31 Mart 2017 tarihinde 7 aylık tutukluluğum sonunda mahkeme tarafından tahliye edildim.
Ama bunun bir tahliye değil yeni bir tutukluluk döneminin başlangıcı olacağını bilmiyordum o gün.
31 Mart gecesi cezaevi kapısında tekrar gözaltına alınıp 15 gün Emniyet nezaretinde tutulduktan sonra Çağlayan Adliyesi’ne götürüldüğümüzde gece olmuştu bile.
14 Nisan gecesi 2. Sulh Ceza Hâkimliğine çıktığımda karşımda Akın Gürlek vardı.
Hazırlıklıydı, hâkim gibi değil de Emniyet’teki bir sorgucu gibi peş peşe sorular soruyor ve ben daha cevabımı bitirmeden yeni bir soru ile kesiyordu.
Bunca yıllık sanık olarak çok hâkim görmüştüm ama böylesini ilk defa görüyordum.
Son söz olarak “Sayın Hâkim tahliyemi istemiyorum. Sizin ve ailenizin de hayatı kararmasın” demiştim.
Temennim gerçek oldu, onun değil benim hayatım karardı.
…
Akın Gürlek’in beni tutukladığı dosyadan daha sonra beraat ettim. Eğer o gece beni tutuklamamış olsaydı 3 yıl daha cezaevinde boşu boşuna yatmamış olacaktım.
Tabi bu durumda Akın Gürlek de hızlı yükselişine başlayamamış olurdu.
O hızlı yükselişin şimdilik son koltuğu olarak Adalet Bakanı.
…
Gelelim en önemli meseleye.
Peki şimdiki Adalet Bakanımız beni hangi gerekçeyle tutuklamıştı?
Tutuklama gerekçesini daha sonra gördüm, “Ekrem Dumanlı ile yoğun telefon trafiği” gerekçesiyle tutuklanmıştım.
Bu benim için endişe vericiydi. Ekrem Dumanlı ile elbette tek bir telefon görüşmem bile yoktu ama Ergenekon döneminden beri, olmayan telefon görüşme kayıtlarının nasıl imal edildiğini biliyorduk.
Neyse ki Akın Gürlek dürüst davrandı, aleyhimde böyle suç kanıtı imal ettirmedi.
Dosyama hiçbir zaman böyle bir belge girmedi.
Yargılanmam sırasında böyle bir iddia ortaya atılmadı.
Böyle bir soru bile sorulmadı.
Sevinmeli miyim?
Hukuksuz yere, kanıtsız, kanıt varmış gibi sunularak bir hâkim tarafından tutuklanmıştım yani.
Yani hâkim hukuku çok açık bir şekilde çiğnemişti.
…
Ülkemizde normal bir hukuk sistemi olsa ben bu nedenle bu hâkim aleyhinde işlem yapıp haksız yere yattığım dönemin hesabını hukuken sorabilirdim.
Ama yapmadım.
Akın Gürlek öyle hızlı adımlarla yükseliyordu ki bir de onun aleyhinde başvuru yapamazdım.
Hâlâ da yapmış değilim.
Şimdi kendisi Adalet Bakanı olduktan sonra da elbet yapamam.
Ne yapabilirim ki?
Adaletin ülkemize geldiği o günü bekleyeceğim…

