Orta Doğu’da yaşanan her kriz, her savaş ve her büyük hesaplaşma aslında sadece devletlerin gücünü değil, toplumların gerçeklerini de ortaya koymaktadır. Son gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki; hamasetle, sloganlarla ve romantik hayallerle devlet ayakta tutulamaz.
Dün olduğu gibi bugün de ayakta kalmanın temel şartı güçlü devlet, güçlü ekonomi, güçlü ordu ve güçlü millet iradesidir.
Tarih boyunca milletler dostluklardan çok çıkarların belirlediği bir dünyada yaşamıştır. Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar değil, kalıcı menfaatler vardır. Bu nedenle bir devlet, güvenliğini başka devletlerin vicdanına veya iyi niyetine bırakamaz. Kendi savunma sanayisini geliştirmek, teknolojik bağımsızlığını sağlamak ve caydırıcı güce sahip olmak zorundadır.
Yaşanan gelişmeler bir başka gerçeği daha gözler önüne sermektedir: İç cephe güçlü değilse dış tehditlere karşı direnmek mümkün değildir. Siyasi görüşü, etnik kökeni, mezhebi veya yaşam tarzı ne olursa olsun, milletin ortak paydası vatan ve devlet olmalıdır. Devletin bekası söz konusu olduğunda ayrılıkçılığa, şiddete ve teröre hiçbir şekilde müsamaha gösterilemez.
Türkiye’nin yakın tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. Millî Mücadele yıllarında da millet birlik içinde hareket ettiğinde işgale karşı zafer kazanılmış, ayrışmaların öne çıktığı dönemlerde ise büyük bedeller ödenmiştir. Aradan geçen bir asra rağmen bu gerçeğin değişmediğini görüyoruz.
Bugün genç nesillere verilmesi gereken en önemli eğitim; kin, nefret ve ayrımcılık değil, ortak tarih bilinci, vatandaşlık şuuru, millî dayanışma ve sorumluluk duygusudur. Çünkü milletleri ayakta tutan şey yalnızca silah gücü değil, ortak aidiyet duygusudur.
Aynı şekilde devlet yönetiminde liyakatten vazgeçilmesinin bedeli de ağırdır. Tarih göstermiştir ki savaşlar yalnızca cephede değil, yönetim kademelerinde kazanılır veya kaybedilir. Bilginin, ehliyetin ve tecrübenin yerini sadakat ilişkileri aldığında devletler zayıflar.
İnanç elbette toplumların en önemli manevi güçlerinden biridir. Ancak dua ile birlikte akıl, bilim, üretim, çalışma ve hazırlık da gereklidir. Tedbir almadan yalnızca temennilerle güvenlik sağlanamaz. Güçlü olmak için çalışmak, üretmek ve hazırlıklı olmak şarttır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; ayrışmaları büyütmek değil, ortak geleceği güçlendirmektir. Türkiye’nin ihtiyacı mezhepçilik, etnik ayrımcılık veya ideolojik kamplaşma değil; hukuk devleti, millî birlik, liyakat ve güçlü kurumlardır.
Tarih ders alınmadığında tekerrür eder. Geçmişin hatalarını tekrar etmemek için milletçe ortak değerlerde buluşmak ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürümek zorundayız. Çünkü güçlü devletler ancak güçlü milletlerin omuzlarında yükselir.
