Beyin hücrelerinin gelişimi ve unutkanlıkla mücadele
Daha da radikal bir şey söylüyorum: Yaşlandıkça beynimiz ufalanır ve hacim kaybeder. Ancak bu dirençli antrenmanlar, beyin hücrelerinin de gelişimini sağlar!
Beyindeki unutkanlığı ve zihinsel gerilemeyi engelleyen madde asetilkolindir. Kaslarımızdaki voltajı yaratan, sinir ağlarından kaslara giren madde de yine asetilkolindir. Konuyu bir tıp dergisine dönüştürmemek adına biyokimyasal detaylara boğmuyorum, ancak sonuçları ortadadır.
Kendi yaşamımdan esprili bir ölçü vereyim: Eğer 90 yaşıma geldiğimde 100 kilogramlık dinç bir kas kütlesine ulaşırsam, halen gençliğim devam ediyor demektir! Eğer 90 kilogramda kalırsam ihtiyar sayılmam ama gençleşme durmuş demektir. Ne zaman ki kilo ve kas kaybı başlar, işte o zaman yaşlanma başlamış demektir.
Büyüme hormonu da testosteron da vücudun kendisi tarafından üretilmelidir. Günümüzde büyüme hormonu ve testosteron, dışarıdan enjektörle verilebilir hale gelmiştir; son yılların bu yapay imkânlarıyla sporcular aşırı büyümüşlerdir. Ancak bu, anti-aging (yaşlanma karşıtlığı) için geçerli olan bir büyüme değildir! Vücudun dışarıdan aldığı sentetik testosteron veya hormonla gelişmesi doğal dengesinde değildir.
Büyüme hormonunun henüz sentetik olarak üretilmediği eski yıllarda, kadavraların hipofiz bezlerinden alınan hormonlar kullanılıyordu. Günümüzde ise sentetik yollarla üretiliyor. Ancak en temizi ve sağlıklısı; ağır kiloyla tüm vücudumuzu, zevkle eklemlerimizi, dizlerimizi, bileklerimizi, kalçamızı, omurlarımızı ve omuzlarımızı çalıştıran hareketleri yapmaktır. Tüm lifler ve eklemler çalışınca büyüme hormonu ve testosteron salgılanması doğal olarak tavan yapar.
Kadınlarda da şöyle bir yanlış inanış var: “Ağır çalışırsak kaslanır, şişeriz.” Aksine, kadınlar da ağır çalışmalıdır! Testosteron kadınlarda böbrek üstü bezlerden salgılanır ve egzersizle bunu artırmak gerekir. Bu durum kadınları erkekleştirmez; aksine testosteron kadınlarda da kadınlaşmayı, hormonal dengeyi ve kemik-kas sağlığını getirir. Erkeklerde de erkekleşmeyi ve formu korur.
Depremden anti-aging’e: Bilimin hakikati
Benim bu yazıdaki amacım bu bilimsel gerçekleri açıklamaktı. Türk Solu gibi bir yayın organının bu konuları okuyucuya ulaştırması benim için büyük bir mutluluk vesilesidir.
Hatırlarsınız; deprem konusunda “En Güvenilir Bilim Adamı” ödülünü aldığım zaman henüz 23 Nisan depremi olmamıştı. İstanbul’da son riski taşıyan fayın Silivri ile Kumburgaz arasında olduğunu, onun da 6.5’in altında bir deprem üreteceğini söylemiştim. Bu tespitlerimi Altın Kariyer Ödülleri töreninde tekrar ettim ve ardından söylediklerim aynen çıktı.
Bu anlamda, anti-aging gerçeğinin de doğru anlaşılması için bu platformlar çok kıymetlidir. İnsanlar başlangıçta olayı anlamıyorlar, “Profesör kas gösteriyor” zannediyorlar. Oysa dergideki fotoğraflarda ışıklar tam istediğim kas detaylarını göstermedi bile! Işıklar uygun olduğunda çok daha farklı bir kas anatomisinin ortaya çıktığı görülecektir.
Yetmişli yaşları geçip seksenli yaşlara doğru gittiğim halde vücudumdaki kas kütlesinin yüksekliği, derimin düzlüğü, canlılığı ve yağ oranımın düşüklüğü biyolojik gençliğin temel öğesidir. Aynı durum kemiklerim için de geçerlidir.
Diğer taraftan kardiyovasküler sistemim için de uzun yıllar ağır antrenmanlar yaptım. Kışın Foça’da uzun mesafeler boyunca ayağıma iple küçük bir kayık bağlayarak yüzdüm; ardından o kayığa binip motorla geri döndüm. Bu tür antrenmanlar kardiyovasküler sistemimizi toparlar. Ancak kas kütlemizin büyüklüğü, doğrudan gençlik seviyemizi belirler.
Bu tespitleri Vücut Geliştirme Federasyonu’nda yaptığım konuşmada da dile getirdim. Doğal olarak yaptığımız antrenmanlar bu gençliği sağlar. Yoksa günümüz gençleri hiçbir temel antrenman geçmişi olmadan -yani barfikse 20 kg, 40 kg ekleyip çekmeden, kendi vücut ağırlığıyla 15 tekrar dip yapacak seviyeye gelmeden- salona gidip steroid alarak kas yapıyorlar.
Bu, gençliği belirten bir kas değildir! Aksine, vücudun kendi gençliğini ve hormonal dengesini yok eden, tahripkâr bir sistemdir.
Sonuç: Kasınız kadar gençsiniz
Genç ya da yaşlı, herkesin egzersiz yapması gerektiğini biliyoruz. Ancak yaş ilerledikçe, özellikle 30-35 yaşlarından sonra büyüme hormonu ve testosteron salgılanması azalmaya başlar; buna bağlı olarak kas kütlesinde kayıplar yaşanır.
Kas kaybedilip yerine yağ dokusu arttığında, kişi tartıda aynı kiloda kalsa dahi vücut yapısı tamamen bozulur. Gençliğindeki kiloda olmak, gençliğindeki vücut yapısına sahip olunduğu anlamına gelmez! Kas miktarı azalırken yağ oranı artar, kemik yoğunluğu düşer, postür bozulur ve hareket kabiliyeti geriler.
Kasların kullanılmaması, sinir sistemi ile kaslar arasındaki koordinasyonu köreltir. Yürüyüş, denge ve fiziksel performans çöker. Cilt elastikiyetini kaybeder ve yaşlanma hızlanır.
Burada mesele sadece görsel olarak kas yapmak değildir. Asıl amaç; düzenli ve ağır direnç antrenmanıyla kasları, kemikleri ve sinir-kas sistemini aktif tutmaktır. Direnç antrenmanı sadece kas kütlesini korumaz; kemik sağlığının, hareket kabiliyetinin ve zihinsel kapasitenin de devam etmesini sağlar.
Dolayısıyla “Ne kadar kas kütleniz varsa o kadar gençsiniz” ilkesi şudur: Yaşınız kaç olursa olsun kas kütlenizi, gücünüzü ve hareket kabiliyetinizi ne kadar korursanız, biyolojik olarak o kadar genç, dinç ve bağımsız kalırsınız.
Mesele tartıda kaç kilo olduğunuz değil; o kilonun ne kadarının kas, ne kadarının yağ olduğu ve vücudunuzu ne kadar güçlü ve işlevsel tutabildiğinizdir. Gerek gençken gerek ileri yaşlarda yapmamız gereken biricik şey; vücudumuzun kendi doğal hormon mekanizmalarını tetikleyecek doğru ve disiplinli direnç antrenmanlarını yaşam biçimi haline getirmektir.
