Gezginler için geçerli olan güzel bir söz vardır: “Seksen yeri tek gözle görmek yerine bir yeri seksen gözle görün.” Bu derin anlamlı söz, bir yeri tüm yönleriyle keşfetmenin önemini vurgular. Maalesef beraber seyahat ettiğim bazı kişilerle bu konuda sorunlar yaşadım. Onlar her gün yeni bir yer görmeye odaklanırken, ben bir yere derinlemesine odaklanarak tüm zenginliğini anlamayı tercih ederim. İran olayına bakarken de bu yöntemi kullanmalıyız. 2006’da yazdığım kitapta bu konuyu detaylı bir şekilde ele almıştım.
İran, o kadar büyük bir coğrafyaya sahiptir ki hiçbir güç onu tamamen elde edemez. Safeviler döneminde Osmanlılarla yapılan savaşlarda, özellikle de Tahmasp döneminde, sürekli geri çekilerek karşılarındaki orduyu yıpratmışlardır. Bu, neredeyse tüm İran coğrafyasını ve Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir alanı kapsayan bir stratejiydi. Ancak bu tarihsel olgunun günümüz için bir geçerliliği yoktur. Bugünkü İran’ın böyle bir hinterlandı bulunmamaktadır.
İran’ın Petrol zenginliği ve jeopolitik konumu
İran’a saldıranlar, sadece Zağros Dağları ile Arap platformu arasında kalan düzlüğü hedef almaktadır. İran’daki tüm petrol yatakları, Zağros Dağları’nın güneye doğru kaydığı bindirme kuşağı üzerindeki bölgededir. İran, Suudi Arabistan ve Katar petrollerinin hepsi bu “İran düzlüğü” üzerinde yer alır ve çok sınırlı bir jeolojik alanla coğrafi sınırlılık gösterir. Arap plakasının altına dalan petrol, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda semerler oluşturur. Onlar için önemli olan, Basra Körfezi kıyısındaki çöküntü alanlarıdır; yani genişliği 100 kilometreden daha dar bir koridor. “İran” denilince genellikle bu alan anlaşılmaktadır. Tarihsel İran ise kuzeydeki Azerbaycan-Hazar kıyısı petrolleriyle güneydeki Basra arasındadır. Bu alan da kuzeyi Rusların, güneyi Anglosaksonların olmak üzere paylaşılmıştır.
Harita, yukarıda bahsettiğim kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu petrol kemerlerini açıkça gösterir. Arap plakasının Zağros Dağları’nda İran altına doğru geçmesi, petrol sahalarının çubuk şeklindeki dizilimini açıklar. Bu jeolojik olay sonucunda faylar ve havzalar birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrılan bölgelerin her biri birer prenslik, krallık veya devlet haline gelmiştir. Irak, Kuveyt, BAE ve İran bu şekilde kurulmuş devletlerdir. Petrol sahaları üzerine yerleşmiş bu devletçikler, krallıklar ve prenslikler dışında İran’ın sadece bu bölgesi petrol içerir. Bu bölgelerin büyük çoğunluğu, İngilizler tarafından Osmanlı’dan kopartılarak ayrı ayrı yönetilebilen devletler haline getirilmiştir.
Büyük Ortadoğu Projesi ve petrol sahaları
Büyük Ortadoğu Projesi haritasına baktığımızda, İran petrolleri olarak bilinen Desful sahasında bir Şii Arap devleti yer aldığını görürüz. Onun kuzeyinde ise Musul, Kerkük ve Irak petrolleri alanında “Özgür Kürdistan” yer almaktadır. Sünni Arap devleti ise petrolsüz sahada konumlandırılmıştır. Bu durumda, Kürtlerin ve Şii Arapların petrol üzerindeki egemenliği sağlanmaktadır.
Demokrasi Projesi olarak sunulan bu çalışma, o dönemlerde “çok bilmiş” stratejistlerce yirmi yıl sonra petrol kalmayacağı iddiasıyla savunulmuştur. Buralarda kurulan devletler ise iktidarlarını geçmişte İngiltere’nin, bugün ise ABD’nin vasalları olarak koruyabilmektedirler.
İran’ın nükleer programı ve gerçek hedefler
İran’ın nükleer silah üreteceği iddiasıyla iki gün önce Amerikan uçakları tarafından İsfahan’daki hedefler başta olmak üzere belli noktalar vuruldu. Komik olan şudur ki Buşehr’deki nükleer santrallere dokunulmadı. Putin de burada kendi elemanlarının olduğunu vurguladı. Aslında Rusya’nın da diğerleri gibi İran’dan anladığı bölge, bu bahsettiğimiz sahadır. Buraların neden vurulmadığını anlamak için olaya “seksen gözle” bakmak gerekir.
Askeri stratejistler İran’ın büyük coğrafyasının fethedilemez olduğunu söylese de aslında kimsenin dağları ve çölleri fethetmek niyeti yoktur. Buşehr’de Putin etkin bir konumdadır ama İran’ın kuzeyindeki operasyonlara karışmamaktadır. İran’ın neden nükleer enerji elde etmeye çalıştığını anlamak için de başka bir gözle bakmak gerekir. İran bu sahaları konvansiyonel olarak koruyamaz; ancak nükleer güçle koruyabilir. Petrol sahalarını İngilizler, Amerikalılar ya da onların vekilleri ele geçirirse, İran buraları nükleer patlamalarla kirleterek kimsenin egemenlik kurmasını engellemeyi hedefliyor. İran’ın nükleer tesisleri de bu bölgededir. İsrail de bu nedenle bunları yok etmeye girişmektedir.
İran’ın tarihsel ve etnik yapısı
Bunların yanında, İran’ı değerlendirirken “üç bin yıllık devletten” bahsetmek bütünüyle yanlış bir tezdir. Şiilik, Kızılbaşlarca İran’a getirildi. Zamanla Necef’ten gelen fıkıhla bir Arap-Sasani Fars ittifakına dönüştü. Oysa Kızılbaşlık Türklerin ideolojisiydi. Bugünkü iktidar Sasani-Arap ittifakının devamıdır. Bunu Türklerin bin yıllık iktidarına karşı yerleştirenler de İngilizler ve AngloPersian petrol şirketidir. Daha sonra Fransa, Humeyni’yi bu amaçla devreye soktu. Oysa burası Rıza Pehlevi’ye kadar Türk devletiydi. Önce Selçuklular, ardından da İlhanlılar burada egemen olup burayı Türkleştirmişti. Akkoyunlular, Karakoyunlular, Celayirler, Afşarlar burada hüküm sürmüştü. Kızılbaşlık İran Türklüğünün ideolojisi olmuştur. Şii ulema ile Sasani-Arap dönüşümü yaşanmıştır. Türklüğe karşı molla rejimi de bununla konumlanmıştır.
Bugün İran’a yapılan müdahale de İran’ın petrol bölgelerini dışarıda bırakmaktadır. Mesele, Desful çöküntü alanında düğümlenmektedir. Buranın etnik yapısının Fars değil Şii Arap olması, Irak Şiiliği’nin etkisinin emperyalizm tarafından kullanılmasına yol açmaktadır. Dicle ile Zağros arasındaki petrol sahaları ise Kürtlere verilmek istenmektedir. Bu politikayı görmeden yapılan tüm tartışmalar ise havanda su dövmekten ibarettir.
Yaklaşık 20 yıl önce, 2006’da yazdığım “Petrol Şoku ve Yeni Ortadoğu Haritası” kitabımdaki tezler bugün kanıtlanıyor. Gerçeklik, 20 yıl sonra da olsa ortaya çıkmaktadır.



