Bir önceki yazımda “devlet aklı” palavralarını ifşa etmiş ve çürütmüştüm. Şimdi de AKP-MHP iktidarının PKK ile ortak ihanetini aklamak için ortaya attığı “iç cephe” ve MİT yalanlarını çürüteceğiz. Ana muhalefet lideri olmak isteyen Özel’in bile sık sık MİT Başkanı İbrahim Kalın ile bir araya geldiği, Özel ve İmamoğlu’nun bile “iç cephe” masallarına katıldığı bir ülkede bu basit gerçekleri hatırlatmak zorunda kalıyoruz. Başlayalım.
Gerçek 1: MİT devlet değildir.
Devleti ortadan kaldıran ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için elinden gelen her şeyi yapan AKP, ilk olarak Türk Ordusuna saldırdı. Çünkü Türk Ordusu, devlette bir geleneğin, devamlılığın simgesiydi. Zaten bizim devletimiz, emperyalistlere karşı silahlı bir mücadeleyle kuruldu. Dolayısıyla Türk Ordusuna saldıran, yıkan bir AKP’nin devlet adı altında bizim önümüze MİT’i sunmasını kabul etmiyoruz. MİT devlet değildir.
Gerçek 2: Millî İstihbarat Teşkilatı millî de değildir.
Faydalı, yararlı bir MİT Başkanı gelirse ve millî hareketler yaparsa ona bir şey demeyiz. Ama şu anda İbrahim Kalın’ın yönettiği MİT’e mi millî diyeceğiz? Stratfor’dan Sezgin Tanrıkulu ile birlikte kod numarası almış Kalın’a mı millî diyeceğiz? Hakan Fidan’ın yönettiği MİT mi millî? AKP’nin ağaları Trump ve Tom Barrack buyurdu diye, RTE iktidarını uzatmak istedi diye, PKK ile her türlü alavere dalavere yapan MİT mi millî?
CIA’yi Avrupa’da kuran adam Gehlen. Gehlen Nazi Ordusu istihbarat şefi. ABD onu koşulsuz affediyor ve CIA’nin kuruluş aşamasında sınırsız yetkiler veriyor. İleri Yayınları olarak Gehlen’in anılarını bastık. Bu anılarında diyor ki “Türkiye’de 1945’ten önce kullandığım arkadaşları yine değerlendirdim ve CIA teşkilatına monte ettim.”
İşte 1950’lerin sahte Türkçüler, sahte milliyetçiler, sahte İslamcılar furyası bu adamın eseridir. Hepsinin de ortak noktası Atatürk düşmanı olmaları, Komünizm ile Mücadele Derneği bağlantıları ve CIA tarafından yönlendirilmeleridir.
Millî İstihbarat Teşkilatı’nın kuruluşunun ilk aşamasında da tabii ki CIA var. Atatürk’ün kurduğu Millî Emniyet Hizmeti yani bilinen adıyla MAH ile MİT’i asla birbirine karıştırmamalıyız. Yani Türkiye’de MİT, MAH’tan farklı olarak gayri millî bir kurucu iradeyle ortaya çıkmıştır.
Gerçek 3: AKP en büyük gayrimillî güçtür.
Bugün Türkiye’de millilikten, devletçilikten, vatanseverlikten bahsedeceksek önce AKP’yi yıkacağız. AKP’nin olduğu yerde bu ülkenin başına her türlü pislik gelir. Kirli suyla temiz yemek yapılmaz. AKP’den de millîlik adına, vatanseverlik adına hiçbir şey beklenemez. Ulusalcı “yetmez ama evet”çilik olmaz. Kemalizm ile gericilik-mandacılık-işbirlikçilik asla bir arada olamaz. Ters mıknatıslanma yapar!
Gerçek 4: AKP-MHP-PKK’nın “iç cephesi”, işgalcilerin beslediği Anzavur Ordusunun iç cephesidir.
Şimdi şu son zamanlarda çok moda olan iç cephe meselesine gelelim. İç cepheden Atatürk bahsediyor. Çünkü işgalcilerin silahlandırdığı hain “Hilafet Ordusu” ile bir iç savaş var. Yani aslında Hilafet değil Rum Ordusu. İçerideki İngiliz maşası katiller.
Bu yüzden Atatürk “iç cepheyi sağlam tutmalıyız, önce iç cepheyi temizlemeliyiz” diyor.
Ancak utanmadan AKP-MHP-PKK bloğu bu sözü kullanıyor artık. Hatta Ekrem İmamoğlu da Özgür Özel’de bu söylemi paylaşıyor. “Madem iç cepheyi güçlendireceğiz bize niye bu kadar çok saldırıyorsunuz?” diye gaflet içinde hayıflanıyorlar.
Anlamadınız mı ya? Onların bahsettiği iç cephe Sarayın iç cephesi. Kurtuluş Savaşı’nın ilk evresi yani iç savaş döneminde, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularına karşı savaşan karşı devrimci Anzavur Ordusu. Emperyalistlerin uşağı olan Kuvay-i İnzbatiye! Fermanı saraydan, fetvayı Dürrizade’den, silahları İngilizlerden, desteği Rum çetelerden ve Yunan Ordusundan alan vatan hainleri.
Bunlar 1920’de Vaddetin’den aldıkları fermanla binlerce Türk evladını öldürdüler. Ankara kapısına kadar dayandılar. Kurtuluş Savaşımızın ilk 6 ayı sadece iç savaşla geçti. Sivas’ta da Kürtçü-bölücü vatan haini Ali Şer Koçgiri İsyanını başlattı, Ankara’yı doğudan kıskaca almaya çalıştı. Konya’da ise Delibaş İsyanı çıktı.
“İç cephe” diyor Atatürk, “bunları önce temizlemektir.” Sonra da emperyalistleri denize döküyoruz. Bunların bahsettiği iç cephe ise Vahdettin’in iç cephesi yani Atatürk’ü öldürmeye çalışanların iç cephesi.
AKP, PKK ile iç cephe kurmuş. Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu “bizi niye almıyorsunuz” diyor. Aklınızdan zorunuz mu var sizin? O kurdukları “iç cephe” Atatürk’ün iç cephesi değil ki; Kuvay-i inzibatiye!
Gerçek 5: Türk Milletinin iç cephesi AKP-MHP-PKK iktidarına karşı Kuvayı Milliye’dir.
İç cepheyi sağlamlaştırmak mı istiyorsunuz? Tekrar Kuvayı Milliye’yi kuralım. Orada Türklerin gerçek iç cephesinin güçlendiririz.
Biz AKP ve MHP’den gelen “iç cepheyi” güçlendirelim çağrılarının hepsini reddediyoruz. Çünkü siz Vahdetin, Damat Ferit, Lloyd George’un iç cephesisiniz. Siz, terörist PKK ile iç cephe kurarsınız. Sevr için bir araya gelirsiniz. Türkiye’yi işgal edenlerin iç cephesisiniz.
Biz de bunlara karşı direnenlerin iç cephesiyiz. Hani son günlerde hep bir “arınma” sözü geçiyor ya. AKP’lilikten, PKK’lılaktan, iktidardan arınarak, bir tek halkla birleşerek, Türk halkıyla birlikte beraber iç cepheyi güçlendirebiliriz.
Gerçek 6: AKP ve MHP zararlı cemiyettir.
Tıpkı İstiklâl Savaşımızdaki Kürt Teali, İslam Teali, Mavri Mira, Etniki Eterya gibi bugün de iktidardakiler zararlı cemiyet olarak faaliyet göstermektedir. PKK’yı dahil etmiyoruz. O zaten Amerika işgalcilerinin doğrudan uzantısıdır.
AKP ve MHP zararlı cemiyettir. Tıpkı işgal yıllarında İstanbul’da İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Amerikan Muhipleri Derneği, Kürt İslam Teali Cemiyeti gibi işgal işbirlikçisidir.
Gerçek iç cephe, zararlı cemiyetlerle mücadele ederek kurulabilir. AKP ve MHP’ye tabi olarak değil, onların bölücü, gerici, işbirlikçi iktidarlarını yıkarak iç cepheyi güçlendirebiliriz.
Gerçek 7: Monarşiyi, federasyonu ve AKPKK’yı, Türk devlet aklı değil ABD ve İsrail devlet aklı destekliyor.
AKPKK’ya ve Tom Barrack’ın monarşi-federasyon ittifakına hizmet eden; Türk devletine, Türk aklına değil, ABD ve İsrail aklına, ABD ve İsrail devletine hizmet etmektedir. Yani kimse devlet aklı adı altında bize terörist başı, bebek katili Apo’nun peşinden gitmeyi tavsiye edemez.
Kafa karışıklığına en ufak bir yer yok. Bu ayrımları göremeyen gafil numarası yapıyor demektir. AKPKK’ya yanaşıyor demektir. Samimi vatanseverler ise Yeni Parti’dir bilmem nedir fark etmez; hepsini de bundan sonra hangi cephede yer aldığına göre değerlendirmek zorundadır. İkisinin ortasında olma imkânı yoktur.
Öyle Özel’in yaptığı gibi “hayır ama evet”çilik, “havet”çilik, “yetmez ama evet”çilik devirleri bitmiştir!

