Şehir devleti kavramı, küresel sistem içinde en üst aşama olarak görülen bir kavramdır. Dünya sisteminin açıklanması açısından zorunludur. Singapur’u örnek alırsak; Malay ve İngilizlerden oluşan bir etnisite, kendisini Singapurlu olarak görür. Dünya sisteminde finansın ve üretimin merkezi haline gelerek ayrı bir yapılanmaya dönüşmüştür.
Örneklere devam edelim. Hong Kong’da ise İngilizlerin oluşturduğu sistemde etnik kimlikler İngiliz ve Çinlilere karışmıştır; Hong Kongluluk kimliği ortaya çıkmıştır. Daha kuzeyde Shenzen’de; Mavi Irmak deltası ile birlikte bu yapılanmalar, şehir merkezleri etrafında kümelenmiş teknoloji üretim alanları, en ortada da bir gökdelenle temsil edilen finans merkezi vardır.
Bu sistem, bir vücuttaki sinir merkezlerinin oluşturduğu ağ şeklinde dünya finans merkezleriyle örülmektedir. Londra, Boston, New York, Tokyo, Kuala Lumpur, Singapur ve bunlara ek olarak Dubai, elektronik ağ ile örülmüş bir finans ağları sistemidir. Bunlara bağlı alt bölgeler de vardır. Kabaca çizdiğimiz şehirler de bu noktalardadır. Bunların çevresindeyse üretim merkezlerinin yer aldığı bir dünya sistemi söz konusudur.
Bu küreselleşmiş sistemin oluşturduğu beyin ve sinir sistemi, tüm bedene yayılan merkezlerden oluşur. Şehir devletlerin, antikitedeki ilkel komünalden yani tarım komünlerinden gelişerek oluşan site uygarlıklarıyla isim benzerliği dışında benzerliği yoktur. Şehir devletler, günümüz kapitalizminin geldiği en üst aşamadaki yapılanmadır.
Tarihe dönelim. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu gibi yapılar varken kapitalizm de sömürgeci dönemindeydi. Fakat tekelci aşamaya gelindiğinde kapitalizm, dünya sisteminde kendine bağlı üretim merkezleri oluşturdu ve bu merkezlerde, meta yerine sermayenin ihraç edildiği emperyalizm ortaya çıktı. Kolonyalizm sonrası gelişen yapı, emperyalizmdir. Türkiye’de genelde ikisi birbiriyle karıştırılır. Emperyalizm, bağımlı endüstriler oluşturur. Türkiye’de Renault, Tofaş ve diğer üretimler de ithal ikamesi ile denk düşer.
Daha sonraki aşamada ise Kore, Endonezya, Malezya, Japonya gibi ülkelerde ihracata yönelik sermaye yerleşimi oldu. Bu da emperyalizmin çevresini oluşturdu. Çin de bu süreçten geçer. Shenzen, Şanghay, Tokyo gibi şehirler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan emperyalizminin uydu şehir yapılanmalarıdır.
Kapitalizm, ulus devletleri yaratarak gümrük duvarlarını kontrol edebileceği bir yapı kurmuştur. Küreselleşme ise dünya çapında yaygınlaşmıştır. Birinci Küreselleşme ABD, Avrupa ve Japonya’yı birlikte ele aldı. İkincisi ise Rusya, Hindistan, Brezilya ve Arjantin’i kapsadı. Üçüncü aşama ise Çin’i entegre etti. Sisteme entegre olmamış haydut devletler, özellikle petrol ülkeleri de vardır.
Şehir devletlerin gelişimi ise yeni bir aşamadır. Kapitalizmin en üst aşamasında merkezleri oluşturan alanlardır. Bu anlamda tanımladığımız İstanbul merkezli bir şehir devlet yapısının güneye doğru Ege kıyılarından İzmir’e, oradan Antalya, Mersin, Adana ve Antakya’ya, buralardan da Akdeniz çevresindeki şehirlerden oluşacak bir kuşak, dünya sistemindeki yeni bir merkezi oluşturmaktadır.
Bu, yanlış bir şekilde Yeni Osmanlı adıyla değerlendirilmektedir. ABD Elçisi Barrack’ın da yaptığı bu benzetme, geri bir anlayıştır. Üretimin yerleştiği alanlarda buradaki etnisiteyi Kürt, Arap, Türk gibi tanımları aşarak merkezleşmiş yapılar halinde İstanbulluluk, Adanalılık gibi yeni tanımlar oluşmaktadır. Bu yeni merkezler, tüm Akdeniz çevresinde eğlence, tatil, turizm, endüstri ve finans merkezleri yaratmaktadır. Bu, ulusal devletlerin aşılması sürecidir.
Daha önce de belirttiğim gibi; Apo, Milliyet’te çıkan tutanaklarda Altan Tan ve Sırrı Süreyya’ya yazdırdığı metinde “Anayasalar hukuksal metinlerdir, burada etnik ve dinsel kavramlar yer almaz,” söylemiyle Kürt kavramının dahil edilmesini eleştirmişti. Aynı şekilde “Anayasa’da Türk kavramının yer alması hatadır,” söylemi daha da eskidir. Apo’yla yapılan son görüşmelerde de bu kavram vardır. En büyük Kürt şehirlerinin Ege kıyılarında olması ve buna Arapların da eklenmesiyle bir ucu Basra Körfezi’nde, bir ucu Antakya’da olan bir sistemin İstanbul merkezli alana entegre edilmesi söz konusudur.
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın öne sürülmesi, Kılıçdaroğlu’nun “Dersimli Kemal” söylemi ve bu şartı öne çıkarması da hatırlanmalıdır. Bu, yerel devletçiklerin ortaya çıkması değil, merkezi devletin çevresinde dağılmış yerel yapıların oluşmasıdır. Etnik kimliğe dayanmaktan çok, demokratik ulus anlamında etnisiteyi aşan merkezlerin oluşturulması anlamındadır.
Arap, Türk, Kürt denklemi dışında Hristiyan, Nusayri, Alevi kimlikleri de söz konusudur. Suriye’den başlayan operasyon Irak’a doğru giderken bunun devamında Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem kavramlarıyla Osmanlı’nın Basra vilayeti üzerine kurulmuş bir Kerkük-Musul alanı ve güneyinde de İran’a verilmiş Dezful bölgesinin bu tarzla yeniden sisteme entegre edilmesi söz konusudur. İran’daki operasyon da tüm İran’ı kapsamak yerine bu bahsettiğimiz alanların buna dahil edilmesini hedefleyebilir. Ekonomik zorunluluk bunu emreder. İran’ın söz konusu Dezful gibi alanları, bu entegrasyon çerçevesine alınmıştır. Bu nedenle, Hakan Fidan’ın Irak’la ilgili söylemleri İran’ı da kapsadığı için bunlara tepki Şiî unsurlardan gelmiştir.
Amerika’nın yeni operasyonunun bu bölgeyi hedef alması da Küreselleşmenin getirdiği şehir devletleri olgusunun bir devamıdır. Dünyanın en büyük petrol yataklarına sahip olan Basra Körfezi’nde petrol, Amerikan mantığına göre mollalara ve şeyhlere bırakılmayacak kadar dünya sisteminin malı olarak görülür. Yeniden yapılanmanın yolu budur. Bunda da Türkiye’nin ve İstanbul’un merkez olduğu görülür.
Tarihsel olarak Venedik, Hollanda, İngiltere ve Amerika dönemleri gibi, yeni Küreselleşmede Türkiye’nin de içinde yer aldığı, şehir devletlerinden oluşan bir süreç söz konusudur. Burada deterministik bir yapı vardır. Atatürk’ün ulus devlet kavramının inkarı değil, bunu bütünleştiren bir kavrama gelinir. Atatürk, Misak-ı Milli’nin kapsamını çizerken Libya’dan, Kudüs’ten, Halep’ten, Musul’dan İstanbul’a gelen bir yapıyı dikkate almıştır. Buna Yunanistan’ın da dahil olması, Selanik ve Atina’nın da bu sistemde yer alması demektir. Fener Partiği’nin Vatikan’la İznik’te buluşması, bu politikanın yansımasıdır. Suriye’deki Amerikancı yaklaşım, Kürtlerden yana değil, Türkiye ve Suriye eksenli Beş Deniz Stratejisini vermektedir.
Şehir devletler kavramı da tüm bu tablo içinde ele alınmalıdır, antik şehir devletleri ile bir tutularak değil. Ulusal devletlerin üst aşaması ve dünya sisteminin getirdiği deterministik bir sonuçtur.
Öcalan’ın Milliyet’te çıkan İmralı tutanaklarındaki fikirlerini Kandil’le arasındaki bir kopuş olarak değerlendirmiştim. Bunu Mehrdad İzadi ile de birleştirirsek, en büyük Kürt şehirlerinin İzmir, İstanbul olduğu ve bu anlamda ulus devlet çağının alışıldığı, Kürt burjuvazisinin iktidar blokuna katılımının hedeflendiği görülür.
Bu yorumlar fütüristik bir yaklaşıma benzese de çok farklı maddi verilerin ve ilişkilerin analizinin getirdiği bir merkezileştirmeyi gösterir.
Büyük Ortadoğu Projesi’nde küçük uluslara bölme yolu denendi. Fakat başarısızlık ortaya çıktı ve vazgeçildi. Bunun yerine şehir devletler yeniden gündeme geldi. Hong Kong, ne İngiliz ne de Çinli olan ayrı bir devlet olarak teşekkül etmişti. Shenzen ve Şanghay da benzer bir süreci gösteriyordu. Kuala Lumpur, Singapur ve Tokyo bunlara örnekti; Amerika’nın oligarşik sermayesinin, Silikon Vadisi’ne yatırım yapmayanlarının geri endüstriler için Uzak Doğu’ya yerleşmesiydi.
Orta Doğu’da da petrol temelli finans merkezleri Dubai örneğindeki gibi oluşturuldu. Fakat bunlar şehir devleti potansiyeli taşımıyordu. İstanbul ve Tel Aviv daha gerçekçi seçeneklerdi. Aslında Amerikan gemilerinin Basra Körfezi’ne gelişi de Çin – İran bağlantısının kesilmesi içindi. Esas mesele budur.
İran’dan sonra sıra Türkiye’de söylemi gerçekçi değildir. Türkiye, bu operasyonun içinde merkezi alanda yer alarak dünya sisteminin yeni alanında yer almaktadır. Bu, bizim 20 yıldır yaptığımız analizlerle saptanmıştır. Şu anda Doğu Akdeniz’in Çin’le bağlantısı kesilmektedir. Hedef İran’la sınırlı değildir. Arap şeyhliklerine de Çin konusunda bir uyarıdır. Şeyhlerin petrol üzerindeki egemenliği tehlikededir. Türkiye ise Amerikan sisteminin potansiyel ortağı olarak tanımlanabilir.

