Birileri rahatsız oluyor diye adımızı söylemekten çekinmeyeceğiz, öyle değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı isek ve önceliğimiz “Tam Bağımsız Türkiye” ise doğal olarak Türk’üzdür. Elbette “Türk” adının daha geniş tarihsel anlamları da var ancak bu yazıda onlara değinmeyeceğiz.
Türk Gençliğine “Kapı” gösterenler sığınacak “Kapı” arayacaklar…
Çeşitli vesilelerle yaptığım memleket gezilerinde ve bulunduğum söyleşilerde bilhassa yeni mezun gençlerin ve orta yaş sınırındaki genç insanların şikayetlerini dinlemekte ve genel umutsuzluk hallerine tanıklık etmekteyim. Ne yazık ki, bu umutsuzluk hali her geçen zaman daha da yoğunlaşmakta. Türkiye’de gençlik öylesine bir çaresizlik içinde ki, kırsaldan bir nesil önce göç etmiş ailelerin ve yeni göç etmiş geniş ailelerin çocukları tarafından bile ülkenin içine girdiği açmaz detaylıca görülebilmiş ve bu farkındalık onları “yurt dışında” yeni arayışlara itmiş durumdadır. Ancak ne olursa olsun bu arkadaşlar için “Giderlerse gitsinler” denilemez. Öncelikle bu arkadaşların büyük bir bölümünün iyi eğitim almış, ahlâklı Türk gençleri olduğunu ve 23 yıllık istibdada rağmen hemen hepsinin Cumhuriyet değerlerine bağlı aydın duyarlılığına sahip “kentli-seküler-milliyetçi” profilde gençler olduğunu belirtelim.
Bu hakikatin rejimi ve yardakçısı/ hastalıklı MHP’yi rahatsız ettiği çok açık fakat maalesef düzelmeleri artık çok zor. Asıl ümitsiz vaka onlardır ve bu nedenle kendilerine şifa bile dilemiyorum, telef olacaklar. Ama zulümleri arttıkça sonları da o derece şedit olacak!
Geçmiş yıllarda Bursa Nutku’nun olup olmadığı daha doğrusu Atatürk‘ün devrimci gençliğe bir söylev biçiminde o kıvılcımı tek celsede çakıp çakmadığı hep tartışıldı. Ben o kadar derinlemesine girmeyeceğim. Büyük Nutuk‘un sonunda meşale gibi yanan Gençliğe Hitabe yol yürümek isteyenler için fazlasıyla yeterli olacaktır.
Dünya değişti ama Çakallığın karakteri bakî…
Bu utanmaz rejim ve aparatları biraz daha gözünü karartsa ve ortada başkaca bir kurtuluş yolu kalmasa, emin olun dar ağaçlarını bile kurmaktan çekinmezler ama dünya artık öyle bir dünya değil. Fakat sonuçta 53 yıl önce gençleri dar ağacına gönderen satılık adamların izdüşümleridir bunlar. Aslına bakarsanız anladıkları tek dil kabalık ve doğrudan tehdit. Elin Amerikalısı bizi bizden daha iyi tanıyor. ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in dediği gibi “Dediklerini yaptırmak istiyorsan dişini göstereceksin!”
Bu tespit neredeyse tam isabet doğru bir tespittir. Sert yaptığında hemen kuyruğunu kıstırıp geri vites yaparlar ve yalvararak durumu kurtarmaya çalışırlar. Zayıf olduğunu anladıklarında ise yandın… İstediğin kadar haklı ol, anında tepene çöker doğduğuna pişman ederler insanı.
Kendini Kurt sanan çakalların küçük dünyası işte…
Mütecavize misliyle karşılık vereceksin yoksa daha beterini yapar!
Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Özsoy geçen günkü yazısında anlattı bunları ve yerden göğe kadar haklıydı. Evet soruyorum; “CHP’nin eli armut mu topluyor?” O taraklarda bezleri yoksa yerli sol söylem etrafında bir araya gelmiş Türk gençliğine müracaat etsinler. Bu efendilikle olmayacak çünkü. Dişini göstereceksin!…
Özgür Özel’e saldıran adam, aile tecavüzcüsü bir suç makinesi çıktığı için savunmaya cesaretleri olmadı ama eşkıyalığa prim vermekten geri durmayacaklar. Kemal Bey zamanında inek hırsızı ve uğursuz bir sürü tip posta koyar, genel başkanı darp ederdi. Ecevit’e karşı sayısız suikast girişimi oldu, Allah fırsat vermedi. Batı Cephesi Ordular Komutanı İsmet Paşa’yı “Hain, asker kaçağı” diye taşladı bu necip millet(!)
Daha ne demeli…
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!
Onca baskı, zulüm, sansür vs. artık en ahmak olan bile anladı ki bu rejim bir suç konsorsiyumudur ve yeri geldiğinde kendi düzenine çomak sokanlara yargı sopasını, o da yetmezse fiziksel şiddeti kullanmaktan çekinmeyen bir çetedir.
“Telef olacak” tehditleri üstüne adam gönderip göz dağı vermek.. Beyazıt Meydanı’nda milletin çok açık teveccühüne rağmen mitingi karanlığa boğmaya çalışmak… Gecenin bir yarısı Ekrem İmamoğlu’nun X hesabına erişimi engellemek…
Nedir bunlar çok açık değil mi?
Şimdi bu manzara karşısında gençlik yeise düşmüşse kabahat bu gençlerde midir?
Dahası, gençliğine düşman, umutlarını karartmış bir ulus daha ne kadar ayakta durabilir?

