Ekrem İmamoğlu’na “kamu görevlisine hakaret” gerekçesiyle verilen “siyaset yasağı” cezası ve ertesinde yaşanlar önümüzdeki dönem ve siyasetteki güç dengeleri açısından belirleyici olacak.
Mahkemenin verdiği karar gelecekte hatırlanacak tarihi bir karardı. Ancak karar sonrası yaşanlar da en az mahkemenin kararı kadar önemli.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarının günler öncesinden “mahkemenin ceza verme eğiliminde olduğunu” açıklamaları, İmamoğlu’nun da aynı şekilde henüz karar açıklamadan halkı Saraçhane’ye çağırması bu cephe açısından sürecin doğru okunduğunu ve anlaşıldığını gösteriyor.
Yaygın biçimde yapılan “O kadarını yapamazlar.” propagandasına kapılmayıp doğru öngörüde bulunmak ve halkı da bu noktada tepki göstermeye çağırmak İmamoğlu açısından doğru bir tavırdır ve önemlidir. Muhalif kesimde uzun süredir yapılan “Sokağa çıkmayacağız, tuzağa düşmeyeceğiz.” tavrının ne kadar anlamsız olduğu böylesi anlarda daha belirgin biçimde ortaya çıkıyor.
“Sokak” ve “direniş”, iktidarın gücüne ve propaganda aygıtlarına karşı muhalefetin en önemli silahı. İmamoğlu İstanbul seçimlerin iptalinden sonra halkı direnişe çağırmıştı, dün de Saraçhane’ye çağırarak siyasetin nasıl yürütüleceğine dair önemli bir mesaj verdi. Bu yüzden de İmamoğlu sürecin kazananıdır.
İmamoğlu’nun çağrısına uyarak Ankara’dan İstanbul’a gelen Meral Akşener de bu sürecin mutlak kazananıdır ve İmamoğlu’yla kucaklaştığı fotoğraf karesi tarihe geçmiştir.
İmamoğlu ve Akşener’in verdikleri bu tarihi mesaj, 6’lı masa toplantılarında alınan kararlardan çok daha önemli ve etkileyicidir. Gezi’de birleşen halk, Saraçhane’de de birleşmiş ve yok edilmesi zor bir dayanışma yaratmıştır.
Elbette bu dayanışmanın mimarı da Meral Akşener’dir. Akşener’in İstanbul’a geçmesi böylesine kritik bir davanın karar gününde Almanya’da bulunan gurbetçi Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu da apar topar Türkiye’ye gelmek zorunda bırakmış ve böylelikle halkın sivil direnişi muhalefet partilerinin tepkisiyle birleşmiştir.
Kılıçdaroğlu’nun bu sabah “Davanın böyle biteceğini tahmin etmiyordum.” demesi tarihe geçecek bir itiraf ve öngörüsüzlüktür. Kamuoyunda davanın itiraz sürecinin çok kısa sürede bitirilebileceği yönde görüşler belirtilmişken, Kılıçdaroğlu’nun davanın istinaftan döneceğini söylemesi ve “Ankara’da hakimler var.” demeci CHP Genel Başkanı’nın açılan davanın siyasi bir dava olduğunu ve siyasi yasak kararının yargı iradesiyle alınmadığını hala göremediğini göstermektedir. Böylesine bir öngörüsüzlüğün seçim sürecinde iktidarın sandık oyunlarını fark edebileceğini düşünmek artık hayalperestliktir.
Kılıçdaroğlu böylesine bir günde Almanya’ya gitmeyi tercih ederek tarihe “gurbetçi genel başkan” olarak geçmiştir. Basına açık konuşmasında İmamoğlu’na Aziz Kocaoğlu’nu emsal olarak göstermesi de süreci hiç anlamadığının başka bir kanıtıdır.
Bununla birlikte bu kararın aslında “danışıklı dövüş” olduğunu ve İmamoğlu’nu güçlendirmek için alındığını söylemek de iyi bir AKP propagandasıdır. Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki hayata basit bakmak ve görünen üzerinde yorumlar yapmak yerine elimizi kafamızın arkasından dolaştırıp kulağımızı kaşımaya çalışıyoruz. 20 senelik iktidarın yarattığı – AKP’lisiyle ve muhalifiyle – her olayın arkasından komplo teorisi üreten bir insan tipi oldu.
Muhalif olduğunu söyleyen Ümit Özdağ’ın “AKP ve İmamoğlu’nun anlaştığını, kararın bu anlaşma sonucunda alındığını” söyleyerek bu komplo teorisini piyasaya salması ibretliktir. Özdağ’ın kafası İmamoğlu’nun karardan “mutlu olduğunu” söyleyerek kararın iktidara rağmen alındığını söyleyen AK trol kafasıyla aynı çalışmaktadır.
Komplo teorileri küçüktür ama mide bulandırır. Bu hastalıklı bakış açısı bir virüs gibi yavaş yayılır ama etkisi ortaya çıktığında yapılacak çok da fazla bir şey kalmaz.
Erdoğan’ın geçmişte aldığı cezayı ve İmamoğlu’nun aldığı cezayı eşleştirmek ise ciddi bir akıl tutulmasıdır. Türkiye artık demokratik kuralların işlediği ve seçimlerin serbestçe yapıldığı bir ülke değil. Mühürsüz pusulalar geçerli sayıldığında, İstanbul seçimleri iptal edildiğinde bunu açıkça gördük. Kaldı ki AKP içinden bir “Deniz Baykal’ın çıkacağını ve İmamoğlu’nu siyasi yasaktan kurtaracağını” beklemek mevcut siyasi rejimi anlamamaktır. Siyasi İslamcıların artık tüm muhalefete kan kusturacağı bir dönemi yaşıyoruz ve buradan “uzlaşma” çıkmayacak.
İmamoğlu kararı kesinleşmemiş olsa bile her an “kesinleşme ihtimali” bir kılıç gibi sallanacak ve bu belirsiz durum üzerinden muhalefetin en güçlü adayının önü kesilecek. AKP’lilerin “yargının bağımsız olduğunu” söylemesi ise klasik bir pişkinlik. Açıkça itiraf etmeleri zaten saçmalık olurdu. “AKP’liler bile karara karşı çıkıyor.” diyerek yargının bağımsızlığına inanmak için fazlaca saf olmak gerekiyor.

