Hadi bir kere düşünün: Cengiz Han, Bilge Kağan, Mete Han ve Alparslan, Meclis’in kapısından giriyor. İçeride milletvekilleri kavga ediyor, sözler havada uçuşuyor. Kahramanlar sessizce bakıyor ve birbirlerine fısıldıyor:
“Neredeyiz biz? Bu düzen bizim tarihimizle çelişiyor!”
Cengiz Han ilk adımı atıyor, eksiklikleri gözleriyle tarıyor:
“Erkek sağda, hatun kenarda… Bizde hatun eşit ve söz sahibiydi. Buradaki düzen halkın hakkını gözetmiyor. Orhun Yazıtları bile adaleti, eşitliği vurgular; sizde bunlar nerede?”
Bilge Kağan oturma düzenine bakıyor:
“Kaç göç, kaç savaş gördük; disiplin her zaman vardı. Sizde laf çok, iş yok. Meclisteki kavga, bizim savaş meydanlarımızdaki düzeni hatırlatmıyor. Ama bunu değiştirmek için adım atılmalı.”
Alparslan sofraya bakıyor:
“İkram edilen yemekler, paylaşım adaletli değil. Biz göçlerde sofrayı hakka göre paylaştırırdık. Halk açlıkla mı mücadele ediyor, yoksa adalet mi var?”
Mete Han milletvekillerine soruyor:
“Toprak ve halk için çalışıyor musunuz? Yoksa kendi kavganızla mı meşgulsünüz? Bizim savaşlarımız bile sizin kaosunuzdan daha düzenliydi.”
Bir vekil cevap vermeye çalışıyor ama kahramanlar alaycı bir bakış atıyor:
“Cevap yok, çünkü eksik! Eksik olan her şeyi bulmak zorundayız. Lafla iş yapılmaz, hak gözetilmez.”
Cengiz Han bir diğer vekile yöneliyor:
“Dininizi ve adaletinizi bir araya getiriyor musunuz? Göktürkler tanrıya inanır, ama devlet işlerini kaosa bırakmazdı. Siz ise… Kaos ve boşluk.”
Bilge Kağan kadın vekillere dönüyor:
“Sözünüzü kullanın! Bizde hatun eşit ve söz sahibiydi. Eksik olan hak ve eşitlik; bunu düzeltin.”
Alparslan çocuklara bakıyor:
“Hakkınızı alabiliyor musunuz? Bizde halkın her ferdi eşit ve korunuyordu. Buradaki eksiklikler neyi gösteriyor?”
Mete Han pazara bakıyor:
“Yiyeceklerin adil dağılımı eksik. Göçlerimizde sofrayı hakka göre paylaştırırdık. Burada ise sadece laf ve düzensizlik var.”
Kahramanlar Meclis’ten çıkar ve halkın arasına giriyor. Sokaklar, pazarlar, kahvehaneler… Herkes kendi derdinde, ama eksik olan adalet, eşitlik ve düzeni fark etmiyor.
Cengiz Han kalabalığa bakıyor:
“Bu halkın hakkı korunuyor mu? Biz göç ederken her hak gözetilirdi. Burada ise eksik, boş, düzensiz.”
Bilge Kağan yaşlılara soruyor:
“Adalet her yaş için geçerli olmalı. Eksik olan hak ve düzeni görüyorsunuz, çözüm için adım atın.”
Mete Han son tokadı indiriyor:
“Artık susmak yok! Sözde kahraman çok ama iş yapan az. Göçlerimizde disiplin, savaşlarımızda adalet vardı; sizde sadece laf, kavga ve boşluk var. Halkın hakkını koruyun, düzeni sağlayın, eksikleri bulun ve doldurun!”
Her milletvekili, her grup ve her vatandaş kahramanların bakışları altında düşünmek zorunda kalıyor. Tarihî kıyaslamalar, hak ve eşitlik dersleri, mizahi tokatlar… Hepsi birleşiyor ve sessizlikle sonuçlanıyor.

