bir başarısız bir suikast girişimi oldu. Meşhur sözünü bu olaydan sonra söyledi:
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
İzmir Suikasti sonrası, Atatürk’ü Nutuk’u söylemeye götüren adımlar kitapta anlatılıyor:
“Fakat İzmir Suikastı onun için önemli bir uyarıydı. Asıl uyarı ise bir kalp krizi ile geldi. İzmir Suikasti’nin üzerinden henüz bir yıl bile geçmemişti ki Gazi önemli bir kalp krizi geçirdi. Tarihler 23 Mayıs 1927’yi gösteriyordu.
Bundan 4 yıl öncesinde de, 29 Ekim’de Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra 11 Kasım’da da bir kalp krizi geçirmişti.
Cumhuriyet’in ilanının 4. yıldönümü yaklaşıyordu ve önce suikat girişimi, ardından kalp krizi onu geleceği düşünmeye sevk etmişti ama Cumhuriyet’in nasıl ilan edildiğini kaç kişi biliyordu ki? Ya gelecekte kaç kişi farkında olacaktı?
Evet, Cumhuriyet’in tarihi yazılmalı ve tarih olup gitmemeliydi. Büyük Nutuk, işte böylesi bir dönemin ürünüydü. Gazi, kahpe kurşunlarla ya da hassas kalbinin teklemesiyle bu dünyadan göçüp gitmeden önce, Cumhuriyet’in tarihini anlatacaktı.
Büyük Nutuk’u okumaya 15 Ekim tarihinde başladı, 20 Ekim’de bitirmişti. 9 gün sonra Cumhuriyet Bayramı kutlanacaktı ve Mustafa Kemal en özlü sözlerini sona bırakmıştı.
‘Ey Türk Gençliği!’diye başlayan ünlü hitabe ‘Birinci vazifen; Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.’ diye devam ediyordu. Hitabe’nin son kısmı da aynı edebi üslupla bitiyordu, Türk istikbalinin evladının vazifesi Türk İstiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktı. Bunun için ‘Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!’diyordu Gazi.
Bu müthiş hitabede üç önemli kelime vardır: Türk, istiklal ve cumhuriyet.”
Nutuk’u Mustafa Kemal kendi hazırlayıp, okumuştur. Anlattığı olayların belgelerini eklemeyi ihmal etmemiştir. Yani kişisel bir değerlendirme değil, tamamen belgelerle desteklenen gerçeklerdir. Nutuk’a cevap olarak yazılan kitaplarda “bu şöyle dedi, şu şöyle dedi” şeklinde açıklamalar yapılır. Belge ve kaynak gösterilmez. Hatıralar tek yanlı olduğu için belge olamaz. Halide Edip’in, Kazım Karabekir’in, Rauf Orbay’ın, Ali Fuat Cebesoy’un hatıraları bu nedenle güvenilir değildir. Bilinçli olarak tarih çarpıtılır.
Paşalar komplosu
Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy isimlerinden kitapta sıklıkla bahsediliyor. Bu paşaların Mustafa Kemal Paşa’ya ihanetleri ayrıntılarıyla anlatılıyor. Bu ihanetler Büyük Taarruz dönemine kadar uzanıyor. Kurtuluş Savaşı verilirken, Mustafa Kemal Paşa hem orduyu yönetmiş hem de bu oyunları ortadan kaldırmak için uğraşmıştır.
Paşalar Komplosu’nu Nutuk’ta şöyle anlatmıştır:
“Bir komplo karşısında bulunduğumuzu anlamakta bir saniye bile tereddüt etmedim. Görünen durum şuydu: Rauf Bey hükümet başkanlığından çekildiğinden beri Karabekir Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa arasında bir tertip ve bunun için ordunun ele alınması düşünülmüştür. Karabekir 1. Ordu Müfettişliği’ne gittikten sonra, politikadan hoşlanmadığını ileri süren Ali Fuat Paşa da rütbesi yükseltilerek 2. Ordu Müfettişliği’ne gitmişti. 3. Ordu Müfettişi Cevat Paşa ile bölgedeki kolordu kumandanı Cafer Tayyar Paşa’nın da tertibe katılacağını hesaplamıştır.
Bir sene ordular üzerinde çalışıp kendi lehlerine kazandıklarını sandılar; Cumhuriyet’in ilanı ve hilafetin kaldırılması tertipçileri birbirine yaklaştırdı. Harekete politika yolundan gitmek için uygun zaman ve fırsat kolluyorlardı. Siyasi alanda ve orduda hazırlıklarını yeterli gördüler. Rauf Bey ve diğerleri, Meclis’in tatil dönemine rastlayan aylarda, İkinci Grup vasıtasıyla milleti kışkırtmak için çalıştılar. İstanbul’da Vatan, Tanin, Tevhid-i Efkar ve Son Telgraf ve Adana’da Abdülkadir Kemali Bey’in Toksöz gazeteleri ile anlaştılar. Bu gazetelerde aleyhimize bir fikir kargaşası yarattılar. Hakkari bölgesinde Nasturi ayaklanması ile uğraştığımız sırada İngiltere’de bir ültimatom vermişti.”
Bu paşalar isyanlarla, İngilizlerle uğraşan Mustafa Kemal Paşa’yı devre dışı bırakmak için uğraşıyorlardı. Bu komploları Büyük Taarruz öncesinde de görüyoruz. Bu paşalar Büyük Taarruz sırasında meydanda yoklar, Ankara’da kaldılar. Amaçları Gazi Paşa’nın işini bitirmekti.
Farklı bir ayrıntıdan da bahsetmek gerek; Mustafa Kemal Paşa, Mili Mücadele’yi başlattığında, yanındaki paşalar ve kendisi hakkında idam fermanı çıkarılmıştı. Vahdettin sadece iki komutan için idam fermanı yayınlamamıştı: Karabekir Paşa ve Rauf Bey. Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’yı devreden çıkarmak için bu isimleri daha sonra kullanmayı planlamıştı, planı tutmadı, İngiliz gemisiyle onursuzca ülkeyi terk etti.
Cumhuriyet İlelebet
Bu kitabı okuduğumuzda Atatürk’ün her cephede girdiği zorlu mücadeleyi devrimci azimle kazandığını görüyoruz. Hiçbir zaman pes etmeden devam eden bir mücadele…
Cumhuriyet’i en iyi yine Atatürk tarif etmiştir:
“Cumhuriyet ahlakî fazilete dayanan bir iradedir. Cumhuriyet fazilettir. Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık, korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir.”
Taraf seçmek bu kadar kolay; namuslu mu olacaksın namussuz mu?
Atatürk hem yaptığı tarih araştırmaları hem yurt gezileriyle Türk milletini çok iyi tanıdığı için, nasıl yönetileceğini çok iyi biliyordu:
“Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. Cumhuriyet sizden (öğretmenlerden) fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”
Şimdi moda olan, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk olarak dillendirdiği “Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak” tanımına gelelim. Ona da cevabı yine Atatürk vermiş:
“Demokrasi ilkesi, egemenliğin millette olduğunu, başka yerde olamayacağını gerektirir. Bu suretle demokrasi ilkesi, siyasi kuvvetin, egemenliğin, kaynağına ve meşruiyetine temas etmektedir. Demokrasinin tam ve en belirgin hükümet şekli Cumhuriyettir.”
Bugün Cumhuriyetimize yapılan saldırılar karşısında karamsarlığa kapılmamak gerekir. Her cephede mücadele ederek, Atatürk’ün açtığı “Cumhuriyet yolu”ndan yürümeye devam…

