Türkiye’de tarihçi olarak tanınan bir provokatör var: Murat Bardakçı. Zaman zaman olur olmaz çıkışlar yapar, gündeme ortada hiç olmayan bir tartışmayı sokar ya da hiçbir gerçek dayanağı olmayan, kendi uydurduğu bir “tezi” vatandaşa dayatır.
Bardakçı, son olarak Habertürk’te yayımlanan “Bayram Sohbetleri” adlı bir programda Atatürk’e karşı büyük bir kışkırtma yaptı, Atatürk’ün dinsiz ve din düşmanı olduğunu iddia etti. Bunu yaparken de İngiliz bir gazeteci olan Grace Ellison’a gönderme yaptı. Sözlerini aktaralım:
“1928’de çıkan kitapta, kitabın ismi ‘An English Woman in Ankara (Ankara’da Bir İngiliz Kadını)’. Atatürk’ün bir sözü var: ‘Benim bir dinim yok. Bazen tüm dinlerin denizin dibini boylamasını arzu ediyorum!’ Atatürk’ün din konusundaki söylediği sözler bunlar. Atatürk böyle diyor, ben yorum yapmıyorum.”
Bardakçı, ilk olarak “ben yorum yapmıyorum” diyerek, tamamen yalan üzerine kurduğu provokasyonunun sorumluluğundan kurtulamayacağını bilmeli. Yaptığı açık bir Atatürk düşmanı eylemdir, sorumluluğu da elbette kendi omuzlarındadır.
Murat Bardakçı’nın Atatürk’ü din düşmanı gösteren bir çıkış yapması başlı başına bir ihanet ama yaptığı bundan ibaret de değil. Bu Atatürk düşmanlığını tarih yalancılığı üzerinden yapan bir Fesli Kadir düzeyinde yapıyor. Çünkü ortada Atatürk’ün böyle bir sözü de yok!
Grace Ellison adlı İngiliz gazeteci, gerçekten de Ankara’ya gelerek Atatürk’le bir röportaj yapmıştır. Ancak bu röportajın tarihi 1922’dir. Bu dönemde, Ellison’ın, Atatürk’ün böyle bir şey söylediğine dair bir iddiası da yok. Bu iddia ne hikmetse ancak 6 yıl sonra 1928’de Ellison’ın “Turkey Today” adlı kitabında ortaya çıkıyor. 6 yıl sonra açık bir şekilde uydurulmuş bu İngiliz kışkırtmasının elbette bir kanıtı yok. Ellison öyle iddia etmiş, o kadar! Bizim “büyük tarihçimiz” Bardakçı Murat Efendi de başka hiçbir kanıta gerek duymadan, buram buram kara propaganda kokusunu bin kilometreden yayan bu yalana sarılıyor. Gelin düşünelim: Ortada lehte hiçbir kanıt yokken, hatta aleyhte birçok kanıt varken tutup bir “gazetecinin” iddiası üzerine tarih tezi kuran biri tarihçilikten doğrudan sınıfta kalmaz mı?
Bardakçı’nın uydurmasına karşı, Atatürk’ün dini, gericiliğe ve hurafeciliğe karşı savunan onlarca sözünü hemen alt alta sıralamak mümkün. Ve bunlar kayıtlara geçmiş, daha söylendiği zaman kamuoyu tarafından duyulmuş gerçek sözler. Bardakçı’ya doğrudan yanıt olması için Fransız gazeteci Maurice Perno’nun Atatürk ile yaptığı ve 11 Şubat 1924’te Akşam gazetesinde de yayımlanmış röportajdan bir kısmı aktaralım:
“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinimiz -bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum- akla muhalif, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye’ye istiklâlini veren bu Asya milleti içinde daha karışık sun’î, bâtıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu âcizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.”
Görüldüğü gibi Atatürk, açık bir şekilde hurafelere ve dinin kullanılmasına karşıdır, bunlara karşı dini de korumaya çalışmıştır. Bardakçı ise, kimliği açık bir Şeriatçı yapsa etkili olmayacağı için sözde tarihçi kimliğinin arkasına sığınarak bu haince kışkırtmayı yapmıştır.
Bardakçı’nın son günlerdeki bir diğer yalanı da Atatürk ve İnönü dönemlerinde hacca gitmenin yasaklandığını söylemesi oldu. Uyanık provokatör, burada da yine kendini garantiye alıyor ve ekliyor: “resmi yasak olmamasına rağmen…” Ortada resmi bir yasak yoksa demek ki yasak yoktur. Buyursun Bardakçı bugünkü uygulamayı eleştirsin. AKP’nin onayından geçmeyen kimse bugün hacca gidemez. Bu herkesin bildiği bir gerçek. Ama elbette bunu gündeme getiremez; çünkü iplerini ellerinde tutanlar, ona Atatürk’ü halkın gözünde din düşmanı gösterme görevi vermiştir.
Okurlarımız hatırlayacaktır. Bardakçı’nın daha önceki Atatürk düşmanı yalanı da Atatürk’ü Samsun’a gönderenin Vahdettin olduğunu iddia ederek, bir haini aklamaya kalkmasıydı. Şimdiki komplosu ise bundan da büyük bir ihanet…
Sonuç olarak Bardakçı, tarih yalanları söyleyerek Atatürk düşmanlığı yapmakla görevlendirilmiştir. İlginçtir ki, Murat Bardakçı’nın babası İlhan Bardakçı da devlete ait gizli bilgileri başka ülkelere vermekten ceza almış, Türkiye’den bu nedenle ayrılmış, Atatürk düşmanı yazılarını Almanya’dan yazıp yıllarca Zaman’da yayımlatmıştı. Demek ki birçok şey gibi bu tip görevler, hainlik ve Atatürk düşmanlığı da babadan oğula miras bırakılabiliyormuş.
Yalana ve ihanete karşı gerçeği söylemekten, Atatürk’ü ve vatanı savunmaktan geri durmayacağız!

