No Result
View All Result

Gençliğin ve gençlik hareketlerinin düşmanı: Kürtçülük

Ali ÖZSOY by Ali ÖZSOY
21 Mayıs 2025
in GÜNLÜK
0
Gençliğin ve gençlik hareketlerinin düşmanı: Kürtçülük

Türkiye’de gerici ve faşist hareketlerin başında Kürtçülük gelir. Kürtçülüğün sadece emperyalistler değil, baskıcı iktidarlar açısından işlevsel olmasının nedeni halk düşmanı karakteridir. İki temele dayanır bu karakter.

Birinci ideolojik boyut, Kürtçülüğün ırkçı doğasından kaynaklanır. Sadece Türkiye’de değil tüm Ortadoğu’da Kürtçülük, ancak kendisine düşman bellediği diğer uluslara karşı sistematik ırkçılık ve şiddet uygulayarak var olabilir. Kürtçülüğe göre vatanlar parçalanmalı, uluslar tasfiye olmalıdır ki 50 bin yıllık tarihsel (!) Aryan egemenliği iddiaları gerçekleşsin.

Kürtçülüğün ikinci ideolojik boyutu gericiliktir. Kürtçülük tezleri tarih ötesi, daha da doğrusu tarih dışı olduğu için, tarihsel olarak ortaya çıkan bütün ilerici hareketler Kürtçülüğün düşmanıdır. Onun “ulusal” kimliği olmadığı için feodalite ve tarikat dostudur. Türkiye’de ilerici geleneğin ve sosyolojinin omurgasında ne varsa Kürtçülük ona düşmandır. Bu yüzden Kürtçülük, özellikle gençliğe ve gençlik hareketlerine düşmandır.

Türkiye’de 19.yy’dan beri bütün ilerici ve vatansever hareketlerde Türk gençliği ve özellikle üniversiteli gençlik hep en ön safta yer almıştır. İstiklâl Savaşımız yıllarında da bu böyle olmuştur, 1968’deki devrimci gençlik hareketinin kendi ifadesiyle “İkinci Kurtuluş Savaşı”mız sırasında da böyle olmuştur.

AKP diktası boyunca da toplumun gericiliğe teslim olmayan en diri, en temiz ve en kararlı kesimi hep gençlik oldu. AKP, son yıllarda bunu bastıracak bir sokak gücü olarak MHP’yi kullanmak istedi. Ancak gerçek milliyetçi gençlerin AKP’ye isyan etmesi, MHP’nin etkisiz kalmasına yol açtı.

Üniversite kampüslerinde 1960’lardan itibaren egemenler ve emperyalistler için kan döken uğursuz gelenek, amacına ulaşamayınca nihayet kendi üyelerini hedef aldı. Sinan Ateş’in özellikle akademisyen kimliğindeki Atatürkçü yönün ön plana çıktığını da not edelim.

Üniversitelerde kan döken, öğrencilere şiddet uygulayan, faşist çetelerle gençlerin özgürlüklerini gasp eden ikinci yapı ise Kürtçülüktür. Bu yüzden AKP, gençliğe karşı PKK ve Kürtçü faşist milisleri de kullanmıştır.

İlk İhanet Açılımı döneminde de bunu yaşamıştık. AKP-MİT-PKK arasındaki mutabakat ile üniversiteler PKK’nın terör milislerine teslim edilmişti. Fırat Çakıroğlu, bu süreçte şehit edildi. O dönem üniversitede okuyan her Türk genci, kendi kampüsünde aynı hayasız kuşatmayı yaşadı. Hepimiz üniversite idarelerinin ve polislerin bunlara gösterdiği müsamahaya şahidiz. Bugün MHP, Fırat’ın katillerinin salınması için dört elle çalışıyor. Ortakları da AKP ve PKK.

AKP ve MİT için PKK’nın sokak çetelerinin tek işlevi, Türk gençliği üzerinde baskı kurmak değildir. Hatta bunların asli görevi bizzat solcu maskesi veya muhalif maskesiyle gençlik hareketlerinin içine sızmaları ve hareketleri içten yok etmeleridir.

Türk Gençliği, 2002 yılından itibaren her fırsatta AKP’ye karşı tepkisini göstermeyi bildi. Hem Birinci İhanet Açılımı hem Gezi İsyanı’nda en önemli direniş merkezi gençlikti. Gezi’de bunu çok açık tespit eden AKP, bizzat MİT kuryeleri Sırrı ve Selo’yu İmralı’ya gönderdi. Teröristbaşı Apo’dan rica edilen görev şuydu: PKK, Doğu ve Güneydoğu’da halk üzerinde baskı kurarak Gezi için hiçbir eylem yapılmamasını sağlayacaktı. Gezi’nin kalbi İstanbul’da ise provokatör olarak elemanlarını gönderecekti. Amaç, ya kitleyi kışkırtıp çatışma yaratmak ya da de-moralize edip dağıtmaktı. Kısmen başarılı da oldular.

Gökçe Fırat’ın tespiti tam olarak yerine oturmaktadır. Kürtçülük, AKP’nin sokak gücüdür. İşlerine geldiğinde Kızılay’da kullanırlar, işlerine geldiğinde Taksim’de veya üniversite içinde…

Gezi’ye o dönemki Kürtçü parti HDP ve Genel Başkanı Selahattin Demirtaş açıkça karşı çıkıyordu. Gezi’ye neden karşı çıktılarını Demirtaş, “Gezi’de darbeyi gördük, faşist ulusalcıları Türk Solu’nu gördük” diyerek açıklıyordu. 7 ay sonra yine Sırrı ve Selo ile MİT ayarlı görüşmesinden sonra bizzat bebek katili Apo, Gezi sürecinde AKP’yi ve MİT’i nasıl desteklediklerini ifşa etmişti. Basına 21 Ocak 2014 tarihinde sızdırılan ve yalanlanmayan Apo demecini aynen aktarıyorum:

“Başbakan seçimlerde beni idam etmekten bahsediyordu ancak ben Gezi olaylarında kendisini kurtardım. Sağduyulu davranmasaydık Başbakan’ı götüreceklerdi. 17 Aralık darbesine de karşı duracağız. Tüm darbelere karşı durduk.”

Gezi döneminden beri Türk halkının ve gençliğinin bu Kürtçülük provokasyonuna karşı en büyük yanıtı, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganını ve Türk Bayrağını yükseltmek olmuştur.

Bu yüzden 2013’ten itibaren her gençlik eyleminde adeta iki büyük güç sokakta çarpışmaktadır. Bir tarafta Türk gençliğinin kendi özgürlük talepleri, sloganları, ulusal bayrağı, Atatürk ve diğer ilerici değerleri…

Diğer tarafta PKK’nın faşist milisleri, gençleri bölmeye, kitleyi dağıtmaya yönelik bilinçli provokatif sloganları ve pankartları.

Gençlik eylemlerinin şaşmaz kanunudur. Al bayrak sayısı ne kadar çoksa, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganı ne kadar çok atılıyorsa kalabalıklar o kadar artar. Ve tabii AKP’nin Kürtçü sokak milisleri, güneş görmüş vampir gibi ortadan kaybolur. Aklı ve içi rahat, vicdanı hür, sırtından vurulmayacağına emin olan gencin direniş momenti birkaç kat artar. Eylem enerjisi yükselir. Barikatta direniş daha kuvvetli olur.

Yok, eğer Kürtçe sloganlar, Kürtçü sloganlar ve Kürtçü kışkırtmalar varsa tam tersi olur. Birdenbire kalabalıklar dağılır. On binler, önce birkaç yüze düşer. Sonra bir avuç kalır. AKP polisi memnundur. 50 TOMA’dan, binlerce plastik mermiden daha etkili bir eylem dağıtma yöntemidir bu. 10 tane Kürtçü ajan gönder. Eylem bozguna uğrasın.

Gençliğin 2025 Bahar Direnişi’nin en önemli özelliği, Türk Gençliğinin Kürtçü bozgunculuğa karşı hazırlıklı olmasıydı. 19 Mart gecesi, yani direnişin daha ilk günü hem İstanbul hem İzmir’de çok ama çok önemli bir olay oldu. Gençlik, İstanbul Bozdoğan’da ve İzmir’de polis barikatıyla en ciddi temasa geçtiği anda adına SDGF diyen, aslında PKK’nın taşeron örgütü ESP’nin uzantısı olan bir grup, elinde “Kürdistan’dan İstanbul’a Faşizme Karşı Omuz Omuza” diye dövizler açtı. Daha doğrusu açmaya çalıştı. Daha 30 saniye bile geçmemişti ki; bu dövizler binlerce gencin müdahalesiyle paramparça edildi ve yerlere atıldı. 19 Mart nedir derseniz gösterilmesi gereken resimlerde o yerlerde paramparça olmuş provokasyon dövizidir diyebiliriz.

İşte bu sayede 2025 Bahar Direnişi ilk gününden itibaren gençliğin katlanarak artan sayısı ve enerjisiyle devam edebildi. Eylemde hem milliyetçi hem sosyalist gençler vardı. Hem devrimci hem vatansever sloganlar atıldı.

Gençler birlik halindeydi çünkü bu sefer direnişe PKK sızamamıştı. 21 Mart’ta Yenikapı’ya gidip tıpkı Gezi döneminde AKP’nin yaptığı gibi gövde gösterisi yapmaya çalıştılar. Polis ve valilik Yenikapı’da PKK gösterilerine ve terörist başı posterlerine izin verirken, 1 km. ileride, Saraçhane’de Türk Bayrağı, Atatürk posteriyle direnen yüzlerce genci işkenceyle gözaltına alıyordu.

3 aydır İstanbul’da nerede bir gençlik isyanı varsa yüzlerce genç gözaltına alınıyor. Aynı İstanbul’da Şişli’de AKP-PKK-MİT kuryesi Sırrı’nın cenazesi adı altında on binlerce kişi hiçbir müdahale olmadan yürüyebiliyor, “Biji Serok Apo” diye slogan atabiliyor.

AKP diktası öyle bir hâle geldi ki; eskiden bindirme kıtalarla, paralı çarşı sinyalcileri ile en azından AKP teşkilatından insan toplayıp güya sokakta halka karşı güç oluşturmaya çalışırdı. Şimdi artık bu işi bir tek PKK kitlesi ile yapabiliyorlar.

Türk Gençliği uyanıktır ve uyanık olacaktır. Özellikle 2013’ten beri çok net bazı gerçekleri gördük. AKP-PKK işbirliği hiç bitmedi. Çünkü bu, Cumhuriyet’e karşı ideolojik bir işbirliğidir. Bu yüzden nerede bir kadın hakları eylemi, bir öğrenci eylemi, bir işçi eylemi varsa; bu eylemin en büyük düşmanı, polisten de öte, oraya gönderilen Kürtçü milislerdir. Bunlar ortaya çıktığı an halk dağılır. AKP de amacına ulaşır. Bunu iyi bilen 2025 Gençlik Hareketi, tutuklu arkadaşları için özellikle 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi milli bayramları eylem günü olarak seçti. Bu bile bilinçli bir tercihti. Çünkü ulusal bayramlar birlik günüdür. Türk gençliği ise birlik istemektedir. Bölünme, kışkırtma ve yenilgi değil.

Üç renkli terör paçavrasının olduğu yerde ise yenilgi kesindir. Şunu da unutmayalım, bu renkleri dayatamadıkları yerlerde ise mora ve gökkuşağına sarılırlar. Bunlar 8 Mart’ta bile “Biji Serok Apo” diye haykıran, Sabiha Gökçen ve Atatürk dövizi taşıyan kadınlara saldıran faşistlerdir.

Renk savaşından vazgeçmezler. Bu yüzden biz de asla ılımlı tavır almamalı, kendi sloganlarımızdan vazgeçmemeliyiz. Sakın bunları halkın bir unsuru sanmayın. Bunlarla birleşilmez. Eylemi dağıtmaya geliyorlar. Bu yüzden kırmızı renkler çoğalsın, Türk Bayrakları çoğalsın, gençlerin diğer flamaları çoğalsın ve Türk gençliğinin kocaman neşesinde güneşi görüp vampir gibi kaçışacak halk düşmanları eylemlerden uzak dursun.

Gençliğin ve gençlik hareketlerinin bu yasasını göz önünde tuttuğumuz sürece yeni gençlik hareketi daha da güçlenecektir. Kürtçülüğün sesinin kısıldığı, Atatürkçülüğün sesinin yükseldiği yerde kadın hakkı da özgürlük talebi de işçi mücadelesi de yükselecektir.

Atatürkçülük, gençliğin doğal ideolojisidir. Sosyalizm veya milliyetçilik veya antiemperyalizm veya demokrasi de ancak bu doğal zeminde yükselir. Tıpkı Denizlerin, Mahirlerin, Sinanların döneminde olduğu gibi…

Previous Post

Özgür Özel gafleti: Akşam İstanbul’da diktayı protesto edip, sabah Ankara’da AKP “barış”ını alkışlamak

Next Post

Kıyasla(ma)

Next Post
Kıyasla(ma)

Kıyasla(ma)

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.