Sarı yazma yakışmaz mı güzele
Sarardı gül benzim döndü gazele
Ben gidiyom sen yârini tazele
Al da beni taştan taşa çal güzel
Oy güzel oy güzel
Fatma Nur Çelik öğretmenimizin ardından bir yazı kaleme almak istedim. Ben yazarken o da güzel sesiyle bana eşlik ediyor.
Nasıl da içimize işledi değil mi; Sarı yazma yakışmaz mı güzele…
Fatma Nur Öğretmen, 2 Mart günü sınıfında ders verirken, öğrenci kılıklı bir cani tarafından bıçaklı saldırıya uğradı. Saldırıdan hemen sonra ise hayatını kaybetti. Geride acılı bir aile bırakarak.
Bir öğretmen demek asla bir kişi demek değildir.
Öğretmen, geçmiştir. Öğretmen, yeni nesildir.
Fatma Nur Öğretmen, 44 yaşındaydı. 20 yıllık meslek hayatında kaç çocuğun hayatına dokunmuştur düşünsenize…
Onu katledene bile nasıl da ulaşmaya çalışmıştır? Kaç kez el uzatmıştır kim bilir? El uzatan birine nasıl bıçak çekilebilir?
“Öğretmenim canım benim, canım benim” dediğimiz birine kötülük yapmak nasıl düşünülebilir?
Evet, canımızdı onlar bizim.
Annemizdi. İlkokul birinci sınıfa adım attığımız ilk gün annelerimiz bizi ona emanet eder. Sonra dönüp arkalarına bile bakmazlardı.
Okumayı yazmayı, temizliği, arkadaşlarımızla ilişkilerimizi, sevip saymayı, iyi insan olmayı hep O öğretirdi.
Hemşireler aşı yapmaya geldiğinde elimizi tutardı, korkmayalım diye. Korkmazdık da… Öğretmenimiz yanımızdayken korkulur mu?
Hastalansak, düşsek öğretmenimize koşardık. Çünkü doktorumuzdu o.
Bilirdik ne yapar eder iyileştirirdi bizi. Gerçekten iyileştirirdi de!
Terzimizdi. Çok koşardık, koşarken de illaki bir yerlere takılıp, önlüğümüzü yırtardık. Biraz utanırdık ama yine hemen ona koşardık. O da süper terzi gibi iğne ipliğini çıkarır söküğümüzü dikerdi.
Acıksak ona giderdik, şikâyetimiz olsa ona…
Bazen kızar bazen tavır da alırdı. Ama en çok da severdi. Çünkü o bizim, canım öğretmenimizdi.
Neden öğretmenlerimiz öldürülüyor?
Öğretmenlerimizin bize kattığı değerlerin her birini içimizde taşıyoruz. Onun rehberliğiyle hayatın her aşamasında yolumuzu bulduk, doğruyu yanlışı ayırt etmeyi öğrendik. Peki ne oldu da bizim kıymetli öğretmenlerimiz kıyılabilecek insanlar oldu?
Gökçe Fırat’ın Öğretmenleri Neden Öldürüyorlar kitabını okuyanlar bu konuda çok kapsamlı değerlendirmeleri bulabilecektir.
Birçok yeri satır satır çizerek okuyacağınız bu kitapta özellikle şu paragraf önemli:
“Mustafa Kemal’in askerleriyiz sloganından Cumhuriyet düşmanlarının nasıl rahatsız olduklarını biliyoruz, peki ya Mustafa Kemal’in bizzat kendisinin, öğretmenleri Cumhuriyet’in askeri olarak tanımladığını biliyor muyuz?
Öğretmenlik, Cumhuriyet’in askerliğidir, Mustafa Kemal’in askerliğidir bu ülkede.
Ve öğretmenler Cumhuriyet’i bölücülere ve gericilere karşı savunurlar. Hem de kelimenin en çıplak haliyle, canları pahasına.”
Gökçe Fırat, aynı kitabında “Öğretmenler neden öldürülüyorlar?” sorusuna cevabı Vurun Kahpe’ye kitabından yola çıkarak cevap vermeye çalışıyor. Uzunca bir alıntı yapacağım:
“Aliye öğretmen şöyle der: ‘Sizin toprağınız benim toprağım, sizin eviniz benim evim, burası için, buranın çocukları için bir ışık, bir ana olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım, vallahi ve billahi.’
Kasabalı ise bundan hoşlanmaz.
Yiğit insanı sevmezler. Kahramanlara pusu kurarlar.
Fedakarlığa, adanmışlığa kıskançlıkla, hasetle, düşmanlıkla saldırılar.
Çünkü fedakârlık, onların cimriliğini, onların mülkiyet tutkusunu, onların gericiliğini ortaya çıkarır.
Cumhuriyet Devrimi’ne düşmanlıkları ne dinle ilgilidir ne de başka bir şeyle, devrimcilerin bu fedakarlıklarını çekemezler.
Ye gider Yunan’a ihbar ederler ya da ‘vurun kahpeye’ der ve öğretmeni öldürürler.”
İşte bu satırlar toplumumuzda yükselen öğretmen düşmanlığının nereden beslendiğini ortaya koymuyor mu?
Öğretmenin fedakarlığı, cehaletin cimriliği…
Cumhuriyetimiz öğretmenlerle Anadolu’yu aydınlatmaya çalışırken gericiler hep düşmanlık beslediler. Çünkü halk aydınlanırsa onların yobaz zihniyetinin kökü kurutulacaktı.
Öğretmen bu düşmanlığın elbet farkında idi. Ama pes etmedi. Anadolu’nun her köşesine seve seve gitti.
Canı pahasına!
Hatırlayın, İsa Karaaslan! Hain terör örgütü PKK’nın ilk katlettiği öğretmenimiz.
İlkti ama son olmadı maalesef! Neşe Alten, Aybüke, Necmi…
Öğretmen yok edilmeli! Halk öğretmenin peşinden gitmemeli.
Gericilik de bölücülük de her zaman aynı cehaletin parçası olmuştur. Her zaman kol kola hareket etmişlerdir.
Menemen’de Kubilay’ı katleden yobazla, Neşe Alten’i katleden bölücülerin ne farkı vardır ki?
AKP’nin dirilttiği öğretmen düşmanlığı
İşte Fatma öğretmenimiz de bu cehalet sonrasında katledildi.
Biliyorsunuz, Fatma Nur Öğretmenimizin cinayetinin bir gün sonrasında tüm öğretmenlerimiz greve gitti. Fatma
Nur Öğretmen’e saygı ve veda için.
O gün bir öğretmenimiz, kendisine uzanan mikrofona tek bir söz söyledi: “Bugün hiçbir öğretmen arkadaşımız, CİMER’e şikâyet edilmedi.”
Umarım bu cümle hepimizi biraz da olsa düşündürür.
Cumhuriyet’in gericilik ve bölücülükle mücadelesi aslında önemli bir yol katetmişti. Ta ki AKP iktidara gelene kadar.
AKP ile toplumdaki eğitimli insanlara karşı olan kıskançlık ve nefret yeniden gün yüzüne çıktı. Mesela…
“Doktorlar bizi azarlardı, şimdi dövebiliyoruz” diyorlar.
“Öğretmen hanım siz de ileri gidiyorsunuz” diyorlar.
“Öğretmenin sana çok ödev veremez” diyorlar.
“Eti senin kemiği bizim öğretmen hanım” diyen annelerimizden, “ayağını denk al hoca” diyen WhatsApp veli gruplarına dönüşüverdik. Öğretmen de doktor da, CİMER’e şikâyet edilmediği bir günü “bugün de şikâyet edilmedik” diye kutlar hale geldi.
Cenazeye gelmeyen Millî Eğitim Bakanı
Acımız gerçekten çok büyük. Ama bazı şeyler acıyı daha da perçinliyor. Bir öğretmenimiz en güvenli olması gereken yer olan okulunda hatta sınıfında katlediliyor. Ki defalarca gerekli merciler uyarılmış olmasına rağmen.
Sorumluluk duyan var mı peki? Yok!
Ertesi gün okulda öğretmenimiz için anma gerçekleşiyor.
Ailesi orada. Meslektaşları, öğrencileri, veliler… Herkes gözyaşları içerisinde…
Peki cenazede kim yok? Sorumluluk duymayan Milli Eğitim Bakanı yok!
“Aman gelmesin onlar” diyebilirsiniz.
Evet ben de yüzlerini bile görmek istemem hiçbirinin. Ama bu tavırdır. Biz öğretmenimizin katilinden hesap soracağız. Ama bundan sonra da böyle bir vahşetin yaşanmasına izin vermeyeceğiz demektir. Devlet burada, biz buradayız demektir.
Ama yoklardı. Hiçbir yerde olmadıkları gibi cenazemizde de yoklardı.
Şimdi bize düşen, öğretmenlerimize sıkı sıkı sarılmak. Onların, Cumhuriyet’in askerleri olduğunu topluma yeniden anlatmak.
Unutmayalım ki öğretmenlerimiz, bir milletin geleceğini şekillendiren en büyük kahramanlardır. Onlara sahip çıkmak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Birlikte, yarına umutla bakabilmek için el ele vermeliyiz.
Tüm öğretmenlerimizin önünde saygı ile eğiliyorum.

