No Result
View All Result

Öcalan’ın yol haritası mı,
Fidan’ın Doğu Akdeniz strateji ve taktikleri mi?

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
20 Şubat 2026
in GÜNLÜK
0
Öcalan’ın yol haritası mı, Fidan’ın Doğu Akdeniz strateji ve taktikleri mi?

Öcalan’ın yol haritası, Atilla Uğur’un onu sorguladığı ve saatler süren çekimlerde anlattığı görüşlerdir. Bugün de aynıdır. Ama o günlerde HDP’ye bu konuşmalar verildiğinde, onlar Öcalan’ı yok sayıp onu İmralı’ya gömmüştü.

Günümüzde DEM ise farklı bir noktadadır. Öcalan’ın İmralı’ya gömülmüş olan düşünceleri güncel bir yol haritası olarak ortaya çıkarıldı. Bu noktada sessiz kalan Türkiye siyaseti ise Öcalan’ın temel alınmasına karşı çıkarak Suriye’de ve Irak’ta yeni bir strateji uyguladı. Bu strateji, özellikle ABD ile paraleldi. Bunun ilk örneği, Fener Patriği’nin ABD’deki faaliyetleriyle uyumlu olmasıydı. İznik Konsili’nin yıldönümünde yeni bir teostrateji, Rusya’ya karşı ekümenik Konstantinopol patrikliği öne çıkarıldı.

Suriye’de ise ABD’nin SDG ile kuracağı bir yapının gerçekçi olmayacağının ortaya çıkmasıyla strateji tamamen değişti. Peki ABD bu stratejik değişikliğe neden gitmişti? Kürt Koridoru olarak tanımlanan yerde Suriye içine girerek burada yeni Kandillerin oluşmasını engellemeyi, Şii Hilali’nin ortadan kaldırılması ve selefî cihatçıların da devreden çıkarılması gerektiğini belirtmiştim. O dönemde Sol Haber Portalı ve ulusalcı olduğunu iddia eden Aydınlık gibileri, “Üşümezsoy, Erdoğan göreve diyor” şeklinde yorumlamıştı.

O dönem görülmeyen tablo, bugün çok nettir. SDG’nin Fırat’ın batısına geçmesine izin verilmesi, Afrin’in de Antakya’ya taşmasına izin vermekti. Afrin’e operasyon yapılması ve hatta Rojava’nın parçalanarak adacıklara bölünmesi stratejisi tarafımdan savunulmuştu. Bu da ABD’nin o dönemki stratejisinin engellenmesi demekti.

Fakat Türk ordusunun kolaylıkla yapabildiği bu çıkış ile, ÖSO ve sonra SMO ile yapılan operasyonlarla görüldü ki Orta Doğu’da söz sahibi olmak isteyen bir güç, SDG’ye ve hatta Barzani’ye dayanarak ilerleyemez. IŞİD karşısında onlar da tüm ağır silahlarını bırakarak Erbil’i terk etmişlerdi. Afrin ve Münbiç’te yıllarca uğraşarak savaşmak için oluşturdukları tünel sistemini terk ederek bunları ancak kaçmak için kullandılar.

Orta Doğu stratejisinde HTŞ, biçim değiştirdi ve El Kaide’den başka bir şeye dönüştü. Bu stratejinin sonunda yılların Esad rejimi birkaç gün içinde çöktü. Putin de HTŞ konvoylarını izledi ama müdahale etmedi. Strateji değişikliği, ABD gibi Rusya açısından da geçerliydi.

ÖSO, Münbiç’ten sonra Kobani’ye ilerlerken, Amerikan Dışişleri Bakanı operasyonun şimdi yapılmamasını, Trump gelince yapılmasını istemişti. Bu bir taktik oyalama olarak da düşünülebilirdi ama gerçekte yeni bir strateji oluşuyordu. Trump, Suriye ile ittifak kuracaktı. Bu nedenle Türkiye ve SMO’nun operasyonuna gerek yoktur tezi ileri sürüldü. Bu tezi üstü kapalı bir şekilde savunan Fidan, AKP’deki Kürt milliyetçileri ve DEM tarafından hedef alındı. İstifaya çağırıldı. Ortada birleşik bir strateji ve onun taktikleri olduğunu görmediler.

HTŞ Şam’a yürürken, SMO’nun Halep’e yürümesinin önü kesilmişti. Birden bire bu güçler Suriye Ordusu kimliği alarak Halep’e ve SDG bölgelerine yürüdü. Rakka’dan sonra Haseke, Kamışlı ve Kobani’ye hiçbir direnişle karşılaşmadan ilerlediler. ABD de SDG’nin beklediği hava operasyonunu yapmadı. Ve ABD buralardan çekildi.

Türkiye’de Öcalan’ın yol haritasıyla Suriye meselesini çözeceğini düşünenler, Öcalan’ın PKK’nın Suriye’de de silah bırakmayı önermesini bekledi. Oysa ne Öcalan böyle bir şey diyebilir ne de SDG onu dinleyebilirdi.

Savaş, politikanın en yoğunlaşmış şeklidir. ABD’nin SDG’nin yanından çekilerek Suriye’nin yanına geçmesi ve Fidan’ın bunun sözcülüğünü yapması, işin rengini değiştirmişti. Silah bıraktırmayı Öcalan’ın talimatı değil, Hakan Fidan’ın formülü sağlamıştı. Irak’a böyle bir operasyon yapılması gündeme gelince Irak yetkilileri önce Fidan’ı hedef aldı, sonra özeleştiri verip özür diledi. Güç ve strateji, oyunu bozmaktadır. Diplomasi güçle yapılıyordu.

PKK stratejisinde, merkez-çevre bağlamında İstanbul doğuyu, Türkiye Kürdistan’ı sömürüyor deniliyordu. Ezen ulusun (“Türklerin”) karşısında ezilen ulusun (“Kürtlerin”) yanında durmak, demokratlığın gereğidir diyorlardı. Bu iki tarafın kardeşliği de ancak Kürt hakların savunarak olabilirdi. Barış ise bu anlamda Kürtlerin ayrılma hakkı olarak tanımlanıyordu. Oysa günümüzde bu, Izady’nin de belirttiği ve benim de Kürt “Kim”liği kitabımda anlattığım gibi belli bir Kürdistan’ın konumu artık olamazdı.

Şu anda en büyük Kürt şehirleri İstanbul, İzmir ve Adana’dır. O halde buralarda Kürt burjuvazisinin merkezi burjuvaziye entegre olması gerekir. Apo’nun da İmralı notlarında söylediği gibi artık ulus devlet devri kapanmıştı. Dinsel ve etnik temalar Anayasaya girmez demiştir. Ulus devletlerin bittiği, şehir devletlerinin başladığı noktada İstanbul ve bütün kıyılar Doğu Akdeniz’in yeni ticaret merkezidir. Türk-Arap-Kürt söylemi de hudutların varlığına karşın İstanbul merkezli yapılanma ile Adana, Mersin gibi Doğu Akdeniz kuşağında Orta Doğu’nun yeni finans ve üretim merkezlerine dönüşmesi söz konusuydu.

Bu, Singapur, Dubai, Şanghay gibidir. Ama Akdeniz kıyıları, İstanbul ve Ege, bunlardan farklı olarak tarihseldir. Türk burjuvazisi, önce İslamcı burjuvaziyle uzlaştığı gibi şimdi de Kürt burjuvazisiyle uzlaşmaktadır. Öcalan da bu noktayı vurgular. Yeni bir ulus devletin, federasyon ya da konfederasyonun anlamı kalmamıştır.

Amerikan elçisinin de Hakan Fidan ile benzer açıklamalar yapması, Türkiye’nin şartlarının bu tezleri geliştirdiğini gösterir. Ben de 20 yıldan beri bu ulus devlet meselesinin aşıldığını ve şehir devletleri döneminin geldiğini savunmaktaydım. Çevrenin ayrılması yerine İstanbul merkezli bir yapılanmaya gidileceğini, bu bölgenin burjuvalarının İstanbul’da yatırım yapmasıyla entegre olacaklarını vurgulamaktaydım. Çevre, merkezden pay almaya doğru gitmektedir.

Fidan’ın taktik ve stratejileri Marksist bir yorumla ele alındığında, Ege ve Akdeniz kıyılarının yeni sistemin ticari merkezlerini oluşturulduğu görülür. Burjuvazinin buradaki entegrasyonu da ulus temelinden çıkarak şehir devletine yönelmesidir. Okunamayan, Hakan Fidan’ın kompleks açıklamalarını örten de bu olgudur.

Dar siyasi, askerî konulara bu bütünsellik içinde bakmak gerekir. Kürt “Kim”liği, Diyarbekir Kimin Yurdu?, “Güneydoğu Kimin Yurdu?” gibi kitaplarımda bu temayı işledim. Bugün Hakan Fidan’ın tezlerini eleştiren DEM ile AKP içindeki Kürt milliyetçilerinin aslında olayı kavrayamadığı ortadadır.

Hakan Fidan CNN’deki konuşmasında, Suriye’de sonuç alındığını, sırada Irak’ın olduğunu vurguladı. Buna karşı Haşdi Şabi’ye yakın bir milletvekili, hadsiz bir açıklama yapmıştı. Bu, bize Türkiye’nin politikasına İran eksenli bir örgütten tepki gelmediğini ve İran’ın, Şii Hilali’ni Suriye’den sonra Irak’ta da kaybedeceğini gördüğünü gösterir. Bu, İran’ın Dezful bölgesine de sirayet edecektir. Bu, tüm İran’ın değil sadece bu bölgenin hedef olduğunu gösterir. Bu nedenle en büyük tepki, İran yanlılarından gelmiştir.

Suriye ve Irak’ta izlenen strateji, politika ve taktikler; geçmişte Öcalan’ın sorgulanmasında farklı bir boyut da vardı. Burada Irak, İran ve Suriye Kürtlerinin Türkiye ile birleştiği bir konfederasyon tezi vardı. Bu da HADEP tarafından kulak ardı edilmişti. Fakat bu yeni stratejik dönemde ciddiye almak zorunda kalacaklardır.

Öcalan’ın stratejisinde güç ve savaş belirleyicidir. Hakan Fidan’ın çizgisi de böyledir. DEM’in AKP ile birleşmesi de bu stratejinin parçasıdır. CHP ise bunu göremiyor ve DEM oylarını kaybetmemek adına alabildiğine açılıma, rapora destek oluyor. Bu, CHP’ye DEM oylarını da katmayacaktır.

Previous Post

Irak ve Suriye’nin 60 yıllık Baas deneyimi

Next Post

Apo, ayağına gazeteci istetmiş. Kim gitsin?

Next Post
Apo, ayağına gazeteci istetmiş. Kim gitsin?

Apo, ayağına gazeteci istetmiş. Kim gitsin?

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.